Ekonomi

Konut sektörü de çöktü...

NECDET BULUZ Yaşanan ekonomideki sıkıntılar konut sektörünü de vurdu. Kredili satışların durduğu sektörde çalışan kesimin de işsizler ordusuna katılması ile iş konusunda da beklenmedik sıkıntıların yaşanmaya başladığı ifade ediliyor.Konut yapımı ve sıkıntıları şu gerçeği ortaya koyuyor:Betona gömülen paralar ekonomik değil, tam tersi ekonomiye zarar verir nitelikler kazanmış durumda. Hiç kuşkusuz konuta da ihtiyacımız var ama bundan daha önemli atılması gereken adımlar olduğunu unutmayalım. Konut yatırımları her zaman “ölü yatırım” olarak değerlendirilir.Üretime yönelik yatırımlar ve atılan adımlar çok daha verimli olacaktır. Üretim olan yerde istihdam, istihdam olan yerde iş sahaları olacaktır. Bunun ekonomimize getirisini de vardır.Biz genellikle ekonomide, işsizlikte yaşanan olumsuzlukları resmi rakamları göz önünde bulundurarak değerlendiriyoruz. Bu nedenle konut sektöründeki sıkıntıları da yine resmi rakamlara bakarak sizlerle paylaşmak istedik.Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, yapılan onca kampanyaya rağmen Türkiye genelinde Ocak ayında 72 bin 937 konut satışı gerçekleştirildi. Ocakta satılan konut sayısı Aralık 2018'e göre yüzde 46.7, Ocak 2018'e göre ise yüzde 24.8 geriledi.Konut satışlarında İstanbul 13 bin 455 konutla ilk sırada (yüzde 18.4) yer aldı. İstanbul'u 6 bin 785 konut satışıyla (yüzde 9.3) Ankara, 3 bin 795 konut satışıyla (yüzde 5.2) İzmir izledi. En az satış olan iller 7 konutla Ardahan, 9 konutla Hakkari ve 17 konutla Bayburt olarak kayıtlara geçti.Bu dönemde ipotekli (banka kredili) konut satışları, fahiş faiz oranları nedeniyle geçen yılın aynı ayına göre yüzde 77.2 azalarak 6 bin 537'ye geriledi. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 9 olarak belirlendi.İpotekli satışlarda İstanbul bin 215 konut ve yüzde 18.6 payla ilk sırada yer aldı. Toplam konut satışları içinde ipotekli satış payının en yüksek gerçekleştiği il yüzde 42.9 ile Ardahan oldu.İlk defa satılan konut sayısı Ocak ayında, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 30 azalarak 31 bin 48'e geriledi. Toplam konut satışları içinde ilk satışın payı yüzde 42.6 oldu. İlk satışlarda İstanbul 6 bin 19 konutla en yüksek payı (yüzde 19.4) aldı.İstanbul'u 2 bin 604 konut satışıyla Ankara, bin 589 konut satışıyla İzmir takip etti. İkinci el konut satışları ocakta geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 20.4 azalış göstererek 41 bin 889 olarak gerçekleşti.Yabancılara yapılan konut satışları, geçen ay Ocak 2018'e göre yüzde 81.9 artarak 3 bin 168 oldu. Bu alanda ilk sırada bin 361 konut satışıyla İstanbul bulunurken, bu ili 601 satışla Antalya, 182 satışla Ankara, 177 satışla Bursa ve 162 satışla Yalova izledi.Ocak ayında Irak vatandaşları Türkiye'den 605, İran vatandaşları 305, Rusya vatandaşları 195, Afganistan vatandaşları 191, Ürdün vatandaşları 151 konut edindi.Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:Konut sektörü büyük sıkıntı yaşıyor. Sektörde yapılan evler elde kalmış durumda. Genellikle yabancı alıcılar konutlarla ilgileniyor.Banka kredilerindeki artışlar, kredili satışların önünde büyük engel olarak görülüyor. Bankalar ne kadar kredilerde yumuşama sağlasalar da yine de alıcı bulunamıyor.Bunun nedeni, kredilerin yüksek miktarda oluşudur.Kredilerde indirime gidilmesi şu an düşünülmüyor. Merkez Bankası daha önce bunu açıkladı. Kredilerde indirime gidilmesi halinde Dolar’daki yükselişin önüne geçilemiyor. Konut alanındaki sıkıntının otomobil dahil bir çok konuda da kendisini gösterdiğini söyleyebiliriz. Ancak, alınan tüm önlemlere rağmen durumda bir değişiklik olmuyor.Bunun sonucu olarak, ekonomide alınan önlemlerin yetersiz olduğunu söyleyebiliriz. Demek ki bir yerlerde yanlışlıklar var. Bunların masaya yatırılıp, ne yapılması gerektiği ortaya çıkarılmalı ve gereken önlemler de ne pahasına olursa olsun derhal alınmalıdır.necdetbuluz@gmail.comwww.facebookcom/necdet.buluz   

Üretim ve enflasyon...

