Çevre

Tataristan'ın başkenti Kazan, dünyanın en temiz 5. şehri seçildi

Tataristan'ın başkenti Kazan, dünyanın en temiz şehirleri araştırmasında Washington, Kopenhag, Oslo gibi şehirleri geride bırakarak 5. sırada yer aldı.Tataristan'ın başkenti Kazan dünyanın en temiz otuz şehri sıralamasında beşinci sırada yer aldı.Kabar ajansına göre, liste "booking.com" rezervasyon sistemini kullanan turistlerin yorum ve önerilerine dayanılarak hazırlandı. Amerikan finans şirketi The Street’in resmi sitesinde yayınlanan verilerden yola çıkılarak gezginlerin Singapur’u dünyanın en temiz şehri olarak gösterdiği belirtildi.Listenin ikinci, üçüncü ve dördüncü sıralarında Tokyo, Minsk ve Kyoto şehirleri yer aldı.Tataristan'ın başkenti Kazan, Abu Dhabi, Zürih, Stockholm, Mekke, Washington, Kopenhag, Oslo gibi şehirleri geride bıraktı ve reytingin beşinci sırasında gösterildi.Dünyanın en temiz şehirleri reytinginde Rusya Federasyonu başkenti Moskova ancak 14. sırada yer alabildi.QHA

2018 Dünya Dağ Forumu Bişkek’te yapılacak

Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te 23-26 Ekim tarihleri arasında 2018 Dünya Dağ Forumu düzenlenecek.Çevre Koruma ve Orman Devlet Dairesi basın hizmetinden yapılan yazılı açıklamaya göre, söz konusu etkinlik Çevre Koruma ve Orman Devlet Dairesi, Ağa Han Vakfı, Gıda ve Tarım Organizasyonu (FAO) ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından organize ediliyor.Forumun amacı, dağ bölgelerinin müreffeh geleceği için bir senaryo geliştirmek ve bu amaca ulaşmak için olası yolları ve yönleri tanımlamaktır.Dağlar, dünya nüfusunun % 13'üne ev sahipliği yapıyor ve Dünya'nın toprağının beşte birini kapsıyor. Dağ bölgeleri, önemli ekosistem hizmetlerinin sağlayıcıları olarak da hizmet vermektedir. Küresel “su kuleleri” olarak dağlar, hem dağlık bölgelerde hem de ovalardaki geniş alanlarda dünyanın her yerinden insanlara tatlı su sağlar.Buna ek, dağlar gezegenin en büyük nehirlerine neden olur ve dünya nüfusunun % 40'ı tüketim, sulama ve enerji üretimi için dağ suyuna bağlıdır. Dağ manzaraları çeşitliliği ve benzersizliğiyle hayretler içinde, nesli tükenmekte olan endemik türler de dahil olmak üzere “biyoçeşitliliğin sıcak noktaları” oluştururlar. Bu biyoçeşitlilik, birçok temel gıda ürününün genetik kökeni de dahil olmak üzere, insanlığın bağlı olduğu ekosistem hizmetlerinin çoğunun temelini oluşturmaktadır. Ayrıca, dağlar dünyanın orman alanlarının % 28'ine ev sahipliği yapmaktadır.Dağların dünya topluluğuna muazzam faydalar getirmesine ve aynı zamanda büyük bir baskı altında olmasına rağmen, uluslararası siyasi arenada dağ bölgelerinin sesi yeterince güçlü değildir. Ayrıca, dağ konusundaki kararlar dağlık bölgelerden kendileri ve yerel perspektifler dikkate alınmaksızın uzaklaştırılmaktadır.Avrupa, Latin Amerika ve Afrika'da benzer dağ forumları düzenledikten sonra, 2018 Dünya Dağ Forumu, nelerin başarıldığına dair bir analiz yapmayı ve dağ bölgelerinin müreffeh geleceğine etkili senaryolar ve gelişim yolları tanımlamayı amaçlamaktadır.2018 Dünya Dağ Forumu, sürdürülebilir dağ gelişimi için mevcut uluslararası süreçlere katkıda bulunacak ve gündemdeki konuların, çalışma ve tartışma için ilgili konularla formüle edileceği ana tematik konulara odaklanacaktır.Bişkek'te düzenlenecek olan 2018 Dünya Dağ Forumu, sürdürülebilir dağ gelişimi için ulusal ve bölgesel önceliklerin dikkate alınacağı, ortaklıklar ve yeni çözümler arayışının geliştireceği bir platform haline gelecek.Kabar.kg 

