"Türk Dünyasının Öncüleri -10: Kazak şair ve besteci Estay Berkimbayulı" konferansı

Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı TÜRKSOY’da,  "Türk Dünyasının Öncüleri -10; doğumunun 150. yılında ünlü Kazak şair ve besteci Estay Berkimbayulı" konferansı düzenlendi.TÜRKSOY Genel Sekreterliği Konferans Salonu’nda Genel Sekreter Düsen Kaseinov’un evsahipliğinde 8 Aralık 2018 tarihinde düzenlenen konferansa, Kazakistan Pavlodar Velayet Meclis Başkanı Bahıt Bekseyitova, Pavlodar Vilayeti Vali Yardımcısı Aliya Arınova,  Pavlodar Devlet Pedegoji Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Altınbek Nuhulı, Pavlodar Devlet Pedegoji Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Muhit Omarov, Kazakistan devlet sanatçısı Şahmardan Abilev, bestecinin torunlarından Abılkak Tügelbayev, Köktuğ Kazak Kültür Derneği üyeleri, basın mensupları ve çok sayıda sanatsever katıldı.Konferansın açılışında konuşan Genel Sekreter Kaseinov, şair ve besteci Estay Berkimbayulı’nın çağdaş Kazak müziğini geliştirmekle beraber geleneksel müziğin de ruhunu koruyup yaşatarak gelecek kuşaklara aktarılmasında müstesna rol oynamış nadir şahsiyetlerden olduğunu söyledi. Etkinliğin düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren ve TÜRKSOY’un kuruluşunun 25. Yılını kutlayan Bahıt Bekseyitova, Estay’ın, şarkıları geniş kitlelere yayılan dünya çapında tanınan yetenekli ozan olduğunu vurgulayarak,  "Estay, Kazak müziğinin önemli bir temsilcisidir. Estay Berkimbaylulı'nın yüz ellinci doğum günü, tüm Kazakistan'da kutlanmaktadır." şeklinde konuştu.Kazakistan devlet sanatçısı Abilev ise konuşmasında, Estay Berkimbayulı'nın eserlerinin genç nesiller tarafından da sevilerek söylenen ve ünü giderek yayılan çok özel bir besteci olduğunu belirterek, "Onun yaptığı çalışmalar Türk dünyasına aşk ile ifade edilebilir." değerlendirmesinde bulundu.TÜRKSOY’un Türks Dünyası’nın müziğini, sanatını, kültürünü, tarihini, geleneklerini ve diğer zenginliklerini dünyaya tanıtan bir kuruluş olduğunu vurgulayan Şahmardan Abilev, TÜRKSOY çatısı altında düzenlenen etkinliklerin tarihi nitelik taşıdığını ve torunlarına anlatacak hikayeler barındırdığını dile getirdi.  Berkimbayulı’nın sadece Kazak halkının değil aynı zamanda Türk dünyasının şarkıcısı ve bestecisi olduğunu belirten Abilev, sanatçının şarkılarının çeşitli halklar tarafından sevilerek söylendiğini kaydetti.Şahmardan Abilev,  Berkimbayulı’nın eserlerinden örnekler seslendirdi.Açılış konuşmalarının ardından panel konuşmalarına geçildi. Panelde konuşan Prof. Dr. Altınbek Nuhulı, Prof. Dr. Muhit Omarov,  Abılkak Tügelbayev sanatseverlere bestecinin hayatı ve yaratıcılığı hakkında bilgi sundular.Konferansın sonunda Estay Müzik Okulu Müdürü, ses sanatçısı Medgat Manapov bestecin Estay Berkimbayulı’nın “Jaykonır”, “Bir mıskal” ve “Yüranay”, Kazakkonsert Devlet konser birliği solisti, Askar Mukiyat ise “Korlan”, “Sandağuş” ve “Koştasu” şarkılarını icra ettiler.Etkinlik, Genel Sekreter Düsen Kaseinov tarafından, Bahıt Bekseyitova'ya “TÜRKSOY 25. Yıl” hediye tabağı, Prof. Dr. Altınbek Nuhulı’ya da “Cengiz Aytmatov” madalyası ve "Mağcan Cumabay" hediye tabağı, sanatçı Şahmardan Abilev'e "TÜRKSOY 25. Yıl" madalyası, katılımcılara da sertifikalarının takdim edilmesinin ardından aile fotoğrafının çekilmesiyle sona erdi.

Türkiye Uzay Ajansı kuruldu

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Türkiye Uzay Ajansı kurulmasına ilişkin karar Resmi Gazete'de yayımlandı.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan kararla, Türkiye Uzay Ajansının kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esaslar düzenlendi.Kararnamede belirlenen görev ve yetkileri yerine getirmek üzere tüzel kişiliği haiz, idari ve mali özerkliği ile özel bütçeye sahip olacak Ajans, Cumhurbaşkanınca belirlenen politikalar doğrultusunda "Milli Uzay Programı"nın hazırlanarak hayata geçirilmesi için çalışmalar yürütecek.Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile ilgili olacak Ajans, uzay ve havacılık bilimi ve teknolojilerine yönelik orta ve uzun vadeli amaçları, temel ilke ve yaklaşımları, hedef ve öncelikleri, performans ölçütlerini, bunlara ulaşmak için izlenecek yöntemler ile kaynak dağılımlarını da içeren stratejik planlar hazırlayacak.Türkiye Uzay Ajansının görevleri arasında rekabetçi bir uzay ve havacılık sanayinin geliştirilmesi, toplumun refahı ve milli menfaatler doğrultusunda uzay ve havacılık teknolojilerinin kullanımının yaygınlaştırılması, uzay ve havacılık teknolojileri alanında bilimsel ve teknolojik altyapıların ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, kapasite ve yeteneklerin artırılması, uzaya bağımsız erişim imkanı sağlayacak tesis ve teknolojilerin kazanılması, uzay ve havacılık bilimi ve teknolojileri alanındaki uzmanlık ve bilgi birikiminden milli sanayinin diğer sektörlerinin de yararlanabilmesi için gerekli çalışmaların yapılması bulunuyor.Ulusal kapsamda ve Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) nezdinde yürütülen spektrum ve yörünge tahsis ve koordinasyon faaliyetleri ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından yürütülen görevler hariç olmak üzere uzay araçları ve uzay yer sistemlerine ilişkin ulusal egemenlik kapsamındaki hakların kullanımına karar vermeye yetkili olacak Ajans, bu hakların yönetimi ve kullandırılmasına yönelik usul ve esasları belirleyerek, bu haklarla ilgili ulusal yükümlülüklerin gereklerini yerine getirecek.ULUSAL VE ULUSLARARASI KURULUŞLARLA KOORDİNASYONU YÜRÜTECEKUzay yer istasyonlarının işletilmesine yönelik sözleşme imzalamak, uzay yer istasyonları arasında koordinasyonu sağlamak, Türkiye'nin uzaya yönelik hak ve menfaatlerinin korunması ve güvence altına alınması için ulusal ve uluslararası kuruluşlarla koordinasyonu yürütmekle yetkili olacak Ajans, milletlerarası andlaşmalar uyarınca uzaya fırlatılan nesnelerin kayıtlarını devlet adına tutacak ve Birleşmiş Milletler nezdinde tescil işlemlerini gerçekleştirecek veya tescil işlemlerini gerçekleştirmek üzere yetkilendirme yapacak.Ticari, bilimsel ve araştırma-geliştirme amaçlı uzay operasyonları ile insanlı veya insansız uzaya erişim ve uzayın keşfine yönelik operasyonları yaptırmak veya yapılmasını koordine etme görevini yürütecek Ajans, uydu, fırlatma araç ve sistemleri, hava araçları, simülatörler, uzay platformları dahil uzay ve havacılıkla ilgili her türlü ürün, teknoloji, sistem, tesis, araç ve gereçlerin tasarımı, üretimi, entegrasyonu ve gerekli testlerinin yapılmasını sağlamak amacıyla plan, proje ve çalışmalar gerçekleştirecek.Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör kuruluşları tarafından uzaya gönderilecek uydu ve uzay araçlarının yurt içinden fırlatılmasına, yörüngeye yerleştirilmesine ve geri döndürülmesine ilişkin gerekli izinleri vererek koordinasyonu sağlayacak Ajans, uydu ve uzay araçlarının yurt dışından fırlatılmasına, yörüngeye yerleştirilmesine ve geri döndürülmesine ilişkin bildirimleri da kayıt altına alacak.UZAY VE HAVACILIĞA YÖNELİK İLGİ VE MERAKIN GELİŞTİRİLMESİNE ÖNCÜLÜK YAPACAKTürkiye Uzay Ajansı, uzay ve hava araçları ile uzay yer sistemleri alanında her türlü tasarım, analiz, üretim, test, operasyon ve entegrasyon faaliyetlerini düzenleyip, izleyerek ve gerektiğinde bu hususlarda yetkilendirme yaparak gerekli süreçleri yürütecek.Uzay ve havacılık bilimi ve teknolojilerinin; ülke kalkınması, milli güvenliğin sağlanması, kamu sağlığının ve çevrenin korunması, doğal kaynakların ve tarımsal verimliliğin tespit edilmesi, doğal afetlerin erken tespitinin yapılması ve doğal afetlerden kaynaklanan hasarların azaltılması, milletlerarası andlaşmalar ve yükümlülüklerin takibine yönelik kullanılması amacıyla yapılacak çalışmalarda ilgili kurumlar ile koordinasyonu sağlayacak olan Ajans, ülke genelinde uzay ve havacılık alanında bilim ve teknolojilere yönelik ilgi ve merakın geliştirilmesinde de öncülük yapacak.Ajans bu amaçla faaliyet alanlarında kamuoyuna ulaşmak için gerekli yayınları yaparak, her türlü iletişim ortamında içerik hazırlayıp sunarak etkinlikler gerçekleştirecek ve bu amaca yönelik faaliyetleri destekleyecek. QHA

TurkicMedia yazarımız Gökhan Güler sputnik'e konuştu; Yunanistan Türk Akimi'na girebilmek için East-med blöfü çekiyor

Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Yorgos Katrungalos’a göre Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras’ın son Moskova ziyareti sırasında Türk Akımı doğalgaz boru hattının Avrupa güzergahları da görüşülmüştü.Yunanistan’ın, Türkiye’den Avrupa’ya akacak olan Rus doğal gazının Yunan topraklarından geçmesini istediği bilinmektedir. Ancak Atina bu konuda yalnız değil. Bulgaristan da “Türk Akımı” projesi kapsamında transit ülke rolünü üstlenmek istiyor. Yunanistan’la zor ve karmaşık ilişkileri olan Türkiye’nin bu konuda ne düşündüğü merak edilmekte.Konuyla ilgili Sputnik’e konuşan KKTC’nin Akdeniz Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri (Cumhuriyet Meclisi eski Özel Kalem Müdürü), TurkicMedia yazarımız, enerji uzmanı Gökhan Güler, şu değerlendirmelerde bulundu.Son dönemde Yunanistan’ın, Türk Akımı Projesine dahil olma çabalarını arttırarak East-Med Projesinden uzaklaştığı gibi görünüyor. Peki, Türkiye, Yunanistan ile olan ilişkileri göz önünde tutulursa, Yunanistan’ın Türk Akımı Projesine dahil olma perspektiflerini nasıl değerlendiriyor?Öncelikle en başta şunu ifade etmek gerekir: Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon rezervlerinin Avrupa’ya taşınabilmesi maksadı ile gündeme getirilmeye çalışılan East-Med projesi rekabet edebilirlikten uzak siyasi bir projedir. East-Med projesinin izleyeceği açıklanan güzergah bakımından projenin fiziki ve güvenlik durumları göz önüne alındığında projenin uygulanabilirliği, konunun uzmanları açısından pek mümkün görünmemektedir. Gerek fiziki, gerek güzergah, gerek güvenlik ve gerekse bölgedeki sınırlı hidrokarbon kaynaklarının Doğu Akdeniz’den Avrupa’ya taşınması rezerv miktarı bakımından ciddi riskler içermesi nedeniyle East-Med projesi, konunun uzmanlar tarafından rasyonel görülmemektedir. East-Med projesi, öyle anlaşılıyor ki, blöf olarak ileri sürülerek kağıt üzerinde kurgulanmış bir proje.Öte yandan East-Med projesi ile sözde Güney Kıbrıs, İsrail ve Mısır Gazı Avrupa’ya taşınmak isteniyor. Bu üç ülkenin hidrokarbon kaynakları birleşse dahi Rus gazı ile boy ölçüşmesi ve dolayısı ile rekabet edebilmesi mümkün görünmemektedir.Enerji konusunda Türkiye, Yunanistan’a karşı sağduyulu bir yaklaşım ortaya koyuyor. Bunu TANAP projesinin devamı olan TAP projesinde görmek mümkün. Bununla birlikte Türkiye, Yunanistan’ın da içerisinde bulunduğu East-Med projesine karşı ihtiyatla yaklaşıyor.Türkiye, Yunanistan’ın Türk Akımı projesine katılımı konusunda tabi ki Rusya ile istişare edecektir. Türk Akımı projesinde Türkiye’nin sınır komşusu olan hem Yunanistan hem de Bulgaristan’ın yer alması söz konusudur. Türk Akımı büyük bir proje olması açısından her iki ülke de bu proje içerisinde uygun şartlar oluşması içerisinde yer alabilecek gibi görünüyor. Şu anda Yunanistan, Bulgaristan’ın yerine direk kendisi yer almak istemektedir. Sonuçta her iki ülke hem Türkiye ile sınır komşusu hem de AB üyesidir. Dolayısıyla bu tür konular, uygun şartlar oluşması ve uzlaşı ile çözülebilecek konulardır.Dediğiniz gibi Yunanistan, şu anda TAP boru hattıyla TANAP'ın içerisinde. Yani Yunanistan'ın Türkiye ile enerji transferi alanında bir işbirliği var. Öte yandan Yunanistan'a alternatif olarak Bulgaristan da var karşımızda. Sizce sonunda hangi güzergah tercih edilecek?TANAP projesinin amacı, Azerbaycan’ın Hazar Denizi’ndeki Şah Deniz 2 Gaz Sahası ve Hazar Denizi’nin güneyindeki diğer sahalarda üretilen doğal gazın öncelikle Türkiye’ye, ardından Yunanistan’ın TAP boru hattı üzerinden Avrupa’ya taşınmasıdır. Yunanistan, TAP ile TANAP projesinin içerisinde yer almasına karşılık, TANAP projesine rakip olarak gösterilmeye çalışılan EAST-MED projesinin de içerisindedir.Yunanistan, Türk Akımı içerisinde yer alabilmek için East-Med kartını ileri sürebilir. Ama bu durumda İsrail, Kıbrıs Cumhuriyeti, Mısır ve AB’nin tepkisiyle karşı karşıya kalacaktır.Türk Akımı çok büyük bir proje. Bu projenin Bulgaristan üzerinden yapılacağı yönde basında bazı iddialar çıktı. Projenin ana aktörleri isterlerse belki de hem Bulgaristan hem de Yunanistan güzergahı aynı anda kullanılabilir.Bulgaristan şunu söyleyebilir: TAP farklı bir proje olsa da Yunanistan onun içinde. Türk Akımı’nda ise biz tercih edilmeliyiz. Bu nedenle Türk Akımı konusunda öyle anlaşılıyor ki, daha pekçok istişare yapılarak bazı uzlaşmalar aranmaya çalışılacaktır.https://tr.sputniknews.com/