Necdet Buluz Her ay açıklanan enflasyon rakamlarındaki yükseliş, özellikle tarım politikalarının ve ekonomi yönetiminin aldığı önlemlerin yetersizliğini ortaya koyuyor. 2019 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre %1,06, bir önceki yılın Aralık ayına göre %1,06, bir önceki yılın aynı ayına göre %20,35 ve on iki aylık ortalamalara göre %17,16 artış gerçekleşti.Bunun anlamı nedir?Şu an % 20’nin üzerinde bir enflasyonla yaşıyoruz.Peki, alınan bunca önlemlere rağmen pahalılık neden önlenemedi? Neden enflasyon rakamları halen yükselişini sürdürüyor? Son çıkan enflasyon rakamlarının yine kafaları karıştırdığını gözlemliyoruz.Açık söyleyelim:Ortaya çıkan bu sevimsiz rakamlara baktığımızda içimizden “Bir yerlerde halen yanlışlar yapılıyor” demek geliyor. Gelecek aylar için de aynı endişeleri taşıdığımızın altını çizelim.Uzmanlar gıda fiyatlarının tarım politikasındaki yanlışlara bağlı olarak yüksek çıkmaya devam ettiğini, buna bağlı olarak enflasyonun çift hanede ısrar ettiğini belirtiyorlar.Dikkat çekilen diğer bir nokta ise, ekonomi yönetimi tarafından yapılan bütün seferberliklere rağmen enflasyon rakamlarının hala yüksek çıktığı oldu. Özellikle çarşıdaki gıda enflasyonunun TUİK rakamları kadar iyimser olmadığı da uzmanların işaret ettiği diğer bir konu oldu.Fiyatlarda gözlenen tüm geçici etkilerin arındırılması sonucunda hesaplanan çekirdek enflasyon rakamlarının da yatay seyretmesi, enflasyonun önümüzdeki dönemde düşüşünün oldukça zor olacağını gösteren diğer bir veri oldu.Özetleyelim:Son iki ayda özellikle sebze ve meyve fiyatları tavan yaptı. Halen de pahalılık sürüyor. Bu konuda yazdığımız yazılarda “çarşı-Pazar yangın yeri” demiştik. İşte, bu yangın enflasyonu daha da azdırıyor.Sorun hiç kuşkusuz sadece tarımla sınırlı değil. Para politikalarındaki yanlışların da enflasyon rakamlarında etkili olduğu görülüyor. Demek ki, hem tarım sektöründe, hem de ekonomide daha etkili kararların alınması ve uygulanması gerekiyor. Pahalılığı önleyemediğimiz, yükselen fiyatları indiremediğimiz süre içinde enflasyonda düşmenin olmayacağını da artık görmüş oluyoruz.Şimdi, son çıkan enflasyonla ilgili ortaya çıkan tabloya bakalım:Aylık en yüksek artış %6,43 ile gıda ve alkolsüz içecekler grubunda oldu.Ana harcama grupları itibariyle 2019 yılı Ocak ayında endekste yer alan gruplardan, çeşitli mal ve hizmetlerde %3,62, sağlıkta %3,56, eğlence ve kültürde %3,18 ve lokanta ve otellerde %1,07 artış gerçekleşti.Aylık en fazla düşüş gösteren grup %7,95 ile giyim ve ayakkabı olduAna harcama grupları itibariyle 2019 yılı Ocak ayında endekste düşüş gösteren bir diğer grup ise %3,10 ile konut oldu.Yıllık en fazla artış %30,97 ile gıda ve alkolsüz içecekler grubunda gerçekleştiTÜFE'de, bir önceki yılın aynı ayına göre çeşitli mal ve hizmetler %29,63, ev eşyası %29,07, eğlence ve kültür %23,15 ve lokanta ve oteller %19,89 ile artışın yüksek olduğu diğer ana harcama gruplarıdır.İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE'de 2019 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre %0,18, bir önceki yılın Aralık ayına göre %0,18, bir önceki yılın aynı ayına göre %19,55 ve on iki aylık ortalamalara göre %17,21 artış gerçekleşti.Ocak 2019'da endekste kapsanan 418 maddeden; 21 maddenin ortalama fiyatlarında değişim olmazken, 267 maddenin ortalama fiyatlarında artış, 130 maddenin ortalama fiyatlarında ise düşüş gerçekleşti.Konuya bir başka pencereden de bakalım:Mart sonunda yapılacak seçimlerden sonra, yeni bazı vergi ve zamların yapılabileceğinden söz ediliyor.Eğer, söylendiği ve beklendiği gibi Nisan itibari ile yeni zamlarla tanışacaksak, enflasyon rakamlarında daha da yükselme olmayacak mı? Bizi yönetenlerin bunu gördüğünü ve şimdiden önlem alması gerektiğini düşünüyoruz. Bu sağlanamadığı takdirde belki de gelecek aylarda bugünkü enflasyon rakamlarını bile arar hale gelebiliriz.necdetbuluz@gmail.comwww.facebook.com/necdet.buluz  

"Gıda fiyatlarında ucuzluk hayal..."