"Tarım arazileri hızla kaybediliyor..."

Necdet Buluz Yıllardır tarım ile ilgili yazdığımız yazılarda genellikle tarıma elverişli arazilerin giderek elden çıktığını ve tarım arazilerinin de yok olmaya yüz tuttuğuna değinmişizdir. Bugün, çok önemsediğimiz bu konuyu yeniden gündem taşıyoruz.Türkiye tam anlamı ile bir tarım ülkesidir. Üstelik kaliteli ürün elde edilen ülkeler arasında da saygın bir yere sahiptir. Giderek tarımdan uzaklaşan, neredeyse tamamen dışa bağımlı hale gelen bir ülke konumuna doğru sürükleniyoruz.Türkiye’nin son 25 yıl içinde Konya büyüklüğünde bir tarım arazisini kaybettiği ifade ediliyor. Önemsenmesi ve düşünülmesi gereken bir rakam ile karşı karşıyayız.  Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) bu yılki 16 Ekim Dünya Gıda Günü temasını “Eylemlerimiz, geleceğimiz. 2030’a kadar tüm dünyada #SıfırAçlık hedefine ulaşmak mümkün” olarak belirlemiş bulunuyor.Dünya nüfusu hılz artıyor. Bu artışa rağmen artan gıda ihtiyacının karşılanmasında da sıkıntılar yaşanıyor. Bu nedenle tarım ve tarım alanları öne çıkıyor. Türkiye’yi de bir tarım ülkesi olarak değerlendirdiğimizde bunun önemini bir kez daha görmüş oluruz.Çünkü tarımdaki verimliliğin düşmesi artan nüfusun gıda ihtiyacının karşılanamaması anlamına geliyor. Bu da az gelişmiş, ya da gelişmekte olan ülkelerde açlık tehlikesini oluşturuyor. FAO’nun açlık ile ilgili verilerine değinen TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “2017 yılında yaklaşık 821 milyon kişinin açlık içinde yaşadığı tespit edildi. Diğer bir deyişle her dokuz kişiden biri açlık çekiyor ve bu insanların yüzde 60’ı kadınlardan oluşuyor. Gıda hakkı yaşam hakkı olduğundan açlığın önlenmesi ve her bireyin yeterli ve sağlıklı gıdaya fiziksel ve ekonomik olarak erişebilir kılınması tüm insanlığın ortak sorumluluğudur” dedi. Artan nüfus ile birlikte gıda ihtiyacının da arttığına değinen TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, gıdamızın yüzde 95’ini temin ettiğimiz toprak varlığının tehlike altına girdiğini ifade ediyor. Dünya bir yandan açlığın önüne geçmeye çalışırken diğer yandan amaç dışı tahsislerle tarım alanları ve meralarda azalma oluyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre tarım arazilerinin kapladığı alan Türkiye’de 1992 yılında toplam 27.6 milyon hektar iken, 2017 yılında 23.4 milyon hektara geriledi. 25 yılda yaklaşık 4 milyon hektar yani yaklaşık Konya ili büyüklüğünde tarım arazisi kaybedildi. Bu da tarım alanlarının yüzde 15 küçülmesi anlamına geliyor. 1920’lerin başında arazilerimizin yüzde 56’sını oluşturan meraların oranı bugün yüzde 19’a geriledi. Tarım arazilerinin amaç dışı kullanımının önlenmesi gerektiğini ifade eden TEMA Vakfı Başkanı Ataç ‘ın şu açıklamasına dikkat ediniz:"Bu kapsamda 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun öngördüğü şekilde Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Planları’nın hazırlanması gerekiyor. Tarımsal potansiyeli yüksek olduğu için büyük ova ilan edilen alanların tarım dışı amaçlara tahsis edilmesi önlenmelidir. Toprağın sürdürülebilir yönetimi, toprak koruma ve erozyonla mücadele tedbirleri acilen desteklenmelidir. Tarım alanları gibi meraların da amaç dışı kullanımına son verilmelidir. Hayvancılığın geliştirilmesi, biyolojik çeşitliliğin ve toprağın korunmasına hizmet edecek şekilde “sürdürülebilir mera yönetimi” hayata geçirilmelidir. Ayrıca tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için alınacak önlemlerle üreticinin kazancı iyileştirilmeli, kırsal göçün önüne geçmeyi sağlayacak kırsal kalkınma politikaları benimsenmelidir. Tarladan tüketime tüm zincirde gıda israfını önlemek için çalışmalar gerçekleştirilmelidir."Özetleyelim:Tarım arazileri yok ediliyor. Yerlerine beton binalar dikiliyor. Bu da ekili kaliteli arazilerin yok olmasına neden oluyor. Özellikle meraların yok olması, hayvancılığın yok olması anlamına geliyor. Meralardan beslenen hayvanların eti daha kaliteli oluyor ve daha az harcama ile hayvan besiciliği yapılabiliyor.Tarımı teşvik etmek, çiftçiyi üretime yöneltmek ve kaliteli tarım arazilerini korumak gerekiyor. Bizi yönetenlerin bu konuda atacakları adımlar Türkiye’yi yeniden dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülkeden bir haline getirebilir. Tarım ve hayvancılığımızın yeniden öne çıkması, ithalata bağımlılığımızı da sonlandırabilir. Bu da hiç kuşkusuz cari açığın kapanması için önemli bir adımdır. necdetbuluz@gmail.comwww.facebook.com/necdet.buluz  