Kazakistan'ın bağımsızlığının 27. yıl dönümü

Kazak Adırna Folklor ve Etnografya Müzik Topluluğu, Kazakistan'ın bağımsızlığının 27. yıl dönümü vesilesiyle başkentte konser verdi.Kazakistan'ın Ankara Büyükelçiliğinin ev sahipliğinde Devlet Opera ve Bale Sahnesi'nde düzenlenen konsere, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı Başkan Yardımcısı Sait Yusuf, TÜRKSOY Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Fırat Purtaş, Kök Tuğ Kazak Kültür Derneği Başkanı Lezzet Mülazımoğlu ve çok sayıda davetli katıldı.Kazakistan'ın Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekulı, burada yaptığı konuşmada, yapılan kültürel etkinliklerin iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişimini sağladığını belirterek, "Bu tür etkinlikler, birbirimizi yakından tanımaya vesile oluyor, kardeşliğimizi pekiştiriyor." dedi.Kazak halkının, Türk tarihinin bir parçası olduğunu vurgulayan Saparbekulı, Türk medeniyetinin tanıtılması gerektiğinin altını çizdi.Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Topçu da Kazakistan'ın hem Türkistan coğrafyası hem de bütün dünyaya katkılarının olduğuna işaret ederek, "Kazak ve Türkler, farklı beşiklerde büyümüş iki öz kardeştir." ifadesini kullandı.Kök Tuğ Kazak Kültür Derneği Başkanı Mülazımoğlu ise iki ülke arasındaki ilişkilerin stratejik ortaklık düzeyine ulaştığını belirterek, Kazak-Türk temaslarının kardeşlik, dostluk ve saygı üzerine kurulduğunu söyledi.Konser, Kazak türkülerinin yerel enstrümanlar eşliğinde söylenmesiyle devam etti.TRT Avaz 

Kırgızistan'da "8. Uluslararası Kısa Film Festivali" başladı

Kırgızistan'ın ev sahipliğinde düzenlenen "8. Uluslararası Kısa Film Festivali" başladı.Başkent Bişkek'te Manas Sineması'nda, Kırgızistan Kültür, Enformasyon ve Turizm Bakanlığı, Kırgız Milli Aytış Vakfı ve Kırgızistan Sinemacılar Birliği'nin desteğiyle, yapımcı Farhad Bekmanbekov'un organizasyonunda düzenlenen festival kapsamında "Kırmızı Halı" geçişi yapıldı."Kırgızistan-kısa filmlerin ülkesi" sloganıyla düzenlenen festivalin açılış töreninden önce Manas Sineması önünde, dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un doğumunun 90. yıl dönümü dolayısıyla Aytmatov'un "İlk Öğretmen", "Cemile" ve "Beyaz Gemi" eserleri sahnelendi.Yönetmen ve milletvekili Sadık Şer-Niyaz, törende, "Bu festivali, genç yönetmenlerin yolunu açmak ve onları bir araya getirmek için düzenledik. Bugün bu festivalin yaşatılıyor olmasından dolayı çok mutluyum. Sinemanın gelecek kuşakları birbirine daha yakın olacak ve birbirini daha iyi anlayacak. Sinema yaşamında yürüyenlerin önü açık olsun. Cengiz Aytmatov yıldızının ışığı size parlasın." dedi.Festivalde, Bağımsız Devletler Topluluğu üye ülkeleri, Gürcistan, Baltık ülkeleri ve Kırgızistan'dan katılan yönetmenler tek tek sahneye çağrılarak tanıtıldı.Dört gün sürecek festivalde 29 film gösterimi yapılacak. Söz konusu filmler, "en iyi kısa film", "en iyi görüntü yönetmeni", "jüri özel filmi" ve "izleyici ödülü" dallarında yarışacak.Festival kapsamında öğrenci atölyeleri, söyleşiler ve basın toplantıları düzenlenecek.Ödüle layık görülen kısa filmler, 15 Aralık günü festivalin gala gecesinde açıklanacak.TRT Avaz 

Vefatının 15. Yılında Aliya İzzetbegoviç Anma Programı

Türk Dünyası Belediyeler Birliği (TDBB), Zeytinburnu Belediyesi ve Aliya İzzetbegoviç Müzesi İşbirliğinde Düzenlenen, “Vefatının 15. Yılında Aliya İzzetbegoviç Anma Programı” (Panel-Sergi-Kitap Tanıtımı), 14 Aralık 2018-Cuma, Saat: 18.00’de Zeytinburnu Kültür Sanat Merkezinde Yapılacaktır.Bilgilerini ve katılımınızı diler, saygılar sunarız.

Kazakistan girişimde bulundu, Çin'in alıkoyduğu 2000 vatandaşını kurtardı

Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, Çin'in alıkoyduğu 2000 Kazak vatandaşı için ülkeden çıkış izni alındığını belirtti. Çin, Doğu Türkistan'daki Uygur Türkleri ile akrabalıkları bulunan Kazak vatandaşlarına da baskı uyguluyordu.Kazakistan Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Aibek Smadiyarov, Çin’in ülkeden çıkışlarına izin vermediği için Kazakistan'a dönemeyen Kazak vatandaşlarının durumu hakkında konuştu.Tengrinews haber ajansına göre Kazak yetkili, "Çalışmalar devam ediyor. Tutuklanmadıklarını söylemek istiyorum, ama Çin'i terk edemiyorlar. Bu nedenle, şimdi konsolosluklarımız bunun için çalışıyor. Tüm detayları öğreniyoruz, hangi şartlar altında olduklarını, nerede olduklarını ve nasıl Kazakistan’a gelecekleri üzerine diplomatik kanallar  ile Çin tarafıyla çalışıyoruz." şeklinde konuştu.ÇİN'İN ALIKOYDUĞU 2000 KAZAK İÇİN ÇIKIŞ İZNİ VERİLDİAyrıca Smadiyarov, Çin’in ülkedeki iki binden fazla etnik Kazak’ın ülkeden çıkmasına izin verdiğini de sözlerine ekledi. Kazakistan Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, "Daha önce de belirttiğimiz gibi, Çin tarafının ülkede yaşayan iki bin Kazak vatandaşını bırakma izni verilmişti." dedi.Ağustos ayında, Kazakistan Dışişleri Bakanı Kayrat Abdrahmanov, Çin'deki etnik Kazakların sorunları hakkında çifte vatandaşlığa sahip insanlar için sorunlar olduğunu, oturma izni alan Çin vatandaşlığına sahip insanlar için sorunların bulunduğu ifade etmişti. Abdrahmanov, gazetecilere Çin hükümeti ile aralarında resmi düzeyde müzakereler düzenlediklerini, Nisan ayında resmi bir ziyaret için Çin'de bulunduğunu ve bu sorunları gündeme getirdiğini belirtmişti.ÇİN, UYGUR TÜRKLERİ İLE AKRABA OLAN KAZAK VATANDAŞLARINI DA TOPLAMA KAMPLARINDA TUTUYORBilindiği üzere Çin Komünist Partisi yönetimindeki Çin'de, anavatanları Doğu Türkistan'da yaşayan milyonlarca Uygur Türkü'ne yönelik baskı ve asimilasyon politikası devam ediyor. Çin, yeniden eğitim adı altında ülkede kurduğu sayıları binleri bulan toplama kampında milyonlarca Uygur Türkü'nü baskı ve zora dayanarak tutuyor. Bu kamplarda yaşanan insan hakları ihlalleri dünya gündemini her geçen gün daha da ciddi şekilde meşgul ediyor.Uygur Türklerinin akrabaları sınır komşuları Kazakistan'da da bulunuyor. Bu vesileyle, akrabalarını ziyaret etme maksadıyla ülkeye giren Kazak vatandaşları da benzer şekilde kamplarda tutuluyor. Çin'in sadece kimlik siyaseti güderek asimilasyon politikaları yürütmesi diğer ülkeleri ve vatadaşlarını da olumsuz etkiliyor. QHA

Aytmatov "Ömür Var Asra Bedel" etkinliğiyle anıldı

Yazar Cengiz Aytmatov'un doğumunun 90'ıncı yılı dolayısıyla Ankara'da Kültür ve Turizm Bakanlığı, Keçiören Belediyesi ve Yunus Emre Enstitüsü iş birliğinde "Ömür Var Asra Bedel" etkinliği düzenlendi.Burada konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, Bakanlığın Türk medeniyetine katkı sunan yazarları, sanatçıları, siyasetçileri, düşünce adamlarını çok iyi anlamak ve anlatmak için var gücüyle çalıştığını belirtti. "Dünyanın en çok okunan yazarlarından biri Cengiz Aytmatov'un eserlerinde anlattığı değerleri, ne kadar çok okur ve gençlerimize anlatırsak kendi medeniyetimize katkı sunmuş oluruz." ifadelerini kullandı.Cumhurbaşkanlığı Yerel Yönetim Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şükrü Karatepe de Cengiz Aytmatov'un romanlarının hayatın gerçekleri ile örtüştüğünü ve toplumun sosyokültürel yapısını çok iyi yansıttığını söyledi.- "Eserleri 168 ülkede 70 milyondan fazla insana ulaştı"Kırgızistan'ın Ankara Büyükelçisi İbragim Dzhunusov ise Aytmotov'un eserlerinin dünya var oldukça yaşayacağını ve okunacağını belirterek, dünyaca ünlü yazarın böylesine anlamlı bir şekilde anılmasından onur duyduğunu ifade etti.Dzhunusov, "Aytmatov'un eserleri 168 ülkede 70 milyondan fazla insana ulaştı. UNESCO'ya göre dünyada William Shakespeare ve Lev Tolstoy'dan sonra en çok okunan üçüncü yazar Cengiz Aytmatov'dur. Tabiatı eserlerinde çok iyi yansıttı ve insanların nasıl yaşaması gerektiğini öğretti. İkinci Dünya Savaşını eserlerinde anlatmasına rağmen eserlerinde silah, tank ve korkunç anlatımlara yer vermedi. Aytmatov gelecek kuşakların temiz aşkı, sevgiyi görmelerini ve tanımalarını istedi." şeklinde konuştu.- Edebiyata adanan ömürEtkinliğin proje koordinatörü Ömer Erdoğan da Aytmatov'u 80 yıllık ömrünün yarısını edebiyata adadığını anımsattı."Bozkırın uyanışı Cengiz Aytmatov" kitabının Ocak 2019'da yayımlanacağını vurgulayan Erdoğan, "Kitabımızın tanıtımı, Şubat 2019 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı nezaretinde Cumhurbaşkanlığı Millet, Kongre ve Sergi Salonunda teşrifleri halinde Cumhurbaşkanımızın katılımıyla gerçekleşecektir." dedi.Törende ayrıca Şanlıurfa Belediye Başkanı Nihat Çiftçi, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Zekai Kafaoğlu, Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak, Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş, Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Tekin, eski bakanlardan Sami Güçlü, Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu da birer konuşma yaptı.- Türkan Şoray'a ödülKonuşmaların ardından Aytmatov'un "Selvi Boylum Al Yazmalım" eserinden uyarlanan filmin başrol oyuncusu Türkan Şoray ve Ahmet Mekin'e ödül verildi.Programa katılamayan Şoray'ın video mesajı yayımlandı.Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Muhammet Hekimoğlu ile KAF Yapım editörleri Prof. Dr. Abdilbijan Ahmetaliyev ve Prof. Dr. Adnan İsmail'e de çalışmalarından dolayı ödül takdim edildi.TRT Avaz 