Necdet Buluz Son günlerde bakliyat fiyatlarına sebze-meyve fiyatlarındaki yükseliş de eklenince çarşı-Pazar yangın yerine döndü. Pahalılık nedeni ile fileler boşaldı. Bizi yönetenlerin belediyeleri göreve çağırmasının da bir faydasının olmadığı görülüyor.Cumhurbaşkanı Erdoğan, pahalılığa karşı savaş açmış ve “Özellikle büyük marketler fiyatları yükseltiyor. Ürünlerin Pazar fiyatına çekilmesi gerekir” diyor. Ancak, pazardaki fiyatların da öyle sanıldığı kadar ucuz olmadığını söylemliyiz.Geçenlerde büyük bir lokanta işleten bir arkadaşımız “Sebze fiyatları öylesine yükselişe geçti ki, şu anda ithal et daha ucuz hale geldi. Ürünlerimizde artık daha az sebze kullanmaya başladık” diye yakınıyor. Her ne kadar sebze ve meyve fiyatlarını aşırı yağışlar ve su baskınları, hortumlar etkilemiş olsa da, bu durum üreticilerin zor koşullar altında üretim yapmakta oldukları gerçeğini de ortaya çıkarmıştır.Bunun yanında aracıların fiyatların yükselişinde önemli rol oynadığına da sıkça dikkat çekiliyor. Üretici ile tüketici arasındaki fiyat artışlarında anormalliklerin olduğu da bir gerçek. Peki, çarşı-pazarda sebze ve meyve fiyatlarında ucuzluk sağlanabilir mi? Bu sorunun yanıtını ilgilisinden alalım:Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, TZOB Genel Merkezi'nde üretici-market fiyatlarına ilişkin açıklamalarda bulundu, Üreticinin maliyetleri azalmadığı, üretici-market makası daraltılamadığı takdirde gıda fiyatlarında ucuzluğun hayal olduğunu söyledi. Bayraktar "Makul bir fiyat istiyorsak, üretici maliyetlerini aşağı çekmek, üreticiye daha fazla destek vermek, pazarlama kanallarını rehabilite etmek, planlama yapmak zorundayız" dedi.Bayraktar, üreticiler açısından Ocak ayının oldukça zor geçtiğine dikkati çekerek, kış koşullarıyla mücadele etmek zorunda kalan üreticilerin bu ay içinde yaşanan tabii afetlerden de büyük oranda etkilendiğini vurguladı.Hatay, Adana, Mersin, Antalya, Muğla, İzmir, Manisa ve Aydın'da gerçekleşen aşırı yağışların tarım alanlarını su altında bıraktığını ifade eden Bayraktar’ın bu konudaki açıklamaları da özete şöyle: "Hem Akdeniz hem Ege bölgelerinde gerçekleşen aşırı yağış, narenciye bahçelerinde hasadı yapılmamış ürüne, tarlada ekili olan veya hasadı yaklaşmış kışlık sebze ürünlerine zarar verdi. Akdeniz Bölgesi'nde, özellikle Antalya'da gerçekleşen fırtına ve hortumun ise seraları vurdu. Afetler nedeniyle ürün kayıplarının yaşanması sonucunda arzda meydana gelen daralma ürün fiyatlarına da yansıdı. Bu süreçte tüketicilerin de makul fiyatla ürün tüketme konusunda sıkıntı yaşadığını görüyoruz. Hasar tespit çalışmaları devam etmektedir. Bundan dolayı yaşanan tabii afetlerin verdiği zararın büyüklüğünü tam olarak bilmiyoruz. Bu çalışmalar tamamlanır tamamlanmaz konuyla ilgili tespitlerimizi kamuoyuyla paylaşacağız. Ocakta markette 42 ürünün 31'inde fiyat artışı, 7'sinde fiyat azalışı, üreticilerde ise 34 ürünün 23'ünde fiyat artışı meydana geldiğini izliyoruz. Markette 4 üründe, üreticide 11 üründe fiyatların değişmedi. Üreticiden markete fiyat makasının bir türlü daraltılamıyor. Ocakta üreticiden markete fiyat farkı mandalinada 5.8, portakalda 5.1, yeşil mercimek ve sütte 3.8, kuru kayısı ve kırmızı mercimekte 3.6 kata yükselmiştir. Üreticide 80 kuruş olan mandalina markette 4.61 liraya, 75 kuruş olan portakalın markette 3.81 lira, 2.4 lira olan yeşil mercimeğin 9 liraya, 1.52 lira olan sütün 5.7 liraya satılmaktadır. Bu durum bu hali ile sürdürülemez. Üreticimizin maliyetlerini azaltamadığımız, üretici-market makasını daraltamadığımız takdirde gıda fiyatlarında ucuzluk hayaldir. Makul bir fiyat istiyorsak, üretici maliyetlerini aşağı çekmek, üreticiye daha fazla destek vermek, pazarlama kanallarını rehabilite etmek, planlama yapmak zorundayız.”Konuyu özetleyelim:Üretim kesinlikle şarttır. Bu nedenle üreticin her alanda sıkıntılarının giderilmesi ve desteklenmesi gerekiyor.Dikkat edilecek olursa üretim düştükçe fiyatlar yükseliyor. Bu da hiç kuşkusuz pahalılığı, ardından da enflasyon artışını getiriyor. Bir önemli nokta da şu:Bugün sebze ve meyvede görülen fiyat artışları koşullar iyileşse bile aşağılara inmiyor. Ya da çok az miktarda bazı ürünlerde fiyatları dengeliyor. Daha önce dolardaki artış nedeni ile bir ürün % 100 zamlanmıştı. Bugün Dolardaki düşüş ve mal bolluğuna rağmen yapılan zamlar geri alındı mı? Aynı durum sebze ve meyve fiyatlarına da yansıyacaktır.Bunun anlamı da pahalı hayata alışmak olacaktır.necdetbuluz@gmail.comwww.facebook.com/necdet.buluz    