Bişkek’te TÜRKPA Çevre ve Doğal Kaynaklar Komisyonu IV Toplantısı

Kırgızistan'ın başkenti Bişkek’te TÜRKPA Çevre ve Doğal Kaynaklar Komisyonu 4. Toplantısı gerçekleştiriliyor.Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye milletvekillerinin katıldığı toplantı gündeminde genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) yayılması ve etkileri konuları görüşülecek.Toplantıda konuşma yapan TÜRKPA Çevre ve Doğal Kaynaklar Komisyonu Başkanı, Azerbaycan Milli Meclisi Sağlık Komitesi Başkanı Ahliman Amiraslanov, katılımcılar için uzmanlar tarafından GDO alanında yapılan çalışmalar ve durumları hakkında geniş bilgi verildiği daha önce İstanbul'da yapılan "GDO alanında mevzuat ve uygulama" konulu bir Seminer düzenlemenin önemini vurguladı.Toplantıda ayrıca, TÜRKPA ülkelerinin, tarımsal ürünlerin atalarının da geçerli olduğu bitki örtüsü ve bitki örtüsü çeşitliliği açısından zengin olduğu, bu nedenle, asgari riski göz önünde bulundurarak, ulusal yasama sistemlerinin iyileştirilmesi ve bilimsel başarılardan yararların çıkarılması yoluyla zengin biyoçeşitliliğin korunması için her türlü çabanın gösterilmesi gerektiği vurgulandı.Komisyonun mevcut durumu incelemek, mevzuattaki mevcut boşlukları analiz etmek ve katılımcı ülkeler arasında olumlu deneyimleri yaymak için bu konuyla ilgili bir oturum düzenlenmesi son derece önemlidir.

Depremleri ciddiye almazsak...