Türkiye ve Azerbaycan tarımsal iş birliğini geliştirecek

Türkiye ve Azerbaycan arasında "Tarım Sigortaları Alanında İş Birliği Protokolü" imzalandı.Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, temaslarda bulunmak için geldiği başkent Bakü'de Azerbaycan Tarım Bakanı İnam Kerimov'la görüştü.Görüşmede, iki ülke arasındaki tarım alanındaki iş birliklerinin mevcut durumu ele alındı, ilişkilerin daha da geliştirilmesi konusunda fikir alışverişinde bulunuldu.Görüşme sonrasında Pakdemirli ve Kerimov, "Tarım Sigortaları Alanında İş Birliği Protokolü"ne imza attı.Basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Pakdemirli, Azerbaycan ve Türkiye arasındaki iş birliğini artırmayı amaçladıklarını belirtti.Türkiye'nin tarım sektörü açısından Avrupa'da birinci, dünyada ise 7'nci ülke olduğunu hatırlatan Pakdemirli, "Tecrübemizi kardeşimiz Azerbaycan'la paylaşmak istiyoruz. Aramızdaki tarımsal ticaretimiz istenilen seviyede değil. Bunu artırmamız gerekiyor. Artırmamız için de mevkidaşımla daha çok bir araya gelme kararı aldık ama özel sektör firmalarının bir araya gelmesi ve daha çok ticaret yapması bu işe daha çok renk katacaktır." diye konuştu.Azerbaycan Tarım Bakanı Kerimov da her alanda olduğu gibi tarım alanında da Azerbaycan ve Türkiye arasında örnek bir iş birliğinin bulunduğunu söyledi.Kerimov, Türkiye ile tarımsal eğitim, tarım sigortası, ekim ve hayvancılık alanlarında iş birliği yönlerinin belirlendiğini kaydetti.TRT Avaz 

Taşkent'te 2 bin 300 kişilik caminin açılışı yapıldı

Ozbekistan'ın başkenti Taşkent'in Mirzo-Ulugbek ilçesinde 2 bin 300 kişilik Oltintepa camiinin açılışı gerçekleştirildi.Açılış törenine bilim adamları, imamlar, medya temsilcileri katıldı.Caminin inşaatı Ağustos 2016'da başlamıştı. Cami iki yıl ve dört ay içinde tamamlandı ve hashar yöntemi ile inşa edildi. Cami, büyük bir mavi kubbeyle çevrilmiş olup, ibadethaneler için geniş bir alan, geniş bir avlu sunmaktadır.

Yunanistan’ın Eastmed blöfü(!) ve Türk Akımı

Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, Moskova ziyareti öncesinde Rus basınına verdiği röportajda Türk Akımı doğalgaz boru hattı projesinin Yunanistan topraklarından diğer AB ülkelerine uzatılması konusunda Brüksel ile diyalog halinde olduğunu söyledi! Rusya Devlet Başkanı Putin’in, Yunanistan Başbakanı Çipras’a ne söyleyeceği büyük merak konusu! Öyle anlaşılıyor ki Yunanistan Eastmed konusunda blöf çekerek Rusya ve Türkiye’yi bu sayede eğer ikna edebilmeyi başarabilirse Türk Akımı projesine dâhil olmayı amaçlıyor! Yunanistan komşusu AB üyesi Bulgaristan’ı devre dışı bırakarak ya da etkisini azaltarak mı Türk Akımı projesine dâhil olmaya çalışıyor? Bulgaristan, Yunanistan’ın bu girişimi karşısında ne yapıyor? Yunanistan Eastmed projesinden vazgeçmesi halinde Türk Akım’ı projesine dâhil olmayı başarırsa Eastmed projesindeki ortakları İsrail, Güney Kıbrıs ve Mısır’a ne diyecek? AB ne diyecek? Yoksa AB’de mi bu işin içinde?  Uluslararası kamuoyunda Easmed projesinin TANAP (Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi) projesine alternatif olarak tasarlandığı gibi bir algı oluşturulmuştur! TANAP projesinin amacı Azerbaycan’ın Hazar Denizi’ndeki Şah Deniz 2 Gaz Sahası ve Hazar Denizi’nin güneyindeki diğer sahalarda üretilen doğal gazın öncelikle Türkiye’ye, ardından Avrupa’ya taşınmasıdır. TANAP projesine ilerleyen süreçte Türkmenistan ve diğer bölge ülkelerinin de eklenerek yıllık sevk edilmesi öngörülen hidrokarbon rezerv miktarının artırılacağı öngörülmektedir.  Yunanistan bir taraftan Eastmed projesini gerçekleştirmek için AB’den para bulmaya çalışıyor. Bu yönde son 3 yılda onlarca defa gösterişli imza törenleri düzenlemiştir. Bir diğer yandan ise Yunanistan TANAP’ın Trans-Adriyatik Boru Hattı (TAP) ile projenin de içerisindedir! Bir diğer yandan ise Türk Akımı projesine de dâhil olmaya çalışmaktadır!Son 3 yıl içerisinde Eastmed projesi ile ilgili birçok yazı yazdım. Eastmed projesi rekabet edebilirlikten uzak siyasi bir projedir. İzleyeceği açıklanan güzergâh bakımında projenin fiziki ve güvenlik durumları göz önünde alındığında uygulanabilirliği konunun uzmanları açısından çok ciddi riskler içermektedir.   Esastmed projesinin 25 milyar Dolar civarında bir maliyeti olacağı öngörülmektedir. Projeye göre boru hattının denizin 3,3 km derinliğinde ve 2 bin kilometre olarak inşa edilmesi hedefleniyor. Gerek fiziki gerek güzergâh ve gerekse bölgedeki sınırlı rezerv miktarı bakımından ciddi riskler içermesi nedeniyle de Eastmed projesi konunun uzmanlar tarafından rasyonel görülmemektedir.  Dünyadaki kanıtlanmış gaz rezervlerine baktığımızda, Rusya’nın 45 trilyon m3, İran’ın 30 trilyon m3 ve Katar’ın ise 25 trilyon m3 bir kaynağa sahip olduğu görülecektir. Dünyadaki gaz piyasası Rusya’nın elinde bulunmaktadır. Esat-Med projesi ile sözde Güney Kıbrıs, İsrail ve Mısır Gazı Avrupa’ya taşınmak isteniyor.  Bu üç ülkenin hidrokarbon kaynakları birleşse dahi Rus gazı ile boy ölçüşmesi ve dolayısı ile rekabet edebilmesi mümkün görünmemektedir. Leviathan (İsrail) ve Afrodit (Güney Kıbrıs) gaz rezervlerinin TANAP(Türkiye) dışında bir boru hattı ile İtalya’ya 1000m3 gazı en az 380 – 400 Dolar’a taşıyabileceği iddia edilmektedir. Buna karşın İtalya’ya diğer gaz üreticilerinin 1000m3 gazı 250 - 300 Dolar’a taşıdıkları ifade edilmektedir! 1000m3’de 100 Dolardan fazla bir fark görülmektedir! Peki, öyleyse Eastmed projesi neyin nesi? Bu projenin asıl amacı ve hedefi nedir? Eastmed projesi ile Ortadoğu’daki bazı ülkelere ait hidrokarbon kaynakları mı Avrupa’ya taşınmak istenmektedir! Ya da bilmediğimiz gizli başka niyetler mi vardır? Diye tam bir yıl önce yazmış ve bu hayali proje hayata geçecek olsa bile farklı plan ve projelere dayanıp dayanmadığını sorgulamaya çalışmıştım! Eastmed projesinin bu saatten sonraki geleceğinin ne olup olmayacağını şimdilik bilemeyiz! Ancak, öyle anlaşılıyor ki Yunanistan Eastmed kartını ileri sürerek Türk Akımı projesine dâhil olmaya çalışıyor! Türk Akımı projesi ile Rusya’nın Karadeniz’in altından birbirine paralel boru hatları ile Türkiye’ye Lüleburgaz’daki mevcut doğalgaz ağına yılda 63 milyar metreküp kapasitenin taşınması hedefleniyor. Türkiye, Türk Akımı Projesi ile yılda 15,75 milyar metreküp doğalgaz alacak ve geriye kalan doğalgaz miktarı ise Avrupa'ya ihraç edilecek. Türkiye’den sonra güzergâhın Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan ve Slovakya üzerinden olacağı Rus gazetelerinde yazılmaktadır. Bu arada Türk Akım'ın toplam maliyetinin 19 milyar dolar olduğu açıklanmıştır.Doğu Akdeniz’de Rum Yönetimi’nin bir taraftan kışkırtıcı girişimleri devam ederken Yunanistan’ın bu hamlesi bakalım Güney’de nasıl yankı bulacak? Unutulmamalıdır ki Ada etrafında var olduğuna inanılan hidrokarbon rezervlerinin kuru olduğu belirtiliyor. Yani sıvılaştırılarak taşınması mümkün değil. Ancak, boru hattı ile taşınabilir. Bunun en için en güvenilir ve en ekonomik yol ise TANAP boru hattı olarak görülmektedir! Eastmed boru hattı öyle görülüyor ki blöf olarak Rusya ve Türkiye’ye karşı ileri sürülmüştür!Sonuç olarak; Doğu Akdeniz’de yapılması öngörülen Eastmed projesinin rekabet edebilir bir proje olmaktan uzak siyasi bir proje olduğunu kabul etmek gerekir. Yunanistan her ne kadar Tanap projesine alternatif olarak nitelendirilen Eastmed projesinin içerisinde yer alsa da TAP proje ile TANAP projesinin fiili olarak içerisindedir! Hatta içerisinde bulunduğumuz süreçte Yunanistan Eastmed kartını ileri sürerek Türk Akımı projesi içerisine de dâhil olma peşindedir! Yunanistan, Bulgaristan’ı devre dışı bırakarak ya da etkisini azaltarak Türk Akımı projesine dâhil olursa ne olacak? Bulgaristan, Yunanistan’ın bu girişimi karşısında ne gibi tedbirler alacak? Yunanistan, Eastmed projesinden vazgeçmesi halinde Türk Akım’ı projesine dâhil olmayı başarırsa Eastmed projesindeki ortakları İsrail, Güney Kıbrıs ve Mısır’a ne diyecek? AB bügüne kadar Eastmed projesine destek verecek şekilde görülüyordu! Bakalım bundan sonra ne yapacak? Eastmed projesinin parlamentolar arası imzaları atılacağı açıklanmıştı!  Bakalım o imzalar atılarak AB’nin milyarlarca Euro’su rekabet etme şansı bulunmayan siyasi bir projeye atılabilecek mi? Bu konuda ne gibi gelişmelerin yaşanacağını ilerleyen süreçte bekleyip hep birlikte göreceğiz…  

Azərbaycan Türk fəlsəfəsindən yarpaqlar: TAHİRƏ (ZƏRİNTAC) QÜRRƏTÜL-EYN (3.Yazı)