İşsizlik ve hayat pahalılığı birinci sırada...

Necdet Buluz Seçimlere yaklaştıkça gündemin birinci sırasında yine işsizlik ve hayat pahalılığı yerini koruyor. Alınan onca önleme rağmen işsizlik sorununun boyutlarının giderek daha da büyüdüğüne dikkat çekiliyor.İşsizlik sorununun her geçen yıl daha da artış göstermesi, iş sahalarının yetersizliğine bağlanıyor. İstihdam yaratacak yatırımlar olmadığı gibi, ard arda kapanan birçok işyerinde işsiz kalanların da bu işsizler ordusuna katıldığını görüyoruz. Konu ile ilgili olarak yeni bir araştırma yapıldı. Yapılan araştırmada çok şaşırabileceğiniz ilginç sonuçlar da ortaya çıktı. Örneğin, jandarma en güvenilir kurum olarak öne çıkarken, medya güvenilmeyen bir kurum olarakken alt sırada yerini aldı. Araştıra sonuçlarında yargıya ve orduya olan güvenin de azaldığına dikkat çekiliyor.Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi bünyesinde gerçekleştirilen "Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması (TSSEA)" 2018 yılı sonuçları açıklandı. Araştırma sonuçlarına göre, halk 2018 yılında işsizlik ve hayat pahalılığının ardından; FETÖ tehdidi ve terörle mücadeleyi Türkiye'nin en önemli sorunları olarak görüyor. 2017'de yüzde 17'lik oranla en önemli üçüncü sorun olarak görülen işsizlik, bu yıl yüzde 27'ye ulaşarak ülke sorunları arasında birinci sıraya yerleşti.Araştırma, 12 Aralık 2018-4 Ocak 2019 tarihleri arasında Türkiye nüfusunun genel temsiliyetine sahip 26 kent merkezinde ikamet eden, 18 yaş ve üzeri bin kişi ile yüz yüze yapılan görüşmelere dayanıyor.Araştırmadan fırlayan dikkat çeken sonuçlar şöyle sıralanıyor:• Son bir yılda yaşanan ekonomik gelişmeler sizi nasıl etkiledi?" sorusuna toplumun yüzde 57.1'i ekonomik olarak daha kötüye gittiği şeklinde cevap verdi.• Ankete göre, 2016 yılından beri 'başarılı' bulunma oranı artışta olan 'hükümetin ekonomi politikaları', 2018 yılında 2017'e göre 14.2 puan düşerek yüzde 33.5'e indi. Bu oranın 2016 yılının sonuçlarının gerisinde kaldığı gözlemlendi.• Türk halkının yüzde 58.7'lik kesimi Türkiye'nin NATO üyeliğinin devam etmesi gerektiğini belirtirken; ankete katılanların yüzde 41.9'u Türkiye'nin NATO üyesi olmadan da güvenliğini sağlayabileceğini düşünürken, yüzde 34.8'si sağlayamayacağını düşünüyor.• AB müzakerelerine devam edilmesi gerektiğini belirtenlerin oranı, yüzde 48.9 olarak gözlemlendi. Halkın Avrupa Birliği üyeliğini destekleme oranı 2014'te yüzde 71.4, 2015'te yüzde 65.1 olarak gözlemlenmişti.• Bu yıl da ABD 17.6 puanlık artış ile yüzde 81.9'luk kesim için Türkiye'ye en çok tehdit oluşturan ülke oldu. Türkiye için tehdit oluşturduğu düşünülen ülkeler arasında yüzde 63.3'lük oran ile İsrail ikinci sırada yer aldı. Türkiye'nin en önemli dostu/müttefiki şeklinde ifade edilen ülke ise yüzde 63.6 ile yine Azerbaycan oldu. Azerbaycan'ı KKTC ve Pakistan takip etti.• Ankete katılanların sadece yüzde 28.6'sı siyasette boşluk olduğunu düşünürken, 51.4'ü herhangi bir boşluk olmadığını düşünüyor.• Geçtiğimiz yıla göre düşüş gösterse de, kamuoyunun yüzde 30.8'i halen Türkiye'de yargının siyasallaştığını düşünüyor.• Araştırma sonuçlarına göre kamuoyuna en çok güvendiği kurumlar sorulduğunda, bu sene Jandarma önde çıktı. Jandarma hariç tüm kurumlara güven yüzde 55'in altında kaldı. 2017'de Cumhurbaşkanlığı kurumuna güven yüzde 56.5 olarak belirlenmişken, bu yıl bu oran yüzde 44.1 olarak tespit edildi. Ordu'ya olan güven yüzde 60'dan, yüzde 51.2'ye düştü. Bu düşüşe rağmen ikinci sırada yer aldı. En az güvenilen kurum ise, bu sene de değişmeyerek yüzde 31.9 ile yine medya oldu.• Ankete katılanların yüzde 60.9'u hiç kitap okumuyor, yüzde 81.4'ü hiç tiyatroya gitmiyor.• Geçtiğimiz yıla göre 'Günde ortalama TV izleme sıklığı' 0.6 saat artarak 3.5 saat olarak gözlemlendi.Biz de Türkiye’nin bugün için en önemli sorunu olarak değerlendirdiğimiz işsizlik ve hayat pahalılığı konusunda daha detaylı olarak görüşlerimizi yansıtacağız. Bir başka yazıda.necdetbuluz@gmail.comwww.facebook.com/necdet.buluz     