Türkiye ile ilgili depremler konusunda yazdığımız yazılarda genellikle eğitimin, sağlam depreme dayanıklı sağlam binaların önemine değinmiştik. Bir de “Depremleri ciddiye almamız gerekir” uyarılarında bulunmuştuk. İstanbul’da beklenen büyük deprem konusunda ise gereken önlemlerin alınmadığından yakınmıştık.14 Eylül 1509'da İstanbul tarihinin en şiddetli depremini yaşadı. Küçük kıyamet ( Kıyamet-i Suğra ) denilen depremin ardından Marmara Denizi’nde tsunami meydana geldi. Boyları 10 metreye kadar yükselen dev dalgalar şehirde tufan yaşattı. Yer bilimcilerin son yüzyılda Doğu Akdeniz’de görülen en büyük doğal afet olarak tanımladığı depremin yarın yıl dönümü.Biz bugün Prof.Dr. Şükrü Ersoy Hocamızın olası depremde yaşanacaklar konusunda yaptığı açıklama ile daha önce İstanbul’da yaşanan büyük depremde yaşananlar konusundaki açıklamaları ile sizleri buluşturmak istedik:YTÜ Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Şükrü Ersoy, 1509 depremini "İstanbul'un en sağlam merkezi kesiminde meydana gelen, şimdiki büyüklüğüyle yaklaşık 7,7 diyebileceğimiz, enerji olarak yaklaşık 3 tane Kocaeli depremi büyüklüğünde, çok büyük bir depremdi" şeklinde tarif etti.Olası bir İstanbul depreminde tsunami dalgaları oluşacağını kaydeden Prof. Dr. Ersoy, "1509 depreminde tsunami de var. Surları aştığı söylenir. Marmara'nın tsunami tarihi de sabıkalı. 4 bin yıl içerisinde kayıtlarda 100'e yakın tsunami var. Yaptığımız kazılarda bunların izlerini bulduk. Kim,  'Marmara kıyılarında tsunami dalgaları olmaz' diyorsa, doğruyu söylemiyor. Bilimsel olarak yanlıştır. Marmara kıyılarında mutlaka tsunamidalgaları oluşabilir. Marmara'nın içerisinde bin metreyi aşkın 3 tane çukur var. Bu çukurların yamaçlarındaki çamurlar, depremlerde sallandıkları takdirde denizaltı heyelanlarıyla tsunamiler oluşabilir” diye konuştu.Bölgede 'çifte deprem' potansiyeli olduğunun da altını çizen Prof. Dr. Ersoy, "Marmara'da bir depremi konuşuyorsak tsunamiyi de birlikte anmamız gerekiyor. Çünkü tarihsel olarak bunlar hep birlikte gerçekleşmiş. Marmara'nın çifte deprem oluşturma özelliği de var. 1999 depreminde merkezleri Kocaeli ve Düzce olmak üzere 2 ayrı yerde 3 tane şiddeti 7'den büyük deprem meydana geldi. Bunun benzeri 1912 ve 1766 yıllarında da yaşandı" dedi.Bunları duyduktan sonra depremleri ciddiye almamak mümkün mü?Kaldı ki bir de tsunami tehlikesi ile karşı karşıya kalabileceğiz.Prof. Dr. Ersoy, tsunaminin sinsi bir şekilde geliştiğine dikkat çekerek şunları kaydetti:" Tsunami dalgası o kadar sinsi ki bazen cepheden değil, 'kıyı boyu akıntıları' ile kıyıları süpürerek gelebilir. Hatta iç denizlerde dalgalar karşı kıyıya çarpıp 1 saat sonra dönebilir. Bu dalgalar 5 dakika içerisinde gelebilir. Uzak bölgelerde 20 dakikaya kadar çıkabilir ama her halükarda tsunamiden kaçış planları yapabiliriz. Deprem gibi değil. Kıyılarda, karaların içlerine doğru kaçmamız, yüksek yerlere çıkmamız gerekiyor. Sahildeysek, bir tekne içerisindeysek açık denize gitmemiz gerekiyor. Açık deniz, tsunami ve depremde en güvenilir yerdir. Çünkü deprem dalgaları suyun içerisinden geçmez. Tsunami dalgaları da açık denizde olmaz. Sadece kıyılarda olur. Açık denizler daha güvenlidir. Bir grup araştırmacıya göre 30 yıl içinde yüzde 65 olasılıkla şiddeti 7'den büyük bir deprem olacak.  Bunun 19 yılı geçti. Tehlikenin riski artıyor. Yarın da olabilir, 11 yıl sonra da.  Tekrarlanma aralıkları genellikle tutar. Sürenin yaklaştığını buradan öngörebiliriz. Marmara için en kötü senaryo 1509 depreminin tekrarlanmasıdır. Yaklaşık 7.7, 7.5 şiddetlerinde bir depremi öngörebiliriz. Marmara Bölgesi'ndeki 11 ilde 25 milyon insan yaşıyor. 6 milyon konut var. Dolayısıyla tablo vahim. Geçmişte olduysa gelecekte de böyle bir deprem bizi karşılayabilir. Günümüzde de küçük depremler, gelecek depremlerin habercisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Geçmiş depremleri sağlam zeminler üzerinde yaşadık. Gelecek depremleri çürük zeminler üzerinde karşılayacağız. 150 bin ile 300 bin arasında insanın ölmesi demek.”Hoca’dan son açıklamalar:"Vatandaşlar her şeyi devletten beklemek yerine apartmanlarında, mahallelerinde, sitelerinde örgütlenmeli. İstanbul'da her yıl büyük deprem tatbikatı yapılmalı. AFAD'ın, Kızılay'ın, karar vericilerin, kolluk kuvvetlerinin, arama kurtarma ekiplerinin ve herkesin olacağı deprem tatbikatını her yıl yapmamız gerekiyor.  Kentsel dönüşümü iyi yaparsanız depreme karşı güçlü yapılar ortaya çıkarırız. Depremde en güvenli yerler, sağlam binaların içleridir. İnsanları sokaklarda daha büyük tehlikeler bekliyor. Binalarımızı sağlam yapmalı ve eşyalarımızı da sabitlemeliyiz. Bina elbette sağlanacak, sallansın diye inşa edilir. İyi bir mühendislik görmüş bina yıkılmaz”Biz depremleri önemsiyoruz, ciddiye alıyoruz, ancak korkmuyoruz. Önlemler alındığında korkulacak bir şey kalmıyor. “Bugün önlemler alınıyor mu?” diye sorarsanız buna yanıtımız “hayır, yeterli değil” olacaktır. Bizi korkutan ve ürküten de işte budur. Hiç değilse geçmişten yaşananlardan ders çıkarmamız gerekmiyor mu?Depremleri ciddiye almazsak, yaşanacakları düşünmek bile istemiyoruz.necdetbuluz@gmail.comwww.facebook.com/necdet.buluz   

