Çağlar boyunca Türk kadını

Tanrının armağanı sonucu kendi bedeninde bir ruhu olgunlaştırıp o tinin, bedenine kavuşmasını sağlayan kadın, soyun ve evrenin devamlılığında rol oynayan bir bütünün en büyük parçasıdır.

Ata binme, kılıç kuşanma, güreş, avlanma, ok atma, cirit atma ya da at yarışları.. Bu kelimelerleri duyunca geçmişten günümüze bir erkeğin savaşçı ve kahraman kimliği vurgulanmış gibi algılıyoruz, öyle değil mi? Kısmen de doğru tabi. Türk erkeği kahramandır, cesurdur, yiğittir, Oğuz Han olarak da bilinen düzenli ordunun temelini atan Metehan’dır, Tanrı’nın kırbacı olarak nitelendirilen Atilla’dır, Anadolu’nun kapılarını biz Türkler’e açan Alparslan’dır, İstanbul’u feth eden Fatih Sultan Mehmet’tir, Çaresiz kalmış her bir toprağı işgal altına alınmış sönmüş bir külü alevlendiren Avrasya Türk’ünü yeniden dirilten Mustafa Kemal Atatürk’tür. Fakat asıl anlatmak istediğim; Büyük Kiros’u kana boğan Dünya Tarihi’nin ilk kadın hükümdarı Tomris Hatun’dur, Bizans imparatoru I. Jüstinianus’u dize getiren Sabar’ların lideri Boarık Hatun’dur, Ülkenin işgali sırasında halkı ayağa kaldıran Halide Edip Adıvar’dır, vatanı uğruna kundaktaki bebeğini ardında bırakarak canı pahasına tarih yazan Nene Hatun’dur, bizim TÜRK KADINIMIZ. Evet yukarıda belirttiğim kelimelere dönersek asıl anlatmak istediğim; ata binen, kılıç kuşanan, avlanan,…, ok atan da kahraman, savaşçı, cesur Türk kadınıdır.

4505e61ea297c90055a7dc9fd505a96f.jpg

Köklü bir milletin tarihini tanımanın en iyi yolu Kitabeleri, Mitolojisi ve Destanlarıdır.Şimdi yazımın devamında, bu konuyu daha detaylı ele alacağım.

Dede Korkut Hikayesi Kan Turalı Destanında milli kimliğine sahip Türk kadınının karakteri betimlenmiştir;

” Kanglı Koca der: Atam öldü ben kaldım. Yerini yurdunu tuttum. Yarınki gün de ben ölürüm. Bundan yeğreği yok ki, gözüm görürken oğul, gel seni evereyim, dedi.Kan Turalı der: Baba, bana layık kız, ben yerimden doğrulmadan kalkıp ayağa dikilmiş olmalı. Ben atıma binmeden binmiş olmalı. Ben kafir iline varmadan, varıp baş getirmiş olmalı.”

Yine Dede Korkut Hikayesi’nde kadın için “Evin Direği” kelimesi kullanılmıştır. Bildiğimiz üzere Göçebe Türkler, o günkü şartlar gereği hayatları boyunca yaşamlarını çadırlarda sürdürmekteydiler. Biliyoruz ki Türk-Altay halk kültüründe, görkemli büyük çadırlar “otağ” olarak adlandırılmıştır. Her kurulan otağın ortasında bir direk bulunmaktadır. Bu direk, otağın ayakta durması için öncü rol oynamıştır. Direk olmazsa otağ kurulmaz, direk yıkılırsa otağ yıkılır. Kadın olmazsa ev kurulmaz, kadın yıkılırsa aile yıkılır çünkü..

Bir Kazak Atasözü der ki; “Birinci zenginlik sağlık, ikinci zenginlik ise kadındır”.

Altay Yaratılış Destanı’nda, Ülgen’e (Yaratıcıya) yeri göğü yaratmasına ilham kaynağının “dişi bir ruha sahip” ilahi bir varlık olarak imgelenen Ak Ana’nın, olduğu belirtilmiştir.

Bozkurt Destanı’nda da Türk soyunun “Asena” adı verilen dişi bir kurt tarafından türediğini bilmekteyiz.

Destanların yanı sıra Türkler, soyut imgeleri somutlaştırarak kadın tinini daha da güçlü bir şekilde saygı duyulacak biçimde betimlemişlerdir. Buna örnek;

Kayın Ağacı; Türkler için kutsaldır, mesela. Mitolojiye göre Kayın ağacı; koruyucu ve merhametli olan Umay ana ile Yaratıcı Ülgen tarafından yere indirilmiştir. İçinde anaların kutlarını barındırdığına inanılan bu ağacın, insanlığı iyiliğe yönlendiren kutsal “dişi bir ruha” sahip olduğu belirtilmektedir.

Türklerin kadınlarına verdiği değer, her zaman- her şekilde, dünyevi ve uhrevi inanış olarak kendini göstermiştir.

Türklerin eski inanışı olan Şamanizim inanışını inceleyecek olursak bu inanışa göre soyun devamını sağlayan kadın ruhunun, kutsal olduğuna inanılmaktadır. Bu nedenle de Şaman ayinlerinde bulunan erkek kamların, saçlarının uzun oluşu ve kırmızı tonlarında giysiler giymeleri gibi dişil ögelerin ön planda tutulması, kadına verilen üstün değerin göstergesidir.

Türk Tarihi boyunca gerek sosyal, siyasi gerek kültürel hayatta gerek savaşlarda milli kimliği ile hep ön planda yerini almıştır Türk kadını.