Türk Konseyi, Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Gümrük Komitesi ve GIZ ile ortaklaşa olarak 28 Ocak 2019 tarihinde Bakü`de Gümrük Geçişlerinin Kolaylaştırılması konusunda Bölgesel Çalıştay düzenlemiştir.

Türk Konseyi tarafından Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Gümrük Komitesi ve GIZ ortaklığında düzenlenen Gümrük Geçişlerinin Kolaylaştırılması Bölgesel Çalıştayı 28 Ocak 2019 tarihinde Bakü`de başarıyla gerçekleştirilmiştir. Çalıştay, Azerbaycan, Kırgızistan, Türkiye ve Gürcistan`ın gümrük yetkililerinin yanı sıra, sahadaki ulusal deneyimleri paylaşan ve bölgesel transit taşımacılığını kolaylaştırmak için mevcut araçların uygulanmasını tartışan ABADA ve TRACECA gibi çeşitli paydaşları bir araya getirmiştir. Çalıştay’ın açılış konuşmasını Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Gümrük Komitesi Başkan Yardımcısı Javad Gasimov yapmış, taraflara Gümrük Geçişlerinin Kolaylaştırılması Çalıştayını organize etmelerine katkılarından dolayı teşekkürlerini ifade ederek, Çalıştay’ın Doğu-Batı ve Kuzey-Güney Koridorlarının kavşak noktalarındaki konumu ışığında Azerbaycan`ın geliştirdiği yeni transit konsepti çerçevesinde önemine dikkat çekmiştir. Avrupa yaklaşımının yanı sıra Gürcistan`ın sevkiyat ve bilgi alışverişini kolaylaştırma deneyiminin daha iyi anlaşılması için Türkiye deneyiminin önemini vurgulayan Gasimov, benzer sistemlerin uygulanmasının gelecekte Orta Asya ortakları ile mümkün olabileceğini vurgulamıştır. Başkan Yardımcısı Gasimov’un konuşmasını takiben Türk Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Gismat Gozalov yaptığı açılış konuşmasında, bu önemli bölgesel çalıştaya ev sahipliği yapan Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Gümrük Komitesine şükranlarını ifadeyle,  Türk Konseyi Sekretaryasının gümrük işlemlerini basitleştirmeye ve gümrükleme verimliliğini artırmaya odaklanan gümrük ve geçişleri kolaylaştırmaya yönelik faaliyetlerini ve çalışmalarını vurgulamıştır.Genel Sekreter Yardımcısı, bugüne kadar düzenlenen Zirvelerde Türk Konseyi Devlet Başkanları tarafından Trans Hazar Koridoruna yapılan özel vurguyu yineleyerek, bu Çalıştayın ilgili bölgesel paydaşların ileriye dönük ve bölgesel gümrük geçişi ile ilgili politikaları geliştirmelerine vesile olmasını temenni etmiştir.Bir günlük Çalıştay sırasında düzenlenen dört oturumda; Avrupa Yeni Bilgisayarlı Transit Sisteminin (NCTS) uygulanması, TIR Sözleşmesi ve e-TIR projelerinin uygulanması, transit taşımacılığının gelişimi ve beklentilerinin yanısıra kamu-özel ortaklığı ve daha fazla işbirliği için olası yollar hakkında interaktif tartışmalar yapılmıştır.Proje Direktörü Ozge Pan, Çalıştayda Genel Sekreter Yardımcısı`na eşlik etmiştir.