'Hazar Denizi'nin gelecekte kuruma ihtimali var'

İran Meclisi Çevre Grubu Üyesi Milletvekili Abdulkerim Hüseyinzade, doğal ve beşeri faktörlerin Hazar Denizi'nin ekosistemini tehdit ettiğini ve bu durumun denizin kurumasına yol açabileceğini ileri sürdü.Batı Azerbaycan eyaletine bağlı Nakade kenti milletvekili olan Hüseyinzade, hükümetin doğru planlama ve bütçe tahsisiyle ülkenin önemli varlıklarından biri konumundaki Hazar Denizi'nin kurumasının önüne geçebileceğini söyledi.İran Meclisi Haber Ajansı'na (ICANA) konuşan Hüseyinzade, "Hazar Denizi'nin gelecekte kuruma ihtimali var." dedi.Meclis ve hükümetin bu meseleye kayıtsız kalmaması gerektiğini belirten Hüseyinzade, doğal ve beşeri sorunların çözümü için geniş kapsamlı ve uzun vadeli projelerin geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.Hüseyinzade ayrıca ülkedeki olumsuz doğal ve beşeri şartların Basra Körfezi'ni de tehdit ettiğini savundu.İran'da son yıllarda etkisini gösteren kuraklık nedeniyle Batı Azerbaycan eyaletindeki Urumiye Gölü, İsfahan'daki Zayende Nehri gibi su kaynaklarının önemli bir kısmı kurudu. Ülkedeki kuraklık tarımı olumsuz etkilerken geçimini çiftçilik yaparak sağlayan kesimleri de kent merkezlerine doğru göçe zorluyor.Kaynak: AA 