 Böyük islahatçı Mirzə Tağı xan Qacarlarda baş nazir vəzifəsindən uzaqlaşdırıldıqan sonra onun yerini tutan sədr-əzəm Mirzə Ağa xan Nuri tanınmış din xadimləri Molla Mirzə Məhəmməd Eldermani və Hacı Molla Əli Keniyə göstəriş verir ki, Qürrətü-Eynlə görüşərək dini inancını yoxlasınlar və onun haqqında son höküm çıxarsınlar. Tahirə ilə onlar arasında ən azı səkkiz görüş keçirilir ki, sonunda mollalar ölüm fətvası qərarı çıxarırlar: “Tahirə Qürrətül-Eyn elmdə ondan xeyli aşağıda dayanan, dini öz məqsədləri üçün alət edən mollalara deyir: “Sizin gətirdiyiniz dəlillər cahil və nadan bir uşağın dəlilləridir. Siz bu sərsəmlikləri, bu yalanalrı nə vaxt saxlayacaqsınız? Siz gözlərinizi nə vaxt qaldırıb həqiqət Günəşinə baxacaqsınız?””.Bu o demək idi ki, Tahirə heç bir anlamda mollalarla və onların təmsil olunduğu radikal sxolastik dünyagörüşlə razılaşmır, üstəlik bu cür sxolastik təfəkkürü kökündən qamçılayırdı. Ona görə də, mollalar yenilkçi ruhlu və rasional baxışlı Qürrətül-Eynlə bacara bilməyəcəklərini anlayıb onun haqqında ölüm fətvası verməkdən başqa çıxış yolu görmədilər. “Nəhayət, 1852-ci il 15 sentyabr çərşənbə günü gəlir. O, üzünü cəlladlarına tutaraq deyir: “Siz məni istədiyiniz qədər tez öldürə bilərsiniz, amma qadınların azadlığını saxlaya bilməyəcəksiniz”. Onu Britaniya nümayəndə­liyinin və Türkiyə səfirliyinin qarşısında, kifayət qədər böyük heyəti olan Elxani adlanan bağda işgəncələrlə edam edirlər. Cəlladlarına onun son sözləri belə olmuşdu: “Siz məni nə qədər tez istəsəniz, öldürə bilərsiniz, amma qadınların azadlığını saxlaya bilməzsiniz”. Onun aşağıda verdiyimiz şeirində də görürük ki, o, tutduğu yolun doğruluğuna inanmış və bu yolda həlak olmuşdur:Eşqinin uğrunda sənin, bəlaya qatlaşan mənəm, Özgəçilik eyləməgil, qəminlə aşina mənəm. Örtmüsən də surətini, pərişan görünür saçın, Xalqdan olmusan uzaq, hər kəs ilə cüda mənəm. Əsəl də sən, şəkər də sən, budaq da sən, səmər də sən, Günəş də sən, qəmər də sən, zərrrə mənəm, həba mənəm. Nəxl də sən, üzüm də sən, püstə dodaq nigar mənəm, Etibarlı əfəndi sən, bəndeyi-bivəfa mənəm. Kəbə də sən, sənəm də sən, deyr də sən, hərəm də sən, Sehirli dilrüba da sən, aşiqi-binəva mənəm.Yaxşıca dilbərim dedi, durmagil orda, gəl bəri, Uzaq durur kibrdən o, məzhəri-kibriya mənəm. Tahirə sərməst olub, vüsal ümidilə dolub, Lütfünü bəklərəm fəqət, mötərifi-xəta mənəm. Qürrətül-Eyn başqa bir şeirində isə yazırdı:Ey yatmış olan, sevgili gəldi oyan,Silkələ özünü, tezcə oyan.İndi o, sevgiyə lütf etməyə gəldi,Ey sevgilinin aşiqi-zarı oyan. Gəldi baş ucuna təbibi canın,Ey könülü yorğun düşmüş, oyan.Ey sevgilinin sərxoşu olan,Qəm aparan şərab gəldi, oyan.Ey ayrılığa düşmüş olan,Budur yara qovuşma dövrü, oyan.Ey xəzandan solmuş olan,İndi bahar zamanı oldu, oyan.Yepyeni il, yepyeni yaşamdır artıq,Param-parça olmuş ey ölü, oyan. Eduard Braun iddia edir ki, aşağıdakı şeirin də Qürrətül-Eynə aid olması ilə bağlı ortaq fikir vardır: İştiyaqi-eşq əsirləri ağrı və bəla qandallarında,Sənin bu sınıq ürəkli aşiqlərin sənin intizarından həyatlarını fəda edərlər.Günhasız olsam da mən, Məhbubum əlində qılınc öldürməyə hazır durub.Əgər bu ona xoşsa, bu zalımın nazına, mən bu zülmdən çox razıyam.Sübh zamanı yatmışkən, o qəddar Dilbər yanıma gəldi,Onun qədd-qamət və çöhrəsində mən sanki səhərin açılmasını gördüm.O rayihəli zülfün tökülməsindən Çin ənbəru ətir alardı.Onun gözləri Tərtəri kafirlərinin əbəs hücum etdiyi dini məhv edir.Eşqi və şərabı zahidin hücrəsinə, möminin türbəsinə dəyişən səninlə  mən nə edim?Zira bizim dinimiz ilahidən, sən ucuz  bir şey kimi tutarkən?Sənin sevimli  saçının burulmuş burulmuş zülfü, sənin yəhərin və atın, sənin yeganə qayğın,Sənin ürəyində Mütləqin bir payı , nə də yoxsul barədə bir fikir yox.İsgəndərin cah-cəlalı və şöhrəti sənin olsun, qələndərin  vərdiş və təriqəti mənim,Əgər bu sənə xoşdursa, mən imtina edirəm, bu pis olsa da, mənə yetər.“Mən” və “biz”ölkəsini unut; Fənayi-fellahda ev qur,Bu addımı atmaqdan qorxmadığın üçün, sən ən uca səadətə yetərsən. Qürrətül-Eynə aid olunan başqa bir şeirdə də, babilik ehkamları təbliğ olunur:Üzünün təcəllisi parladı, alınının şüaları ucaldı;Mən sizin Rəbbiniz deyiləmmi, “Bəli” deyə cavab verək.Sədaqət zərbəsi vuran təbilin “Bəli”sini qarşılayan,Sənin təbilindən gələn “Deyiləmmi”nin çağırışıdır.Ürəyimin qapısına fəlakət ordularının ayaq və çadırları görünür.O gözəl ayın mənə sevgisi, düşünürəm, yetər, zira o bəla yağışına güldü.Aşağı düşdükcə o həyəcanla nida etdi, “Kərbəla şəhidiyəm mən”.O mənim fəryadımı eşidəndə və mənim üçün hazırlıq görəndə,Qəbrim üstündə ağlamağa gəldi, acı-acı ağladı da.Əgər sən heyrət atəşi ilə ürəyimin Sinasına od vursan, bundan nə ziyan?O ürək ki, ancaq o qədər qəddarlıqla sındırmaq üçün əvvəlcə yüz cür bərkitdinBütün gecəni göydəki mələkləri öz eşq məclisinə qonaq çağırmaq üçünBu təsvirəgəlməz çağırışı səsləndir: “Eşq olsun, bəla dəymiş icmaya!”Sənin kimi heyrət balığının bir puçluğu, Varlığın Dənizini vəsf etməyə can atarmı?“Yox” əjdahasının qışqırtısına qulaq asaraq Tahirə kimi sakit otur. Filosof-şair Məhəmməd İqbal “Cavidnamə” əsərində Qürrətül-Eyni çox yüksək səviyyədə tərənnüm etmişdir. Onu Həllac Mənsurla eyniləşdirən İqbal Tahirəyə aid olan bir şeiri poemasında iqtibas kimi vermişdir:Əgər biz səninlə üz-üzə dursaq, baxışım sənə tuş olsa Sənə görə olan kədərimi sənə nöqtə-nöqtə söyləyəcəyəmKi sənin çöhrəni görüm, bir yüngüm meh kimi gəzim,Ev-ev, qapı-qapı, cığır-cığır, küçə-küçəSənin hicranından gözlərimdən qanlı yaş axırÇay-çay, dəniz-dəniz, çeşmə-çeşmə, axın-axın.Mənim kədərli ürəyim sənin eşqini ruhuma toxuyurSap-sap, ilmə-ilmə, kələf-kələf, hana-hana.Tahirə öz ürəyinə qayıtdı, səndən başqa birini görmədi,Səhifə-səhifə, qat-qat, pərdə-pərdə, niqab-niqab.Nigaran aşiqlərin şövqü və ehtirası ruhuma yeni həyəcan saldıKöhnə müşküllər başənə qaldırdıAğlıma, ruhuma hücum saldırdıFikir dənizim bütünlüklə təlatümə gəldiSahillər fırtınadan viran-viran oldu.Tahirəyə aid olunan həmin şeirin digər variantı isə belədir:Əgər səni üzbəüz görsəm, sənə ağrılarımı birərbir danışaramSənin üzünü görmək üçün, meh kimi  Ev-ev, qapı-qapı, küçə-küçə, cığır-cığır gəzərəm.Sənin incə ağzın, kəhrıba yanaqlarınÇiçəklər, qızılgüllər, lalə və ətirlə parlayır.Sənin hicranından ürəyimin qanı gözlərindən Dəclə axır,Dəniz kimi, çaylar kimi, axın-axın.Dərdli ürək sənin eşqini həyat toruna toxuyubİlmə-ilmə , tel-tel, əriş-əriş, arqac-arqac.Tahirə özü ürəyinə girdi, səndən başqa heç nə tapmadı,Səhifə-səhifə, qat-qat, lövhə-lövhə, təbəqə-təbəqə. Milli ideoloqumuz M.Ə.Rəsulzadə 1949-cu ildə qələmə aldığı “Azərbaycan mədəniyyət ənənələri” məqaləsində Qürrətül-Eynlə bağlı yazırdı: “Dini hərəkata mənsub olan qəhrəman bir qadın var. Adı Qürrətül-Eyndir. Gözəlliyi və savadı ilə məşhur olan bu qadın Qəzvin qazısının qızı, azərbaycanlı bir türkdür. Tehranda Nəsrəddin şahın əmrilə özünü diri-diri yandırmağa məhkum etdilər. Ona “dinini tərk et, şah səni bağışlar”, dedilər. Fəqət, o:Bən deməm kim, sən səməndər ol da, ya pərvanə ol,Çünki yanmaq niyyətindir, dönmə, dur, mərdanə ol!beytini  söyləyərək yandı”. Türk aydını Süleyman Nazif isə yazırdı ki, Tahirə Janna Darkdan daha mötəbər, daha gerçək, daha görkəmli və daha böyük qəhrəmandır: “Həvvadan tutmuş doğulacaq son qız övladına qədər, hər bir kəs Qəzvindən olan bu gənc türk qadınını xatırlayarkən gözləri yaşaracaq və qürurla dolacaq. Ah! Təəssüf, Qürrətül-Eyn!”.  Nihal Atsız “Gənc qızlarcığa çağırı” məqaləsində yazırdı: “Siz də adı Zərrintac olan qəzvinli Türk qızı kimi inanclarınız uğuruna, üzündə xoş gülümsəmə ilə atəşə doğru erkək bir bozqurd kimi yürüməyi bacarın”.19-cu əsr İngilis mütəfəkkiri Edvard Braun “İran ədəbiyyatı tarixindən” kitabında Qürrətül-Eynlə bağlı yazırdı: “Qürrətül-Eyn kimi bir qadının meydana çıxması istənilən ölkədə və istənilən dövrdə nadir bir fenomendir, lakin İran kimi bir ölkədə bunun olması qeyri-adi haldır – xeyr, demək olar, bir möcüzədir. Məftunedici gözəlliyi ilə bərabər, nadir intellektual qabiliyyəti, atəşli bəlağəti, qorxmaz sədaqəti, şərəfli şəhidliyi ilə o, öz həmvətənləri arasında bənzərsizliyi və ölümsüzlüyü ilə irəli çıxır. əgər Babın dini heç bir böyüklüyə iddia etməsəydi, onun Qürrətül-Eyn kimi bir qəhrəman doğurması kifayət edərdi”. Çox güman ki, Qürrətül-Eyn edam edildikdən sonra bütün əsərləri bir araya toplanaraq məhv edilmiş, bununla da ondan günümüzə çox az yaradıcılıq nümunələri qalmışdır. Ona görə də Tahirə Qürrətül-Eynin yaradıcılığı ilə bağlı əlimizdə geniş bilgilər yoxdur. Ona aid yalnız bir neçə şeirdən bəhs olunur ki, həmin şeirlərin qəti şəkildə Tahirəyə aid olması da birmənalı deyildir. M.İshak yazır: “Beləliklə, bizdə Tahirəyə aid edilən ancaq bir neçə şeir vardır. Bu şeirlərdən ən azı biri onun şeiri ola bilməz, o birilərin müəllifliyi isə şübhəlidir. Elə isə, onda Qürrətül-Eynin şöhrəti nəyin əsasındadır? Onun şöhrətinin səbəbi başqa yerdə axtarılmalıdır. Müxtəlif yazarların işlərindən biz öyrənirik ki, o dərin bir ilahiyyatçı və böyük bəlağətə malik  mübəlliğ idi. Onu eşidənlər onun bəlağətli söhbətlərindən ovsunlanır və ona diqqətlə qulaq asardılar. İlahiyyatı dərindən bilməsi və inandırıcı bəlağəti, biz düşünürük ki, məhz onun şan-şöhrətinin səbəbidir”. Ancaq onun ictimai fəaliyyəti və əlimizdə olan fikirləri bizə deməyə əsas verir ki, ümumilikdə Qürrətül-Eyn dini məsələdə radikal islahatların aparılması tərəfdarı olmuşdur. Yəni o, sxolastik fəlsəfi təfəkkürdən dünyəvi fəlsəfi təfəkkürə keçid məsələsində təkamül deyil, sıçrayış yolunu tutmuş idi. Eyni zamanda, o, baş babçı Seyid Əli Məhəmməd Şirazinin “Bəyan” kitabını yazmaqda əsil məqsədinin, ya da alt niyyətinin nədən ibarət olmasından asılı olmayaraq bu məsələdə səmimi bir mücadilə vermişdir. Şübhəsiz, o, İslam dininə əlavə olunmuş xurafat və mövhumatın tənqidində haqlı idi.                                                                           AMEA Fəlsəfə İnstitutunun aparıcı elmi işçisi,dosent, fəlsəfə üzrə fəlsəfə doktoru Faiq Ələkbərli (Qəzənfəroğlu) 

İş kazalarını neden önleyemiyoruz?..