Çin’den Kazakistan'a 200 milyon dolarlık yatırım

Proje maliyeti 200 milyon dolar olarak değerlendirildi. Etkinliğe katılan Türkistan bölgesi Valisi Canseyit Tüymebayev ve “Tai-Tur Energy” ltd. müdürü Chen Huey daha önceki görüşmelerinde ilgili tesisin inşaatına ilişkin mutabakat imzalamıştı. Söz konusu projenin hayata geçmesi için sanayi bölgesinde 5 hektarlık bir alanın tahsis edildiğini belirten Tüymebayev, “Bölgemiz, elverişli bir yatırım ortamı yaratan Kazakistan'ın en yoğun bölgelerinden biridir. Girişimciliği desteklemek için uygun önlemlerin yanı sıra uygun teşvik ve iş geliştirme mekanizmalarına sahibiz.  Üretimi geliştirmek ve işsizliği azaltmak için ortak projeler yapmaya hazırız.” dedi.www.kaztr.com 

İpek Yolu’nda büyük otoban projesi

Türkmenistan’da başkent Aşkabat ile ülkenin Özbekistan sınırında bulunan Türkmenabat kenti arasında 600 kilometrelik otoban yapılacak. Otobanın bir özelliği de “Bir Kuşak Bir Yol” adlı İpek Yolu güzergahında yer alması ve projenin, Türkmen şirketleri tarafından gerçekleştirilecek olması.Türkmenistan Devlet Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre, sözkonusu otoban projesinin finans tahsisi ve inşaatın başlatılmasına ilişkin kararname, 11 Ocak'ta yapılan hükümet toplantısında Cumhurbaşkanı Gurbanguli Berdimuhamedov tarafından imzalandı. Devlet Başkanı Gurbanguly Berdimuhamedov, kararı imzalarken, ''büyüyen ve sosyal sorumluluk seviyesine ulaşan yerli girişimciliğin gelişiminde tarihi bir an yaşandığını'' ifade etti.Kararname uyarınca, Türkmen şirtek, Ocak 2019 ve 2023 Aralık tarihleri arasında Aşgabat ile Özbekistan arasındaki 600 kilometre uzunluğundaki otobanı inşa edecek.Bu yol ile birlikte Aşkabat üzerinden Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerine ulaşımın büyük ölçüde kolaylaşması bekleniyor. İpek Yolu transit ve lojistik ağının çok önemli bir etabını oluşturacak olan Aşkabat-Türkmenabat otoyolunun, Türkmenistan’ın uluslararası ekonomik sisteme eklemlenmesi ve rekabet gücünün artmasına katkıda bulunacağı belirtiliyor.Ocak 2019'da başlayacak olan projenin, karayolu ve ek yapıların işletime tam hazır olması için üç aşamada yapılması planlanıyor. Aralık 2020'de Aşgabat-Tedzhen etabı, 2022'de Tedzhen-Mary bölümü ve 2023'te Mary-Türkmenabat kısmının tamamlanması planlanıyor.Proje,  Türkmen inşaat teknolojisinin ve Türkmen şirketlerinin, önemli ulaşım ve altyapı tesislerinin inşasında  kazandığı tecrübe ve elde ettiği seviyeyi göstermesi açısından da önem taşıyor.TRT Avaz

TİKA'dan Kırgızistan'da kadınlara iş desteği

TİKA, Kırgızistan'da işsizlikle mücadele ve kadınların iş hayatına katılımına çeşitli projelerle destek sundu.Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığından (TİKA) yapılan yazılı açıklamaya göre, Kırgızistan Kadınlar Kongresi iş birliğiyle 2016-2018 yıllarında verilen temel bilgisayar eğitimi, dikiş nakış, diksiyon ve girişimcilik kurslarında başarılı olan kadınlara kendi işini kurma ve geliştirme konusunda destek sağlandı.Anadolu Ajansı'nın haberine göre Kırgızistan'da işsizliğin azaltılması amacıyla TİKA tarafından çeşitli alanlarda istihdam oluşturacak projeler gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada, "TOOLAI Moda Giyim" Konfeksiyon Atölyesi, Giyim Ürünleri Tasarım Atölyesi ve Yumurta Üretim Çiftliğine ekipman desteği sağlandığı belirtildi.Açıklamada, atölyeler ve çiftliğin faaliyete geçmesinin sağlandığı ve istihdam oluşturmalarının desteklendiği bildirildi. TİKA'nın desteğiyle kafeteryaya dönüştürülen bir fırında, çok sayıda engelli çocuğun da çalışması sağlandı.TİKA, tadilat ve donanım işlerinin 3 boyutlu çizimlerini yapan bir işletmenin kurulmasına da destek oldu.QHA