Orta Asya Ülkeleri Cumhurbaşkanları Aral Gölü İçin Toplanıyor

Orta Asya ülkeleri liderleri Aral Gölü için yarın Türkmenistan'da bir araya gelecek.Aral Gölü'nü Kurtarma Uluslararası Fonu kurucu ülkeleri devlet başkanları konseyi toplantısı yarın Türkmenistan'ın Türkmenbaşı şehrinde gerçekleştirilecek.Fonun dönem başkanı Türkmenistan'ın ev sahipliğinde düzenlenecek toplantıya bölge ülkeleri Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan cumhurbaşkanları katılacak.Toplantının ardından bölge ülkeleri devlet başkanları Ortak Bildiri imzalayacak.Aral Gölü'nü Kurtarma Uluslararası Fonu, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan tarafından 1993'te kuruldu. Fonun 2017'de dönem başkanlığını üstlenen Türkmenistan, bu görevi 2019'a kadar sürdürecek.Aral Gölü'ndeki çevre felaketiSovyetler Birliği döneminde bölgeyi besleyen Emuderya ve Sirderya ırmaklarının sularının pamuk tarlalarına akıtılması sonucu 1960'lı yıllardan başlayarak kurumaya başlayan Aral Gölü, bugün yüzde 90 oranda küçülerek ikiye bölünmüş ve eski kıyılarından 170 kilometreye kadar geri çekilmiş durumda.1960'da 68 bin 900 kilometrekare yüzölçümü ve bin 83 kilometreküp su hacmi ile dünyanın en büyük göllerinden biri olan Aral Gölü'nün uzunluğu 426 kilometreyi, eni 284 kilometreyi, en derin noktası 68 metreyken, bugün gölün yüz ölçümü 12 bin kilometrekareye, su hacmi 100 kilometreküpe, en derin noktası ise 24 metreye düştü.Eski Sovyetler Birliği'nin, 1960-1990 yıllarında Orta Asya'da pamuk üretimini artırmak amacıyla sulanan tarım arazilerini 4,5 milyon hektardan 7 milyon hektara çıkarması ve böylece göle dökülen ırmak sularının azalması sonucunda gölün geri çekilmesiyle 5,5 milyon hektarlık tuzlu kum tabakalarıyla kaplı çöl oluştu.Aral Gölü'nün kuruyan kısmından her sene rüzgarla uçan yaklaşık 100 milyon ton tuzlu kum tozları da bölgeyi büyük bir çevre felaketiyle karşı karşıya bırakıyor.Kaynak: AA