Orta Asya Türk Devletlerinde, Törenlerde ve şölenlerde kadın daima Kağan’ın yanında oturur, idari ve siyasi alanlarda tıpkı Kağan gibi görüşlerini sunardı. Kağan’ın buyrukları; “Kağan buyuruyor ki” diye başlamışsa eğer, asla kabul edilmemekteydi. Kabul edilmesi için “Kağan ve Hatun buyuruyor ki” diye başlamalıydı. İskitlerde, Hunlarda, Göktürklerde, Uygurlarda, emirlere Kağan ve Hatun ortaklaşa imza atardı. Orhun Kitabeleri’nde belirtildiği üzere Kağan’ın kararına Hatun katılmaz ise bu karar, asla geçerli sayılmazdı.

Arap gezgini İbn Battuta;“Burada tuhaf bir hale şahit oldum ki o da Türklerin kadınlarına gösterdiği hürmet. Burada kadınların kıymet derecesi, erkeklerinden daha üstündür”, demiştir.

Türk kadınına duyulan saygının bir diğer örneği de Altay dağlarının en yüksek tepesine “Kadınbaşı” ismi verilmiş olmasıdır.

838c3571f8dc799fc5d52aabe7804511.jpg

Milli kimliği ile hep ön planda yer alan Türk kadını ve Türk erkeğinin kadınına gösterdiği değere bir diğer örnek; Büyük Hun İmparatoru ile Çin arasındaki ilk barış antlaşmasını Metehan’ın Hatununun imzalamış olmasıdır.

Buraya kadar Türk kadınını anlattım. Şimdi bu dönem içerisindeki “kadın” kavramını daha geniş çapta ele alalım;Yakut Türklerinde kadının miras hakkı vardı çünkü kadın erkek eşitti, birbirini tamamlayan iki birey olarak kabul ediliyordu.Araplarda cahiliye devri yaşanıyor kız çocukları diri diri sine gömülüyordu, çünkü uğursuz olarak nitelendirilmişlerdi.İngiltere’de kadınların İncil okuması dinlerini öğrenmesi dahi yasaktı (Hanry dönemine kadar)Budizm’in kurucusu olan Buda, kendi dinine kadınları almamıştı.Türk kadınları istediği dini inanışı yaşamakta özgürdü.Çinde boşanma hakkına sadece erkekler sahipti oysa Türklerde, her alanda eşitlik olduğu gibi bu konuda da hürdüler.Hint anlayışına göre dul kalan kadınlar yakılarak öldürülüyordu. Nedeni ise içler acısı; kadınların ölen kocalarının öbür tarafta sevgiye ihtiyaçları varmış, yalnız kalmamalıymışlar. Anlayacağımız üzere Türkler haricindeki bütün milletlerde, hep erkek hegemonyası üzerine kurulu bir düzen vardı.

Türkler adildi, eşitti, moderndi. Herşeyden önce kadın-erkek fark etmeksizin “insanlık” vardı. Türkler, cinsiyet kavramıyla değil fikir ve düşünceleriyle egemendiler. Kadın da geçerdi devletin ya da toplumun başına, erkek de.

Tabi sonra bir takım sebeplerden dolayı etkileşimler oldu. En büyük etkileşim savaşla gelir biliyorsunuz. Kurulan devletler büyüdü, savaşlar daha geniş coğrafyaya yayıldı.Biz Türklerde kadının toplum içindeki statüsü farklı yönde değişti. Ata binen, ok atan bir nesilden, eve kapanan bir topluma evrildik.

Ne zaman başkalaştık, işte o zaman geriledik, hasta adam olduk ve yıkıldık.Biraz Osmanlı Devleti’nden örnek verelim. Avrupa’da sanayi devrimi başlamıştı, bu süreç içerisinde yeniliklere ayak uyduramayan Osmanlı ne yazık ki günden güne güç kaybetmekteydi. Dönemin padişahı II. Mahmud “kadının mevcut konumu”nun geri kalmışlığın simgesi olarak nitelendirdi. Bunun sonucu, Modern kız okulları açılmaya başlandı. 1868 yılında Kamu Eğitimi Kanunu ile 6-11 yaşlarındaki kız çocuklarının ilkokul eğitimi almasına karar verdi. Daha sonra 1876 yılında ise bu eğitimi Kanun-i Esasi ile zorunlu kıldı.II. Mahmut’un başlattı ıslahatları en son Atatürk tamamladı.

“Türk kadını sen omuzalar üstünde göklere yükselmeye layıksın” diyen Atatürk; 1926 yılında, Türk Medeni Kanunu’nun kabulünü sağlayarak ileri düzeyde medeni haklar tanıdı, Türk kadınına.

Dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen’izDünyanın ilk kadın savaş muhabiri Semiha Es’izDünyada ilk kadın yargıtay üyesi Melahat Ruacan’ız

Dünyanın ilklerini oluşturan TÜRK KADINIYIZ

(Dünyanın ilklerini oluşturan Türk kadınlarımızın çoğalması dileğiyle)

Biz,Her birimiz,Tanrı’nın sevdiği çocuklarıyız.

Başkalaşma rehavetine kapılıp longaza düşmeyelim. Bizi biz yapan milli kimliğimizi diri tutalım. Çünkü günümüzde dahi sirkte oynatılamayan, insanların korktuğu, yanına yaklaşmaya cesaret edemediği bozkurdun koruduğu Türkleriz biz. Modernlik, çağdaşlık özümüzde var. Soyumuzun derinlerindeki asil kanımızda var.

Ç ü n k ü b i z,Al kanımızla Dünyayı saranT Ü R K’ leriz.

Sıla ARSEL

Kaynak: http://www.telgraf.eu/