Orta Asya'da, petrol üretiminde rekor kıran ülke

Kazakistan'ın 2018 yılı içerisindeki toplam petrol üretimi geçen yıla göre yüzde 4,7'lik bir artışla 90,3 milyon tona ulaştı.Kazakistan Enerji Bakanı Kanat Bozumbayev, bu yılı enerjide olumlu bir şekilde tamamlayacaklarını belirterek, “Petrol üretimi geçen yıla göre yüzde 4,7 artışla 90,3 milyon ton olacak.” dediHürriyet'in haberine göre Bakan Bozumbayev, düzenlediği yıllık değerlendirme toplantısında, 2018'in petrol üretimi açısından olumlu geçtiğini, ülkenin sadece üç büyük petrol kuyusundaki üretimin 53,9 milyon tona ulaştığını söyledi.Kaşagan sahasında 13,2 milyon, Tengiz'de 28,6 milyon, Karaçaganak'ta ise 12,1 milyon ton petrol üretimi gerçekleştiğini aktaran Bozumbayev, “Petrol üretimi 2018'de geçen yıla göre yüzde 4,7 artışla toplam 90,3 milyon ton olacak. Petrol ihracatı da geçen yıla göre yüzde 2,4 artışla 71,5 milyon tonu bulacak." diye konuştu.DOĞALGAZ VE YENİLENEBİLİR ENERJİBakan Bozumbayev, bu yıl sonu itibarıyla doğalgaz üretiminin yüzde 2,6 artışla 54,8 milyar metreküpü bulacağını, gaz ihracatının ise geçen yıla göre yüzde 10,4 artışla 19 milyar metreküp olacağını ifade etti. Kazakistan üzerinden doğalgaz transitinin geçen yıla göre yüzde 6,4 artarak 90 milyar metreküp olduğunu vurgulayan Bozumbayev, elektrik üretiminin ise 106,6 milyar kilovatsaate ulaşacağına dikkati çekti.Bozumbayev, gelecek yıl yenilenebilir enerjide toplam kapasitesi 629 megavat olan 16 santralin daha devreye alınacağını ifade ederek, “2020’de yenilenebilir enerji santralleri sayısı toplam 2 bin 353 megavat kapasiteyle 124 adet olacak.” dedi.Bu yıl yenilenebilir enerji sektöründe 5 tesisin devreye alındığına işaret eden Bozumbayev, şu an ülkede 531 megavat kapasiteli 67 yenilenebilir enerji santralinin faaliyette olduğunu söyledi.QHA