12 avqust - Xəzər Dənizinin Ətraf Mühitinin Mühafizəsi Günüdür

Bakı, 12 avqust, AZƏRTAC 12 avqust - Xəzər Dənizinin Ətraf Mühitinin Mühafizəsi Günüdür.AZƏRTAC Ekologiya və Təbii Sərvətlər Nazirliyinin saytına istinadla xəbər verir ki, 2006-cı ilin məhz bu günündə Xəzər dənizinin ətraf mühitinin mühafizəsi haqqında Çərçivə Konvensiyasının qüvvəyə minməsindən sonra hər il avqustun 12-si Xəzər Günü kimi qeyd olunur.“Xəzər dənizinin ətraf mühitinin mühafizəsi haqqında Çərçivə Konvensiyası” BMT-nin Ətraf Mühit Proqramının və digər beynəlxalq təşkilatların dəstəyi ilə Xəzəryanı dövlətlərin mütəxəssisləri tərəfindən hazırlanıb. Konvensiya mətninin müzakirələri 1995-ci ildən 2003-cü ilədək keçirilən görüşlər zamanı davam edib və 2003-cü il noyabrın 4-də Xəzəryanı ölkələr tərəfindən imzalanıb.Təsdiq olunduğu şəhərin adı ilə “Tehran konvensiyası” kimi tanınan bu saziş Xəzər dənizinin ətraf mühitinin bütün növ mənbələrdən çirklənməsinin qarşısının alınmasına, habelə Xəzər dənizinin ətraf mühitinin mühafizəsi, saxlanması və bərpasına qulluq edir. Konvensiyada Xəzər dənizinin bioloji sərvətlərinin davamlı və səmərəli istifadəsinə, ətraf mühitə təsirin qiymətləndirilməsinə, ekoloji monitorinqə və elmi tədqiqatlara aid müddəalar da əksini tapıb. “Tehran konvensiyası” beş Xəzəryanı dövlətin hökumətləri tərəfindən ratifikasiya olunduqdan sonra 2006-cı il avqustun 12-də qüvvəyə minib. Sonradan bu tarixin Xəzər Günü kimi qeyd edilməsinə başlanılıb.Azərbaycanda da Xəzər Gününə xüsusi önəm verilir. Hər il bu gün münasibətilə Ekologiya və Təbii Sərvətlər Nazirliyinin təşəbbüsü ilə Xəzərətrafı rayonların rəsmi dövlət qurumlarının, ictimai təşkilatların və ictimaiyyətin nümayəndələrinin, nazirliyin tabeli qurumlarının iştirakı ilə maarifləndirici tədbirlər, o cümlədən təmizlik və abadlıq işləri həyata keçirilir.Xəzər dənizinin ətraf mühitinin mühafizəsi haqqında Çərçivə Konvensiyası onun sahilində yerləşən beş dövlət arasında regionda təbiəti mühafizə şərtlərini və müvafiq təşkilati mexanizmi əks etdirən ilk hüquqi sazişdir.Qeyd edək ki, bu gün Qazaxıstanın Aktau şəhərində işə başlayacaq Xəzəryanı ölkələrin dövlət başçılarının V Zirvə toplantısı Xəzər Gününə təsadüf edib. Zirvə toplantısında Xəzər dənizinin hüquqi statusuna dair müzakirələrin də aparılacağı nəzərdə tutulub.

Kırgızistan Meclisi milletvekilinden çevre koruma konusunda önemli öneri

Kırgızistan Meclis milletvekili Ekmat Baypakbayev, çevre koruma konusunda önemli tasarıyı teklif ediyor.Isık-Göl biyosfer bölgesi sınırları içinde plastik poşet ve plastik kapların ithalatının, üretiminin, satışının ve kullanımının yasaklanması üzerine yasa tasarısı Kırgızistan'da kamuoyuna sunuldu.Önerinin başlatıcısı Kırgızistan Meclis milletvekili Ekmat Baypakbayev’dir.Söz konusu Kanun, Isık-Göl biyosfer zonunun topraklarının ekolojik olarak temizliğini korumak için 2020 yılından itibaren plastik poşet ve plastik şişelerin ithalatını, üretimini, satışını ve kullanımını yasaklamayı amaçlıyor. Buna karşılık, listesi Kırgızistan Cumhuriyeti Hükümeti tarafından belirlenecek olan biyobozunur malzemelerden ambalaj ve şişelerin kullanımı için bir izin önerilmiştir.Bu yasa aynı zamanda çevre dostu malzemelerin, ambalajın ve bu tür malların üretilmesi için yeni teknolojilerin geliştirilmesi için yasal bir temel oluşturacaktır.Kaynak: kabar.kg 