Necdet Buluz  İş kazaları konusunda da sanıyoruz liderliği hiçbir ülkeye kaptırmıyoruz. Çünkü iş kazaları nedeni ile en çok can kaybının olduğu ülkelerden biri haline geldik. İş kazasız, bu kazalarda da can kaybının olmadığı gün yok gibi.  Artık iş kazaları öylesine çoğaldı ki, bunlara “iş kazasından çok” “iş cinayetleri” denilmeye başlandı.  Bu, bir kader midir yoksa bu konuda önlem eksikliği midir? Şurası çok açık: İş kazlarını önleme konusunda gereken önlemleri almıyoruz. Zaten, yapılan açıklamalarda da iş kazalarının % 90’ının önlemsizlik nedeni ile olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Geçenlerde e.mailimize düşen iş kazalarının ele alındığı bir bilgi notunu önce sizlerle paylaşmak istedik. Ülkemizde dikkat ve eğitim eksikliği gibi nedenlerden dolayı yılda birçok iş kazası meydana geliyor. Bu kazaların %98’i insan hatasından kaynaklanıyor. Bu oranın %50’sini kolay önlenebilen, %48’ini ise özenli çalışmalar sonucu önlenebilecek kazalar oluşturuyor. Önlenemiyor olmasının başında ise çalışanın riski yeteri kadar önemsememesi geliyor.  Önlem alınmayan iş ortamlarında, iş kazaları yaşanmaya devam ediyor. Ocak ayında 144, Şubat ayında 128, Mart ayında 130, Nisan ayında 189, Mayıs ayında 169, Haziran ayında 151 işçi, Temmuz ayında 201, Ağustos ayında 184, Eylül ayında 167 ve Ekim ayında 177 olmak üzere; Türkiye’de 2018 yılının ilk on ayında en az 1640 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. En çok kayıp verilen işkolları ise; inşaat, tarım, taşımacılık olarak sıralanıyor.  Alınması gereken önlemlerin başında elbette ki eğitim geliyor. İşe başlamadan önce çalışanların o işe uygun olup olmadığına dair sağlık kontrollerinden geçirilmesi, iş kollarına göre çalışanlara gerekli eğitimlerin verilmesi ve tehlikeler konusunda uyarıların yapılması gerekiyor. Günümüzde her alanda gelenekselleşen eğitimlerin yerini ise teknoloji ile bütünleşmiş, interaktif bir şekilde deneyimleme fırsatı sunan ve akılda kalıcılığı yüksek sanal gerçeklik eğitimleri alıyor. Sanal Sanatlar Stüdyosu Modern Innova da tasarladığı ‘Sanal Gerçeklik ile İş Güvenliği Eğitimleri, çalışanların risk algılarını artırarak, tehlikeyi zarar görmeden ve hissederek deneyimlemesine fırsat tanıyor. Uygulamalar, pek çok firma ve fabrikaların iş güvenliği eğitim modüllerine dahil edilmeye devam ediyor. İş güvenliği uzmanlarından alınan geri bildirimler ile farklı çalışma alanları için farklı iş güvenliği eğitim modülleri geliştiren Modern Innova, bugüne kadar uygulanan fabrika ve iş yerlerinden olumlu geri bildirimler aldıklarını ve yeni modüller geliştirmeye devam ettiklerini belirtiyor. Şimdi gelelim söyleyeceklerimize. Mesleki eğitimimiz nedeni ile uzun süre Japonya’da kaldım. Bu süre içinde de çeşitli gezi ve temaslarım oldu. Bunlardan biri de iş kazları ile ilgiliydi. Dünyanın en büyük tersanelerine sahip olan Japonya’da, yine sipariş üzerine yapılan en büyük yat ve gemilerin bulunduğu bir tersanede bizleri bilgilendirdiler. Son 3 yıl içinde meydana gelen iş kazalarında sadece bir can kaybının yaşandığını söylediler. İşin önemine gelince: Japonya, iş kazaları konusunda çok duyarı ve her önlemi alıyor. İşçileri bilgilendiriyor. Bir iş kazasında bile yer yerinden oynuyor. Kamuoyunun da bu konuda son derece duyarlı olduğunun da altını kalınca çizelim. Konu sadece tersanelerle sınırlı değil. Hemen her meslek grubunda iş kazalarını sıfıra indirebilmenin de çözüm yollarının arandığını gördük. Özetleyelim: Her konuda olduğu gibi, iş kazalarının önlenmesinde de eğitime büyük önem veriliyor. Eğitimin yerinin tartışılmaz olduğunu da söylemeden geçemeyeceğiz.  Japonya sonrası gezdiğim Güney Kore’de de aynı anlayış içinde iş kazalarının önenmesi konusunda çalışmaların yapıldığını gördüm. Güney Kore’liler de sanki bu konuda Japonya’yı örnek almışlar. Japonya ve Güney Kore’de iş kazalarını önleme konusunda ilkokullarda bile dersler veriliyor. İşçiler için de iş kazalarını önleme konusunda işe başlamadan önce kurslara devamlılık ve sertifika koşulu getirilmiş.  Anlayacağız işi sıkı tutuyorlar. Yazımızın başına aldığımız “Bu bir kader mi, yoksa önlem eksikliği mi?” sorumuz da bu örneklerle yanıt bulmuş oluyor. Bizler de iş kazalarını “kader” olmaktan çıkaracak günleri görebilecek miyiz? necdetbuluz@gmai.comwww.facebook.com/necdet.buluz  

Binali Yıldırım Ahıskalı Türkler ve Türk Vatandaşları İle Görüştü

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Binali Yıldırım ve beraberindeki heyet Türkiye Cumhuriyeti Bişkek Büyükelçiliği’nde 6 Aralık 2018'de düzenlenen toplantıda Ahıskalı Türkler ve Türk vatandaşlarıyla görüştü. Binali Yıldırım yaptığı konuşmanın ardından Türk topluluğunun görüşlerini dinleyip sorularını cevaplandırdı.Derin sevgi ve kardeşlik kökleriTBMM Başkanı Binali Yıldırım, kendisini dinlemeye gelen Türk topluluğuna, aradaki binlerce kilometreye rağmen sevginin ve kardeşliğin köklerinin çok derin olduğunu söyledi. Binali Yıldırım, “Gönülleri bir atan insanlarız. Aramızda binlerce kilometre olsa da yine arar birbirimizi buluruz. Sevgimizin kardeşliğimizin kökleri çok derinlerdedir. Tarihi, kültürü, inancı bir insanlarız. Bu sebeptendir ki biz Türkiye olarak bu topraklarda SSCB’nin dağılması ile beraber, buradaki Türk Cumhuriyetleri’ni en önce tanıyan ülke olduk.” dedi.Kırgızistan ile stratejik ortaklıkİki ülke arasındaki ilişkilerin stratejik ortaklık düzeyinde seyrettiğini söyleyen Binali Yıldırım, “Kırgızistan’ı dünyanın itibarlı ülkeleri arasına sokmak için Türkiye olarak gereken her türlü desteği, gayreti gösteriyoruz. İlişkilerimizi stratejik ortaklık düzeyine çıkardık ve geçtiğimiz Eylül ayında Cumhurbaşkanımız buraya Üçüncü Dünya Göçebe Oyunları ve Türk Konseyi vesilesiyle geldiğinde, burada Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov ile toplantı yaptı. Çok önemli kararlar aldılar.” diye konuştu.Ortak medeniyeti ihya çabasıBinali Yıldırım, ortak medeniyetin ihya edilmesi için her türlü çabanın gösterildiğinin altını çizdiği konuşmasında, “Kırgızistan’daki eğitim-öğretim faaliyetlerine verdiğimiz destek ile genç kardeşlerimizi geleceğe hazırlıyor, ortak medeniyetimizi ihya etmek için katkıda bulunuyoruz. Bu vesileyle Anadolu ve Kırgızistan Türkleri’nin birbirlerini daha iyi anlamaları için gayret gösteriyoruz.” açıklamasında bulundu.Ahıskalı Türkler’e destekBinali Yıldırım, Ahıskalı Türkler’e Türkiye’nin desteğinin her zaman süreceğini vurguladı. Yıldırım, “İlişkilerimizin sosyal ve kültürel alanda gelişmelerine katkı sağlayan siz Ahıskalı kardeşlerimize Türkiye Cumhuriyeti olarak bugüne kadar verdiğimiz desteğin yanı sıra bundan sonra da desteklerimizi sürdürmeye kararlıyız.” dedi.Ortak geleceğin inşasıTBMM Başkanı Yıldırım, ilişkileri geliştirip ortak geleceğin inşasını sağlamak için her türlü çabanın sürdürüldüğünü söyledi. Yıldırım, “Değerli kardeşlerim, eğitim, sağlık alanında ilişkilerimizi geliştirmek, zararlı akımlara karşı hem Kırgızistan’ı korumak hem de ortak geleceğimizi inşa etmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Manas Üniversitesi’ne bağlı bir tıp ve hukuk fakültesi açılması kararı aldık ve bu bağlamda TİKA ile beraber bir Dostluk Hastanesi yaptık. Amacımız burada sağlık alanında doktorların yetişmesi ve Kırgızistan’ın sağlık altyapısının en iyi şekilde gelişmesini sağlamak. TİKA eliyle son 10 yılda bu topraklarda teknik destek ve sosyal sorumluluk çerçevesinde 1 Milyar Dolar’a yakın yatırım gerçekleştirdik. Kırgız kardeşlerimizin huzura, güvene, refaha ulaşması için yaptığımız bu çalışmalara bundan sonrada artırarak devam edeceğiz.” dedi.İlişkileri geliştirme azmiİki ülke ilişkilerindeki durgunluk döneminin geride kaldığını ifade eden Binali Yıldırım, “İlişkilerimizde kısa sürede durgunluk yaşamış olsak da bunların geride kaldığını söyleyebiliriz. Son 4 ay içerisinde iki ülkenin Cumhurbaşkanları 4 sefer, ben Başbakanlığımda 2 sefer, Meclis Başkanlığı dönemimde de 3 sefer görüşme gerçekleştirdim. Bütün bunlar şunu gösteriyor: her iki ülkede de ilişkileri geliştirme azmi var, kararlılığı var. Yeter ki biz bu yönde adımlarımızı atmaya devam edelim. Ekonomimizi büyüteceğiz, ticaretimizi geliştireceğiz, liderlerimizin koyduğu 1 Milyar Dolar hedefini yakalamanın çabası içerisinde olacağız. Türkiye’nin son 15 yılda altyapı yatırımlarında çok büyük tecrübesi var. Bu tecrübesini, bakir olan Kırgızistan’ın da yararlanması adına, seferber etmeye, bu desteği vermeye hazırız. Kırgız kardeşlerimizle yaptığımız görüşmelerde aynı kararlılığı, iradeyi onlarda da gördük.” sözlerini söyledi.Oturma ve çalışma alanında kolaylıklarBinali Yıldırım, Türkiye’nin Ahıskalı Türkler’e yönelik çalışmalarını hatırlatarak, “Değerli Ahıskalı Kardeşlerim, ben Erzincanlı’yım. Benim başbakanlığım dönemimde Ahıskalı kardeşlerimizi Ukrayna’dan alıp Erzincan’a yerleştirdik. Erzincan halkıyla çok güzel anlaştılar ve geçiniyorlar. Hatta hısımlık ilişkileri bile kurmaya başladılar. Onların mutluluğunu görmek bize büyük bir huzur veriyor. Sizlere de Türkiye’de oturma ve çalışma alanında bazı kolaylıklar getirdik. Vatandaşlık alma yönündeki taleplerinizi biliyoruz ve Dünya Ahıska Birliği ile çalışmalarımızı yürütüyoruz.” dedi.Ücretsiz sağlık hizmetlerinde Ahıskalı kardeşlere öncelikMeclis Başkanı Yıldırım, Ahıskalı Türkler’in çeşitli hizmetlerden öncelikli olarak faydalanacağı bilgisini de verdi. Yıldırım, “Ahıskalı kardeşlerimize yönelik Türkiye’deki sağlık hizmetlerinden yararlanılması konusunda önemli kararlarımız var. Kırgızistan’a tanıdığımız ücretsiz sağlık hizmetlerinden yararlanılması hususunda Ahıskalı kardeşlerimize tabiatıyla öncelik vereceğiz. Bugünkü buluşmamızı sağlayan çok değerli Büyükelçi’miz Cengiz Bey’e, aynı zamanda yeni seçilen Yönetim Kurulu Üyelerine, Atamşah Bey’e de teşekkür ediyorum, tebrik ediyorum. Ahıska Türkleri’nin gerek eğitim bağlamında gerekse siyasette aktif olmaları konusunda yapacağı daha çok şey olduğunu düşünüyorum. Bu çerçevede Büyükelçi’miz size her türlü desteği verecektir, vermeye hazırdır.” dedi.TRT AVAZ yayınlarının önemiKültür yayınlarıyla bağların güçleneceğine olan inancını dile getiren Meclis Başkanı Yıldırım, TRT AVAZ’ın bu konudaki önemine de değindi. Yıldırım, “Değerli kardeşlerim, Türkiye ve Kırgızistan arasındaki bağları güçlendiren en önemli adımlardan biri de kültürel yayınlardır. Ülkelerimizi ve milletimizi daha güçlü bağlarla birbirine yaklaştırmak için TRT AVAZ yayınlarına önem veriyoruz. TRT AVAZ yakında Kırgızistan’da da faaliyete geçmiş olacak. Burada Türk televizyonlarının rağbetle seyredildiği bilgisini aldım, çok da mutlu oldum. Ayrıca Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı marifetiyle buradaki kültür ve eğitim faaliyetlerine de hız vermeyi amaçlıyoruz. Bütün bu konuları detaylı bir şekilde ele aldık, değerlendirdik. Gerek Başbakan gerekse Meclis Başkanı ile bu konuları bütün yönleri ile masaya yatırdık.” diye konuştu.Hain girişimlere asla prim vermeyinTBMM Başkanı Binali Yıldırım, hitap ettiği Türk topluluğunu, kökleri dışarıda olan hain girişimlere asla prim vermemeleri hususunda da uyardı. Yıldırım, “Biliyorsunuz Türkiye 15 Temmuz’da bir alçak darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Bu darbe girişiminin arkasında Pensilvanya’da, Amerika’da bulunan FETÖ terör örgütünün başı bulunuyor. Bu örgüt o gün, o gece, 251 vatandaşımızı şehit etti. 2193 vatandaşımızı yaraladı; gazi oldular. Büyük bedel ödedik. Ancak ay yıldızlı bayrağımızı indirtmedik, ezanlarımızı dindirtmedik. Alçaklara hak ettikleri dersi milletimiz verdi. Bu topraklarda, buralarda, bu alçak örgütün faaliyetlerinin yoğun olduğunu biliyoruz. Bunu bütün yönleriyle muhataplarımızla paylaştık. Gerekli tedbirlerin alınması konusundaki hassasiyetimizi de dile getirdik. Şunu memnuniyetle ifade etmek isterim ki burada Kırgızistan yöneticileri de bunun farkına varmışlar. Bunun sadece Türkiye’ye değil dünyada bulundukları her ülkeye bir tehdit olduğunu, şartlar ve zaman müsait olduğunda bunların yapamayacağı hiçbir şey olmadığını bilmenizi istiyorum. Çünkü bunlar akıllarını emperyalist güçlerin ellerine vermiş zavallılardır. Bunların ne kıblesi vardır ne kutsalı vardır ne de hiçbir mukaddes değeri yoktur. Bütün bu değerlerimizi aşındırarak, maalesef bayrağımızı, dinimizi, kitabımızı kullanarak alçak emellerine alet etmişlerdir. Büyük bir tecrübe edindik, bedel ödedik. İstiyoruz ki dostlarımız, kardeşlerimiz aynı bedeli ödemesin. Bu gibi ucu, kökleri dışarıda olan hain girişimlere asla prim vermeyin. Bunlara karşı çok tetikte olmanızı özellikle istirham ediyoruz. Çocuklarımızın bunlar tarafından devşirilip zehirlenmesine asla müsamaha göstermeyelim.” sözleriyle bu konudaki hassasiyeti dile getirdi.Gönüllerimiz arasında mesafe yokBinali Yıldırım, iki ülke arasındaki uzak mesafeye rağmen gönüllerin bir olduğunu söyledi. Binali Yıldırım, “Değerli kardeşlerim, Türkiye Cumhuriyeti olarak 81 milyon kardeşinizin size selamını getirdim. Aramızdaki mesafe uzak olsa da gönüllerimiz arasında hiç mesafe yok. ‘Gönülden gönüle bir yol vardır gizli gizli’ diyor Neşet Ertaş. Biz gönül yolları ile birbirimize bağlıyız. Değerlerimizle birbirimize bağlıyız. Dinimizle, dilimizle, bayrağımızla, kültürümüzle birbirimize bağlıyız. Nerede olursak olalım asla ve asla hiçbir şekilde asimile olmayacağız. Değerlerimizi kaybetmeden geleceğe kararlılıkla yürüyeceğiz. Hiç endişe etmeyelim. Türkiye Cumhuriyeti sizin her zaman arkanızdadır. Her zaman yanınızdadır, şartlar ne olursa olsun. Sizin parmağınıza diken batsa Türkiye’deki kardeşlerinizin kalbi sızlar. Bunu bilmenizi istiyorum. Ben bu duygularla bir kez daha hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun. Allah'a emanet olun. Sağ olun, var olun!” sözleriyle konuşmasını tamamladı.TBMM Başkanı konuşmasının ardından Ahıskalı Türkler ile Türk vatandaşlarının görüşlerini dinledi ve sorularını cevaplandırdı. Toplantı Binali Yıldırım’a geleneksel Kırgız kıyafeti çapan giydirilmesi ve hediye takdimleriyle son buldu.MEDIAMANAS