Orta Asya Liderleri, Aral için toplanacak

24 Ağustos’ta IFAS dönem başkanı Türkmenistan’ ın ev sahipliğinde  yapılacak zirveye, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan liderlerinin katılması bekleniyor.Uluslararası Aral’ı Kurtarma Fonu (IFAS) başkanlığını yürüten Türkmenistan, fona üye ülkelerin Devlet Başkanları zirvesine ev sahipliği yapacak.Dışişleri Bakanı Raşit MeredovUn konu ile ilgili olarak bakanlar kurulu toplantısında verdiği bilgiye göre liderler zirvesi, 24 Ağustos tarihinde, Türkmenistan’ın Hazar Denizi kıyısındaki turizm merkezi Avaza’da yapılacak.IFAS liderler  zirvesi için,  ilgili ülkeler ile zirve gündeminin görüşüldüğünü ifade eden bakan Meredov, zirvede imzalanacak belgelerin hazırlıklarının da devam ettiğini bildirdi.Dışişleri bakanının bilgilendirmesinin ardından açıklama yapan Devlet Başkanı  Gurbanguli Berdimuhammedov,  Uluslararası Aral’ı Kurtarma Fonu dönem başkanı olduklarını hatırlattı. Aral Denizi’ndeki ekolojik durumun iyileştirilmesi için uluslararası işbirliğine hazır olduklarını kaydeden Türkmen lider; bu konuda somut girişimlerde bulunduklarını vurguladı ve  Birleşmiş Milletler’in Aral için özel bir program hazırlaması ve örgütün konunun tarafı olmasını önerdiklerini hatırlattı.Uluslararası Aral’ı Kurtarma Fonu (IFAS) 5 Orta Asya ülkesi Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan liderlerinin ortak kararı ile 1993 yılında kuruldu. IFAS’ın  2017 – 2019 dönem başkanlığını Türkmenistan yapıyor. Bu dönemde fonun yürütme komitesi Aşkabat’ta bulunuyor.Kaynak: A.A

İstanbul boğazında gəmilərin hərəkəti dayandırılıb

İstanbul, 27 iyul, AZƏRTAC İstanbul boğazında müvəqqəti olaraq gəmilərin hərəkəti dayandırılıb.AZƏRTAC xəbər verir ki, buna səbəb Yunanıstan bayrağı ilə üzən “Nissos Therassıa” adlı neft tankerində yaranan nasazlıqdır. Boğazdan Qara dənizə keçən 252 metr uzunluqda gəminin idarəolunmaz hala düşməməsi üçün tədbirlər görülür.

Isık-Göl’de 1. Uluslararası Etno-Ekolojik Filmler Forumu yapılacak

Kırgızistan’ın turizm merkezinde 1. Uluslararası Etno-Ekolojik Filmler Forumu düzenlenecek.Üçüncü Dünya Göçebe Oyunları kapsamında yapılacak olan etkinlik Isık-Göl’ün kuzey kıyısında gerçekleştirilecek.3 Eylül’de başlayacak “Möngü” (Buzul) adlı 1. Uluslararası Etno-Ekolojik Filmler Forumu 7 Eylül’de sona erecek.Sosyal ağlarda, etkinliğe katılmaya çağıran organizatörler, “Hepimiz gezegenimizin çok büyük bir doğal kaynak kaynağı olduğunu biliyoruz, ama hepsinin kendi sınırları var. Bu temayı (Buzul) seçtik çünkü ana görevimiz, doğal kaynakları korumak, çevreyi korumak, sinematik sanatın prizmasıyla bu konuların önemini ve kapsamını göstermek ve izleyicilere en iyi çalışmaları sunmaktır.” ifadelerini kullandılar.Kaynak: kabar.kg