Sosyal medyanın önemi...

Necdet Buluz Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti İl Başkanları Toplantısı’nda eski tarz propaganda faaliyetleri yerine sosyal medyanın kullanılacağını söyleyerek yeni bir sayfa açmış bulunuyor. Günümüzde sosyal medya hayatımızın her noktasına girmeye başladı. Zamanla yarışta, sosyal medyanın önemi zaten tartışılmaz. Kaldı ki, seçim çalışmaları sırasında daha önce başlatılan propagandalarda hem parasal, hem çevre kirliliği hem zaman kaybı nedeni ile siyasilerin yüzünü sosyal medyaya dönemeye başlamaları da yeni bir dönemin başlangıcı olarak öne çıkıyor.Ak Parti’nin seçim kampanyasının sosyal medyaya taşınma kararının diğer siyasi partileri de aynı noktaya çekecektir.Şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın propaganda çalışmalarında neden sosyal medyaya yüzlerini döndüklerini açıklayan açıklamasına göz atalım:“Çok eskilerden beri yerleşmiş seçim kampanyası anlayışı vardır. Şehirlerimizin caddeleri, sokakları her yeri parti bayraklarıyla, afişlerle donatılır. Biz bununla ilgili bir düzenleme yaptık. Kimse buna riayet etmiyor. Partilerin ve adayların görünürlüğünü sağlamaya yönelik bu kampanya tarzı güç gösterisi olarak devam ettik. Günümüzde artık buna ihtiyaç yok. Bunu artık çok ilkel buluyoruz. Eski tarz kampanya yöntemleri şehirlerimiz kirleten, tepkiye yol açan bir hale geldi. Gürültü ve görüntü kirliliği oluşturan kampanya yöntemini tamamen terk ediyoruz. Çevreye ve insana saygılı seçim kampanyası yürütme kararı aldık. Parti teşkilatı ve seçim koordinasyon merkezilerinin olduğu yere bayraklar asılabilir, bunun dışına görüntü kirliliğine müsaade edilmeyecek, belirtilen saatler dışında otobüs dolaştırılmayacak. Partilere ve adaylara çok ciddi, maddi ve manevi maliyet getiren, şehirlerimizi kağıda boğan israf kaleminden de kurtulmuş olacağız. Tasarrufu sadece devlette aramayalım, bu da tasarruf. Çevreci bir parti olarak bu hassasiyeti gösterme kararı aldık. AK Parti her alanda olduğu gibi siyasetin dijital boyutunda da öncü bir partidir. Bunu da ispatlayacak.”Söz sosyal medyada açılmışken, konuyu biraz daha açalım:Dikkat edilecek olursa dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sosyal medya önemli bir yer edinmeye başladı. İletişim Fakültelerinde sosyal medya dersleri verilmeye başlandı. Bir anda birçok kinin ulaşabileceği sosyal medya ağları kuruldu. Özellikle internet ortamında hizmet veren sosyal medya ağlarına olan ilginin de artmakta olduğunu görüyoruz. Sosyal yaşantımızda artık tartışılmaz bir yere gelen sosyal medya, aynı zamanda okurlarına hızlı, güvenilir ve tartışılmaz haber ve yorumların ulaştırılmasında da önemli bir ağ olarak görülüyor.Şunu görmekteyiz:Sosyal medya iyi kullanılabilirse her alanda çok daha etkili olabilir. Yerel seçimlerden önce siyasi propagandalarda da kullanılacak olan sosyal medyanın önemini seçim sonrası daha net görebileceğiz.Yaşamımızın vaz geçilmez noktası haline gelen internet kullanımı, hem bir ihtiyaç, hem de eğlence gereksinimini karşılıyor. Farklı sosyal uygulamaların da, ekstra bir kazanç sağladığını görmekteyiz. Birçok insanın geçimini sağladığı bir meslek olması da öneminin ne denli büyük olduğunu gösteriyor. Daha da önemlisi bu kitle araçlarının ortak özelliklerinden biri ücretsiz olarak sunulmasıdır. Olumlu ve olumsuz yönlerinin olduğu gibi, bilinçli ve doğru kullanıldığı zaman faydalarının tartışmasız olduğunu da söyleyebiliriz.Şimdi başa dönelim:Seçim propagandaları büyük paralarla yapılıyor. Sonrasında çevre kirliliği yaşıyoruz.Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal medyaya dönülmesi ile hem harcamalardan, hem de çevre kirliliğinden kurtulabileceğimizin altını çiziyor.Doğal reklamın en kolay şekli, günümüzde sosyal medya araçlarını etkili şekilde kullanmaktan geçiyor.  Aynı şekilde reklam giderlerinin büyük bir bölümü sosyal medya kullanımı ile azaltmak da mümkün. Özellikle gerçeklik içeren hikâye tarzı reklamlar sosyal medya araçlarında oldukça ilgi görüyor. Yapılan bir araştırmaya göre Küçük işletmelerin % 78’i yeni müşterileri çekmek amacıyla sosyal medyayı kullanıyor. Ayrıca, müşterilerin % 33’ü, sosyal medyayı yeni marka ürün ve hizmetlerini nasıl tanımladıklarını belirledi.Bir başka yazımızda sosyal medya ile ilgili daha kapsamlı bir yazıyı sizlerle buluşturacağız.necdetbuluz@gmail.comwww.facebook.com/necdet.buluz  

Bakü-Tiflis-Kars demir yolunun vagonlarını Türkiye ve Azerbaycan ortak üretecek

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan, Türkiye ve Azerbaycan'ın ortaklaşa, Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattında kullanılacak vagonların üretileceği ortak imalathane kuracağını açıkladı.Turhan, temaslarda bulunmak için geldiği Bakü'de Azerbaycan Devlet Demiryolları Başkanı Cavid Gurbanov'la görüştü.Görüşme sonrasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Turhan, Gurbanov'la Bakü-Tiflis-Kars demir yolunun daha iyi hizmet verebilmesi için yapılması gereken çalışmaları, işletmecilerle ilgili kolaylaştırıcı konuları görüştüklerini belirtti.Bakü-Tiflis-Kars demir yoluna büyük yatırım yapıldığını söyleyen Turhan, buradan sadece Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye'nin değil tüm komşu ülkelerin yüklerinin taşınmasını da görüştüklerini ifade etti.Turhan, "Daha önce teknik ekiplerimiz gelerek yerinde incelemeler yaptılar. Şimdi Azerbaycan ve Türkiye olarak Azerbaycan'da bir imalathane kurup bu hatta işletilecek olan yük vagonlarını ortak üreteceğiz. Proje çalışmaları tamamlanmak üzere. İmalat yapılacak fabrika sahalarının tespiti yapıldı. İmalathaneleri kurarak hemen üretime başlayacağız." şeklinde konuştu.Bakü-Tiflis-Kars demir yolu ile şimdilik sadece yük taşımacılığı hizmetinin verildiğini hatırlatan Turhan, yolcu taşımacılığı hizmetinin de ilerleyen yıllarda başlayacağını belirtti.Hattın kullanıcılara önemli bir nakliye tasarrufu sağlayacağını ifade eden Turhan, bunun tüketici fiyatlarına da yansıyacağını kaydetti.Turhan, Kars-Iğdır-Nahçivan Demir Yolu Projesi için de ön etüt çalışmasının devam ettiğini sözlerine ekledi.TRT Avaz 

Türk Konseyi Gençlik ve Spordan Sorumlu Bakanlar 3. Toplantısı

Kazakistan'ın başkenti Astana'da "Türk Konseyi Gençlik ve Spordan Sorumlu Bakanlar 3. Toplantısı" düzenlendi.Toplantıya katılan Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, "Bugün görüşeceğimiz gündem maddeleri arasında bulunan 'Türk Konseyi Gençlik Platformu'nun hayata geçirilmesini gönülden destekliyoruz" dedi.Kasapoğlu, Kazakistan'ın başkenti Astana'da düzenlenen "Türk Konseyi Gençlik ve Spordan Sorumlu Bakanlar 3. Toplantısı"nda yaptığı konuşmada, katılımcı ülkelerin geçmişten geleceğe uzanan bir kardeşlik zincirinin halkaları olduklarını belirterek, "Bizim kardeşliğimiz, sadece aynı dili konuşmaktan kaynaklanmıyor. Biz birlikte binlerce yıl boyunca ortak medeniyetler inşa ettik." dedi.Bin yıl önce toprak olan dedelere ve bin yıl sonra doğacak torunlara bir borçlarının olduğunu söyleyen Kasapoğlu, "Bu borcu bizden öncekiler gibi bir olarak, halkımız için 'gece uyumadan, gündüz oturmadan' çalışarak ödeyeceğiz. Ses bayrağımız Türkçenin altında birleşen bizler, bu beraberliğimizi aynı zamanda ekonomik, politik ve teknolojik iş birlikleriyle taçlandırmak zorundayız." şeklinde konuştu.Kasapoğlu, Türk Konseyi ülkeleri gençlik ve spordan sorumlu bakanlarının üzerine düşen ciddi sorumlulukların olduğuna dikkati çekerek, "Çünkü bizim faaliyetlerimiz, beraberliğimizi istikbale taşıyacak genç nesilleri inşa etmek için gereklidir. Onlar, gelecekte birliğimizi daha kuvvetli bir kardeşliğe dönüştürecekler." diye konuştu.Türk Konseyine üye devletlerdeki gençler arasındaki yapıcı diyalog ve etkileşim fırsatlarının geliştirilmesinin desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Kasapoğlu, bu desteğin Türk Konseyinin çalışmalarına da ayrı bir değer katacağını dile getirdi.Kasapoğlu, "Bugün görüşeceğimiz gündem maddeleri arasında bulunan 'Türk Konseyi Gençlik Platformu'nun hayata geçirilmesini gönülden destekliyoruz." dedi.Genç nesillerle iyi işleyen, kurumsal ve sürdürülebilir bir çerçeve bağlamında irtibat sağlanması gerektiğine inandıklarını kaydeden Kasapoğlu, bunun sağlanması halinde Nahçıvan Anlaşması'nda belirtilen gençlik hedeflerine daha kolay ulaşabileceklerini söyledi.Kasapoğlu, toplantıda alacakları kararların somut adımlarla desteklenerek yaygınlaştırılması gerektiğine vurgu yaparak bunun sağlanmasının Türk Konseyinin üye ülkelerin geleceğine sunduğu katkının daha da güçleneceğini ifade etti.Geçen yıl Türkiye'de ve Kazakistan'da "Türk Konseyi Uluslararası Gençlik Kampı"nın ve Azerbaycan'da ve Kırgızistan'da da Gençlik Festivallerinin düzenlendiğini anımsatan Kasapoğlu, bu etkinliklerin sürdürülebilir hale gelmesinin umut verici olduğunu dile getirdi.Kasapoğlu, ekonomik ve politik ittifakı sağlamlaştıracak gücün spordan, sanattan, duygulardan, heyecandan, birlikte üzülmek ve birlikte sevinmekten geçtiğine işaret ederek, gençlik politikalarının hedefe ulaşmasında en önemli araçlardan birisinin de gençlik kampları olduğuna dikkati çekti.Gençlik politikalarının Türk Konseyine üye ülkelerde yaygınlaştırılması amacıyla bu yaz Ankara'da "Türk Konseyi Gençlik Kampları Çalıştayı" düzenlendiğini hatırlatan Kasapoğlu, "Gençlerimizin bizzat kendisi tarafından yürütülen bu kardeşlik hamlesi, çok değerli sonuçlar vermektedir." diye konuştu.Kasapoğlu, "'Türk Konseyi Gençlik Kampları Çalıştayı' sürecinde varılan sonuçların, bu toplantı vesilesiyle konseyin ortak kararlarına dönüşmesinin çok faydalı olacağı kanaatini taşıyoruz." dedi.Eylül ayında Kırgızistan'da yapılan Türk Konseyi Devlet Başkanları Zirvesi'nde kararlaştırılan 4. Dünya Göçebe Oyunları'nın 2020 yılında Türkiye'de yapılacak olmasından büyük memnuniyet duyduğunu dile getiren Kasapoğlu, "Etnospor Federasyonu ve Geleneksel Spor Dalları iş birliği ile Gençlik ve Spor Bakanlığımız bu organizasyonu en iyi şekilde planlamanın gayreti içinde olacaktır." ifadesini kullandı.Kasapoğlu, 2021'de İstanbul'da ev sahipliğini gerçekleştirecekleri 5. İslami Dayanışma Oyunlarının da kendileri için bir başka heyecan kaynağı olduğunu belirtti.Türk Konseyi Genel Sekreteri Bagdat Amreyev'in moderatörlüğünde yapılan toplantıya Kazakistan Sosyal Kalkınma Bakanı Darhan Kaletayev, Azerbaycan Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı İsmail İsmayilov, Kırgızistan Gençlik İşleri, Beden Eğitimi ve Spor Devlet Ajansı Müdürü Kanat Amankulov'un yanı sıra Azerbaycan, Kırgızistan ve Türkiye'nin yurt dışı misyon temsilcileri katılıyor. Toplantıda Türk Konseyi 2. Genç Liderler Forumu, 4. Uluslararası Gençlik Kampı ve 3. Uluslararası Gençlik Festivalinin yapılması ve diğer konular ele alınıyor.

TDBB Kırgızistan Etnik İlişkiler Ajansı Tecrübe Paylaşımı Programı Tamamlandı

Programa, Nookat Belediyesi Genel Sekreteri Zakhidzhan Abidzhanov, Karasu Belediyesi Genel Sekreteri Danakhan Bektasheva, Uzgen Belediyesi Genel Sekreteri Zhalal Aliev, Oş Belediyesi Genel Sekreteri Uraimzhan Tashiev, Leylek Belediyesi Genel Sekreteri Nurgazy Abalov, Suzak Belediyesi Genel Sekreteri Turdukul Karaev, Alamudun Belediyesi Genel Sekreteri Aidar Kadyraliev, Isık-Göl Belediyesi Genel Sekreteri Zhumadil Turdubekov ve Batken Vilayeti Ajans Temsilcisi Absalam Abdiraiimov katıldı.Programın ikinci gününde katılımcılar İstanbul Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü Göç Araştırmaları Merkezi’ni ziyaret etti. Aynı gün katılımcılar öğleden sonra TDBB’yi ziyaret etti. Birlik merkezinde TDBB Genel Sekreteri Fahri Solak’la bir araya gelen heyet, Program ve TDBB’nin çalışmaları hakkında bilgilendirildi. TDBB’den ayrılan heyet, Panorama 1453 Müzesini ve Topkapı Türk Dünyası Kültür Evlerini gezdi.Programın dördüncü günü katılımcılar, İstanbul Valiliği Göç İdaresi Müdürlüğünü ziyaret etti ve “Göç Yönetimi ve Uyum Süreçleri” konulu sunumu dinledi. Aynı gün heyet, Sultanbeyli Belediyesi’ni ziyaret ederek Belediye başkanı Hüseyin Keskin ile bir araya geldi. Heyet, burada “Bir Umut, Bir Ufuk Projesi” adlı sunumu dinledi.Kapanış Yemeği ve Sertifika TöreniYemeğin ardından, Başkan Lokman Çağırıcı, TDBB Genel Sekreteri Fahri Solak ve Başkan Yardımcısı Kenan Gültürk heyete katılım sertifikalarını takdim etti. Program karşılıklı hediyeleşme ve aile fotoğrafı ile tamamlandı.

Türkmenistan Bakü'de Ticaret Merkezi açacak

Türkmenistan, Azerbaycan'ın başkenti Bakü’de Ticaret Merkezi açmaya hazırlanıyor.Açılış hazırlıklar için 3 Aralık'ta Türkmenistan’ın Bakü Büyükelçiliği Başkonsolosu Batyr Redzhepov ile Azerbaycan Girişimciler Örgütü Ulusal Konfederasyonu (NCOPA) Genel Sekreteri Fuad Gumbatov bir görüşme yaptı. Görüşme sonunda Fuad Gumbatov, Bakü'de Türkmenistan Ticaret Merkezi'nin açılışına aktif yardım sunacaklarını açıkladı.Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov, geçen yıl Ağustos ayında Azerbaycan'a yaptığı ziyarette, Bakü'de Türkmenistan Ticaret Merkezi kurulmasını, buna karşılık olarak da Azerbaycan’ın Aşkabat'ta bir ticaret merkezi açmasını önermişti.Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de geçtiğimiz günlerde Türkmenistan'a yaptığı ziyarette, karşılıklı ticaretin ve ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesini vurgulamış, görüşmelerin ardından, yirmiden fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanmıştı . İkili anlaşma paketi, Türkmenistan Sanayicileri ve Girişimciler Birliği ile Azerbaycan Girişimciler Örgütü Ulusal Konfederasyonu arasında bir mutabakat anlaşmasını da içeriyordu.Bakü’de açılacak olan Türkmenistan Ticaret Merkezi’nin, ikili ticareti arttırması bekleniyor. Ticaret merkezinde, öncelikle Türkmenistan'da üretilen çeşitli tekstil ürünlerinin ve el yapımı halıların satışına odaklanılacak.TRT Avaz

Kıbrıs’ta ortak "federasyon" vizyonu var mı?

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 16 Ekim 2018 tarihinde Güvenlik Konseyi’ne sunduğu Kıbrıs Raporu’nda öncelikle tarafların ortak vizyon konusunu netleştirmeleri gerektiğine dikkat çekmişti. Peki, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk tarafları arasında BM Genel Sekreteri Guterres’in ifade ettiği gibi Ada’nın geleceğine ilişkin ortak bir vizyon şu an için var mıdır? Ya da bu yönde en küçük pozitif bir girişim söz konusu mudur?   Kıbrıs konusuna "federasyon" temelinde bir çözüm bulunabilmesi amacıyla 1977’den bu yana yaklaşık 40 yılı aşkın süredir çok ciddi çaba ve enerji harcanmıştır. Peki, arzu edilen yönde bir sonuç elde edilebildi mi? 77-79 Doruk Anlaşması, 1984 Viyana Çalışma Noktaları, 1986 Taslak Çerçeve Anlaşması, 1992 Gali Fikirler Dizisi, 1993 Güven Artırıcı Önlemler Paketi, 1997 Troutbeck (ABD) ve Glion'da (İsviçre) Görüşmeleri, 1999-2000 Cenevre ve New York’ta 5 Tur Aracılı Görüşmeler, 2004 Annan Planı, Cenevre Görüşmeleri ve en son olarak da Crans Montana’da yapılan müzakerelerde federasyona yönelik tüm çabalar Rum Yönetiminin katı ve uzlaşmaz tutumları nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmadı mı? Rum tarafının oldum olası amacı 1963’de gasp ederek üniter Rum Devleti’ne dönüştürdükleri sözde Kıbrıs Cumhuriyeti unvanını ve bu durumun kendilerine sağladığı tüm ayrıcalıkları korumaktır! Federal çözümün yönetim, yetkiler ve tüm zenginliklerin adil bir şekilde paylaşılarak birlikte yönetme prensibine dayanmasına karşın, Rum Yönetimi Kıbrıs Türkleri ile yönetimi, yetkileri ve doğal zenginlikleri paylaşma niyetinde olmadığını 40 yıldır söylüyor. İtiraf ediyor ve açık açık söylemeye de devam ediyor!  Anastasiadis kısa bir süre önce düzenlediği basın toplantısında özetle; "Kıbrıs Türklerinin yönetime etkin katılımını kabul etmiyoruz. Her kurumda etkin katılım aramak, azınlığın bu hakkını kötüye kullanması, çoğunluğun hakkını engellemesi tehlikesini getirir. Türkiye’nin garantörlüğü sona ermeli ve Türk askerleri tamamen çekilmeli. Doğal gaz konusunda Kıbrıs Cumhuriyeti haklarından vazgeçmeyecek. Bu konuyu asla müzakere masasına getirmeyeceğiz." dedi! Görüldüğü üzere Rum Yönetimi zihniyet olarak Kıbrıs Türkleri olarak bizleri en başından buyana azınlık olarak gördüklerini bir kere daha açıkça ifade etmiştir.Rum tarafının siyasi eşitliğe dayalı, etkin katılımımızın olacağı adil ve paylaşımcı federasyon temelinde bir anlaşma yapma gibi bir niyeti olmadığını artık herkes görerek kabul etmelidir. Bu bağlamda bazı kesimlerin hala daha federasyon modelini tabulaştırmaya çalışarak fanatik futbol severler gibi sahiplenmelerini anlamak mümkün değildir! Bu kesimler neredeyse damarımı kesseniz federasyon akacak diyecek şekilde siyaseten marjinalleşme sürecine doğru hızla kaymaya devam etmektedirler!  BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in ifade ettiği gibi Ada’nın geleceğine ilişkin iki taraf arasında ortak bir vizyon var mıdır? Esas konuşulup tartışılması gereken konu budur! Federasyon dışındaki seçenekleri de içerecek şekilde ortak bir zemin arayışı içerisine artık girebilmeliyiz.    Geçtiğimiz 30 Nisan 2017’de Crans Montana sürecinde ve 23 Kasım 2017’de GKRY’de yapılacak Başkanlık seçimleri sürecinde yazmış olduğum köşe yazılarımda Rum lideri Anastasiadis ve Rum Ulusal Konseyi’nin kapalı kapılar ardında yaptıkları bazı gizli değerlendirmelerde "anlaşmalı ayrılık" konusunu gündemlerine alarak Kıbrıs Rum paradigmasında(değerler sisteminde) meydana gelen radikal değişime dikkat çekmeye çalışmıştım!Bu bağlamda BM Genel Sekreteri Guterres’in Ada’nın geleceğine ilişkin iki taraf arasında ortak bir vizyon var mıdır? Yaklaşımına federasyondan başka seçenekler pek mümkün görünmüyor yaklaşımı ülkemizde sık sık dillendirilmeye çalışılmaktadır.Rum Yönetimi ile federasyondan başka seçenekler mümkün gerçekçi değil yaklaşımına ne enteresandır cevap Güney Kıbrıs’tan Akel Genel Sekreteri ve DİSİ Genel Başkanından geliyor!AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu konuyla ilgili olarak diyor ki; Anastasiadis "iki devletli çözümü görüşüyor." Aslında AKEL Genel Sekreteri Kiprianu açıklamasında Anastasiadis iki devletli çözüme açık demeye getiriyor! Bunu hem Kıbrıs Rum Toplumuna hem de Kıbrıs Türk toplumuna bu şekilde ifade ediyor!DİSİ Genel Başkanı Aerof Neofitu ise Kıbrıslı Türkler Konfederal ve İki Devletli Çözümü konuşmaktan korkuyor diye açıklamada bulunuyor! Görüldüğü üzere DİSİ(Anastasiadis’in partisi)  Genel Başkanı Neofitu demek istiyor ki korkmanıza gerek yok. Konfederal ve İki Devletli Çözümü konuşarak tartışmaya artık başlayalım. Pazarlıklarımızı bu yönde yapalım!Öncelikle şunu bilmeliyiz ki diplomaside bir ülke içerisindeki aktörler kendi başlarına buyruk gelişigüzel tesadüfî şekilde hareket etmezler! Bu bağlamda Akel Genel Sekreteri ve DİSİ Genel Başkanı’nın açıklamalarının Anastasiadis ve Rum Ulusal Konseyi’nin almış oldukları kararlar dışında olması beklenmemelidir! 30 Nisan 2017 tarihinden bu yana Rum Ulusal Konseyi ve Anastasiadis’in federasyon dışındaki seçenekler üzerinde tüm partiler ile çeşitli senaryo ve stratejiler geliştirmiş olduklarını artık görüp anlamalıyız!Öyle anlaşılıyor ki Anastasiadis içerisinde bulunduğumuz süreçte Türkiye’ye başka, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya başka şeyler söylüyor. Durum böyle olsa da Anastasiadis ve Rum Ulusal Konseyi’nin federasyon dışındaki seçenekleri görüşüp bu yönde müzakere yapmaya hazır oldukları artık ortaya çıkmıştır! Bu aşamadan sonra BM Genel Sekreteri Guterres’in Ada’nın geleceğine ilişkin iki taraf arasında ortak vizyon bulunup bulunmadığına Kıbrıs Türk tarafı olarak nasıl bir yaklaşım göstereceğiz? Biz sadece federasyon konuşuruz. Bunun dışında bir şey konuşmayız. Ancak, bu şartlarda Rum Yönetimi ile federasyon yapmamız da pek mümkün görünmüyor mu diyeceğiz? Hükümet bu konuda ne düşünüyor? Hükümette federasyon dışındaki seçenekleri görüşmeye kapalı mı?Kıbrıs Türk Halkının geleceği sadece federasyon modeline endekslenebilir mi?  Bazı kesimler federal çözüm olmuyorsa mevcut statükonun devam etmesini mi savunuyor?    Kıbrıs Türk tarafı olarak bir an önce tüm seçenekleri masaya koyarak konuşmalıyız. Bu yönde alternatif senaryo ve stratejiler geliştirmeliyiz. Ortak vizyon bulabilmek için tüm fikir ve görüşlere açık olmak gerekir. Ucu açık olmayacak bir süreç sonunda nihai bir sonuca ulaşılma arifesinde olduğumuzu artık kimse göz ardı etmemelidir! Sonuç olarak; Rum Yönetimine 40 yılın ardından uluslararası baskı ve zorlama ile federasyon zemininde bir anlaşma yapmasını beklemenin kime ne faydası olur? Atalarımız ne demiş; Zorla Güzellik Olmaz…      

Yerel gazeteler gazetecilik okulu gibidir...

Necdet Buluz Son günlerde yerel gazetelerin sıkıntıları gündem oluşturuyor. Ekonomik sıkıntılarla da mücadele etmek durumunda kalan yerel gazeteciliğin canlandırılması konusunda yapılan ve yapılmakta olan çalışmaları desteklediğimizi belirtelim.Söz yerel gazetelerden ve gazetecilikten açılmışken, biz yerel gazetelerin ne denli önemli bir boşluğu doldurduğuna dikkat çekmek istedik.Ahmet Özdemir hoca günlerdir İstanbul Gazetesi’ndeki köşesinde gazetecilik ve yerel basınla ilgili yazılar yayılıyor. “Gazeteciyi donanımlı kılma” başlıklı yazısında şu çok önemli noktalara vurgu yapıyor:“İletişim Fakültelerinin bir bütün olarak eğitim programının amacının gazeteci adayını mesleki donanımlı kılmak olduğu söylenebilir.  Oysa, teorik bilgilerle donanım yerine, pratik, ülke koşullarına adapte edici ve ülke koşulları içinde vücut bulmayı kolaylaştırıcı, donanımlara gerek olduğunu öne sürülebilir. Her ne kadar "Medya etiği" dersleri olsa da Özünü "Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi"nden alan her aşamasında karşı karşıya kalabileceği durumlarda rehber olacak mesleki ilkeler bilgiler ve pratiklerle gazeteci donanmalı. Eski deyime gazeteciliğin "Adab-ı muaşereti" öğretilmeli. Sözü edilen öğreti içinde Doğruluk İlkesi, Haberinin Doğruluğunun Kanıtı, Tarafsızlık İlkesi, Haber Kaynaklarıyla İlişki, Gazetecilik ve Çıkar İlişkileri, Ekonomi Gazeteciliği, Yargı Ve Sağlık Haberleri, Çocuklar ve Cinsel Saldırılar, Sosyal Ve Toplum Olguları ve Nefret Söylemleri Konusu, Özel Yaşamın Gizliliği İlkesi, Blogcular ve Etik İlkeleri benzeri başlıkların altı doldurulmalı. “Söylemek istediğimiz şu:Yerel gazeteler Özdemir Hocamızın özlemini çektiği görüş doğrultusunda mesleğe başlayanlara öncelikle bunları öğrenme fırsatı veriyor. Kısacası İletişim Fakültelerine başlamadan önce mesleki ilkeler bilgiler ve pratiklerle donanma sağlanıyor, gazeteciliğin "Adab-ı muaşereti" öğretiliyor.Mesleğe bir gün önce başlayana bile saygı gösteriliyor.Tarafsız yayın yapmanın, etik yayıncılığın özellikleri ve güzellikleri öğretiliyor. Kaldı ki, bugün en kıdemli, en seçkin ve en kaliteli gazetecilerin önemli bir bölümü dikkat edilecek olursa yerel medyadan yetişmiştir. Geçenlerde hayata veda eden gazeteci ağabeyimiz Güner Samlı ile ilgili çok değerli gazeteci ağabeyimiz Işın Erşen’in yazdığı bir yazı, yerel gazeteciliğin ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. “Türk Basın Hayatının “Babı-ı Ali” ve “Rüzgârlı Sokak” tarihidir.  İlk Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Cumhuriyet Halk Partisi ve Ulus gazetesi sırt sırtadır. Rüzgarlı Sokak, Ankara Basınının Merkezidir.  Dostlar, her meslekte bazı insanlar vardır herkes tarafından tanınır, bilinir. “ Aaa o’nu tanımaz mıyım ?” derler. Bazı kişiler de vardır ki kimse onları tanımaz, bilmezler, aynen benim gibi… Kimi, reklamını bilir, kimi de işini, kimi meslektaşımızı her gece başbakanlar, bakanlar arar, kimini de haber kaynağı sade vatandaşlar…  “Dün gece tam yatacağım sırada Sayın Cumhurbaşkanı aradı, …. “ demek büyük itibardır da, çok önemli bir haberin pek değeri olmaz bu meslekte…  Rahmetli dostum, ağabeyim Güner Samlı, beni 50-53 sene öncesine götürdü, 1965- 1970 leri anımsattı. Benim gazetecilik mesleğine başladığım 1965 yılında, Ankara Ulus Meydanında, tam Atatürk Heykelinin karşısında, Ankara Han 4. Katta yayın hayatını sürdüren Havadis Gazetesi vardı, daha sonraları isim değiştirerek Tasvir Gazetesi oldu. Basın tarihimize bir bilgi notu düşmek amaçlı ile sizlerle paylaşıyorum. Bu vesile ile bilmeyen meslektaşlarımız da öğrenmiş olurlar, hatırımdan çıkan büyüklerim olmuşsa lütfen beni affetsinler.  Havadis Gazetesi Yazı Ailesi: İmtiyaz Sahibi Şahin Aymete Genel Yayın Müdürü Fahir Ersin (Çitçit Fahir) Yazıişleri Müdürü Tahir Zengingönül (Kel Tahir) İstihbarat Şefi Feridun Evrensel  Müessese Müdürü Güngör Aymete Levent Esmer, Müfit Çetin, Güner Samlı, Doğan Demirtaş, Emel Altuğ,  Orhan Gürdil, Güngör Acar, Sinan Atalar, Hıncal Uluç, Atilla Bartınlıoğlu, Bekir Çiftçi, Erdoğan Erentöz, Güngör Soyarı, İlhan Bardakçı, Faruk Erbil, Nalan Seçkin, Ali Çetin Şener, Işın Erşen, Necdet Buluz, Cem Cahit Vural, Salim Taşçı, Nur Gürkan, Turhan Buyurgan, Murat Taşkın, Ender Yoldar, Kemal Tuna (Piç Kemal), Muzaffer Evirgen,  Yazar Kadrosu: Alparslan Türkeş, Cemal Madanoğlu, Gökhan Evliyaoğlu, Orhan Seyfi Orhon, Mükerrem Kamil Su, Kamil Su, Münis Faik Ozansoy, Şeref Gensoy, Şahap Gensoy.  Ulaşım: Fevzi Müstahdem: Ahmet .”  Kadroyu görüyor musunuz?İsimlere dikkat ediniz.Bugün böyle bir kadroyu en donanımlı en büyük tirajlı bir gazetede bile göremezsiniz.Yerel basın işte böyle bir şeydir.Uzun söze gerek var mı?necdetbuluz@gmail.comwww.facebook.com/necdet.buluz      

Türk Tarih Kurumu'nda, Kazakistan Konferansı

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesindeki Türk Tarih Kurumu ve Kazakistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği iş birliğiyle 5 Aralık 2018 tarihinde 'Nursultan Nazarbayev, Büyük Bozkır'ın Manevi Dirilişi' adlı konferans düzenlenecek.Türk Tarih Kurumu'nun ev sahipliğinde düzenlenecek olan konferans, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan ve Kazakistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly tarafından yapılacak açış konuşmalarıyla başlayacak.Türk- Kazak ilişkilerinin tarihi seyrine dair değerlendirmelerin yapılacağı etkinlikte, aynı adlı kitabın tanıtımı da gerçekleştirilecek.Konferansın ardından 1 Aralık Kazakistan Cumhuriyeti Kurucu Cumhurbaşkanı Günü dolayısıyla bir resepsiyon verilecek.Kabar.kg 

Geleneksel Türk Okçuluğu 2019'da UNESCO'da

Türk Destanı "Dede Korkut"un 17'nci unsur olarak UNESCO Dünya Somut Olmayan Kültür Mirası Temsili Listesi'ne kabul edilmesinin ardından "Türk Okçuluk Geleneği" için kollar sıvandı.Türk Destanı "Dede Korkut"un 17'nci unsur olarak UNESCO Dünya Somut Olmayan Kültür Mirası Temsili Listesi'ne oy birliğiyle kabul edilmesinin ardından "Türk Okçuluk Geleneği" için kolları sıvayan Kültür ve Turizm Bakanlığı, dosyanın 2019'daki komite toplantısında görüşülerek karara bağlanmasını bekliyor.Sürecin icracı birimi Bakanlık Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü Okan İbiş, Türkiye adına UNESCO'da yürüttükleri çalışmalar hakkında, Türkiye'nin 2003'te ilan edilen UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi'ne 2006'da taraf olduğunu ifade etti.Sırada "Türk okçuluğu" varAraştırma ve Eğitim Genel Müdürü Okan İbiş, UNESCO için gelecek dönem yürütülecek çalışmalara yönelik şunları söyledi:"UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi'ne 2019 yılında kaydettirilmek üzere 'Geleneksel Türk Okçuluğu' isimli aday dosyamız hazırlandı. Dosya bu yıl UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Sekreterliğine gönderildi.Ülkemiz UNESCO'ya en fazla unsur kaydettiren ülkeler arasında ilk beşte yer aldığından, her yıl gerçekleşen başvuru yoğunluğuna göre en çok unsur kaydettiren ülkelere uygulanan kota uygulaması ülkemize de uygulanmıştır. 'Geleneksel Türk Okçuluğu' adlı aday dosyamızın 2019 yılında gerçekleştirilecek olan 14. Hükümetlerarası Komite Toplantısı'nda görüşülmesi beklenmektedir."İbiş, "Geleneksel Türk Okçuluğu' Türkiye'de gerçekleştirilen geleneksel okçuluk sporu etrafında şekillenen, yüzyıllar içinde belirlenmiş ilkeleri, kuralları, ritüelleri ve toplumsal uygulamaları, geleneksel zanaatkarlıkla üretilen ekipmanları, okçuluk disiplinleri ve atış tekniklerini barındıran bir somut olmayan kültürel miras unsurudur" dedi.TRT Avaz

TÜRKSOY Gençlik Oda Orkestrası Klasik Müziğin Kalbi Viyana’da Seyircilerle Buluştu

25 yıl önce Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Türkiye arasında imzalanan anlaşma ile kurulan TÜRKSOY, farklı ülkelerde gerçekleştirdiği etkinliklerle kuruluşunun 25. yılını kutlamaya devam ediyor. Bu kapsamda hayata geçirdiği TÜRKSOY Gençlik Oda Orkestrası Avrupa turnesi’nin ikinci konseri, 30 Kasım 2018 tarihinde, klasik müziğin anavatanı olarak kabul edilen Avusturya’nın Viyana şehrinde gerçekleştirildi. Viyana Flarmoni’ye ev sahipliği yapan, dünyanın en prestijli salonlarından biri olan Musikverein’deki konsere sanatseverlerin ilgisi yoğun oldu. Biletlerin günler öncesinde tükendiği etkinlik, TÜRKSOY üyesi ülkeler büyükelçilikleri ve Viyana Yunus Emre Enstitüsü işbirliğinde düzenlendi. Şefliğini Azerbaycan’dan Mustafa Mehmandarov’un yaptığı konserde solist olarak Kazakistan’dan Amina Mashkeyeva ve genç yetenek Sergei Dogadin yer aldı.    Orkestra’nın Özel Misafiri Sergei Dogadin  Klasik batı eserleri ve Türk dünyası bestekarlarına ait çeşitli eserlerin yer aldığı konserde, 1. Uluslararası Tretyakov Keman yarışması  birincisi ve TÜRKSOY Özel Ödülü sahibi Sergei Dogadin solist olarak sahne aldı. TÜRKSOY Gençlik Oda Orkestrası’nın enerjisine hayran kaldığını belirten Dogadin: Pek çok konserde sahne aldım. Ancak bu orkestra bir başka, özellikle genç arkadaşlarımın enerjisine hayran kaldım. Bazen çok profesyonel sanatçılarla birlikte çalabiliyorsunuz ancak yeterli enerjiyi hissedemeyebiliyoruz. TÜRKSOY’un orkestrası bugüne kadar sahne aldığım en iyi orkestralardan biri. Bu fırsatı sunduğu için TÜRKSOY’a teşekkür ederim.’’dedi. Her yıl gerçekleştirilen turnelerle ve düzenlenen çeşitli ustalık sınıflarında yeteneklerini geliştirme fırsatı yakalayan TÜRKSOY Gençlik Oda Orkestrası üyeleri, unutulmaz bir konsere daha imza atarak kariyerlerinde yeni bir sayfa daha açtı.  Son Konser Bratislava’daTÜRKSOY Gençlik Oda Orkestrası turne kapsamındaki son konserini Bratislava şehrinde verecek.  Cultus Ruzinov işbirliğinde gerçekleştirilecek konser TÜRKSOY’un ülkedeki ilk etkinliği olacak. 2 Aralık 2018 tarihinde, saat: 18.00’da başlayacak Konserin tamamlanmasının ardından bir sonraki buluşmaya dek orkestrası üyesi sanatçılar ülkelerine uğurlanacak.Avrasya’nın Sesleri isimli turne Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye ve Türkmenistan’ın UNESCO Daimi Temsilcilikleri’nin yanı sıra T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara Ticaret Odası, ve Yunus Emre Enstitüsü katkılarıyla gerçekleşiyor.