Hazar Denizi'nin yeni statüsü, Türkmen gazını Türkiye'ye ulaştırabilir

Hazar Denizi'nin statüsünün belirlenmesi boru hatlarının önünü açtı. Türkmen doğal gazının Azerbaycan üzerinden Türkiye ve Avrupa pazarlarına da açılabileceği ön görülüyor.Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bir tartışma konusu haline gelen Hazar Denizi çıkmazı, çeyrek asır sonra taraflarca çözüme bağlandı.Anadolu Ajansı'nın haberine göre tartışma konularından en önemlisi, Hazar’ın "bir deniz mi yoksa göl mü?" olduğu sorusuna bağlıydı. Hazar'ın deniz olarak kabul edilmesi halinde, bölgenin 1982 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (UDSH) yasal statüsüne bağlı olması gerekiyordu. Azerbaycan ve Kazakistan bu tezi savunuyordu. Rusya, İran ve Türkmenistan açısından ise açık denizlerle Don-Volga Kanalı haricinde hiçbir bağlantısı olmadığından Hazar Denizi bir göl veya iç denizdi ve bu nedenle tamamen kıyıdaş ülkelerin ortak kullanımına açık olmalıydı.Yaklaşık yirmi yıl süren müzakereler sonunda 12 Ağustos 2018'de Kazakistan'ın Aktau kentinde imzalanan anlaşmayla bölgenin aşağıdaki şekilde kullanılmasına karar verildi:"- Sahilden 15 deniz mili mesafeye kadar olan bölgeler, her ülkenin kendi arazisi (karasuları) olarak kabul edilecek.- Bu mesafeye 10 deniz mili eklenecek ve buralar her ülkenin balıkçılık alanı olarak belirlenecek.- Hazar'ın dibi, yan yana ve karşı karşıya olan ülkeler arasındaki mutabakata göre sektörlere bölünecek ve taraf ülkeler genel kabul görmüş uluslararası prensip, norm ve yasalara uygun olarak deniz dibi üzerinde egemenlik hakkını kullanabilecek.- Taraflar Hazar'ın dibine sualtı kabloları ve boru hatları döşeyebilecekler ve bunların rotaları geçecekleri sektörde hak sahibi olan tarafın mutabakatı ile belirlenecek."Sözleşmede kesin olarak göl veya deniz tanımlaması yapılmasa da Hazar'ın aslında bir deniz şeklinde kabul gördüğü anlaşılıyor. Zira birçok tanımlama BM Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi'nde kullanılanlarla aynı ve birçok yerde UDHS'ye atıf yapılıyor. Bu durum, Rusya ve özellikle İran’ın başta savundukları tezlere aykırı olsa da her iki ülke zamanla "en kötü anlaşma, anlaşmasızlıktan iyidir" prensibine uyarak rasyonel bir yaklaşım göstermesine yol açtı. Böylece Hazar'a kıyısı olan ülkeler de dünyanın en zengin enerji kaynaklarından birinin kullanılmasından ortaya çıkacak olan refahtan belirli oranda pay alma yarışına girmeye hazırlanıyor.Anlaşmanın pratikteki en önemli sonucunun denizaltı kabloları ve uluslararası boru hatları inşaatının önünün açılması olacağı belirtiliyor. İran ise sualtı çevresinin zarar göreceği gerekçesiyle anlaşmaya karşı çıkıyor. Uzmanlar, İran için gerçek sorunun enerji rekabeti ve İran kamuoyunda yönetime karşı yapılan eleştiriler olduğunu kaydediyor.İran'da anlaşmanın karşısında olanlar, ülkenin Hazar'daki haklarının yüzde 50’sinden vazgeçerek denizin yüzde 11’ine razı olduğunu iddia ediyor.TRANS HAZAR BORU HATTI İÇİN TARİHİ FIRSATHazar Denizi’nin altından geçecek bir boru hattıyla Türkmen gazının Azerbaycan’a, oradan da Türkiye’ye ve batı pazarlarına ulaştırılması 90’lı yılların ortalarında Türkiye’nin de desteklediği bir proje olarak epey tartışılmıştı. Ancak Türkiye ile Rusya arasında imzalanan Mavi Akım Boru Hattı, bu projeyi arka plana itmişti.Şimdi Hazar Denizi anlaşmasının imzalanmasıyla, Türkmen-Azeri doğal gaz boru hattının önü yeniden açıldı. Bunun farkında olan Rusya, Türkmenistan ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeye başladı ve daha fazla Türkmen gazını daha iyi fiyata alarak Türkmenistan’ı bu projeden vazgeçirmeyi hedefliyor.Dünyanın en büyük dördüncü doğal gaz rezervine sahip Türkmenistan’ın ise Rusya’nın alabileceğinden çok fazla gazı var ve bunun için pazar arayışları devam ediyor. Batı pazarlarına ulaşma şansı bulamayan Türkmenistan, Çin’e yılda yaklaşık 30 milyar metreküple önemli miktarda gaz ihraç ediyor."Bir Kuşak-Bir Yol" girişimi ile bölgeye nüfuz etmeye çalışan Çin’in, Türkmen gazının önemli bir alıcısı konumuna gelebileceği tartışılıyor.Öte yandan Çin’in karşılaştığı bazı sorunlar da var. Bu sorunlardan biri, Türkmenistan’a yaklaşık 4 bin kilometre uzaklıkta olması. Oysa Türkmenistan’ın sadece bin kilometre batısında Türkiye pazarı ve bunun bin 500 kilometre daha ötesinde de Avrupa pazarı bulunuyor. Suriye iç savaşı başlamadan önce Katar gazını Avrupa’ya taşımak için inşa edilmesi planlanan yaklaşık 3 bin kilometrelik boru hattının güzergahı ciddi şekilde tartışılmıştı. Suriye iç savaşından sonra geriye kalan en önemli seçeneğin şimdilik, Türkmen gazı olduğu ifade ediliyor.Çin ve Türkmenistan’ın diğer sorunu ise boru hatlarının inşaatı için Çin’den alınmış olan kredilerin geri ödenmesindeki anlaşmazlıklar olduğu biliniyor. Son yıllarda buna bağlı olarak gaz sevkiyatında azalmalar yaşanıyor.KAZAKİSTAN DOĞAL GAZI DA TÜRKİYE'YE ULAŞABİLİRDoğal gaz üretimini giderek arttıran Çin’in sınır komşusu Kazakistan’ın da zamanla Türkmenistan’ın yerini alabileceği tartışılıyor. Kazakistan ise uzun yıllardır kendi kıyısındaki Tengiz ve yeni keşfedilen Kashagan petrol sahalarını Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattına bağlamayı düşünüyor. Bu konuda ne zaman harekete geçeceği bilinmemekle birlikte, sahip olduğu ekonomik durum göz önüne alındığında Kazakistan'ın pek de aceleci davranmadığı belirtiliyor.Öte yandan Türkmenistan’ın hala çok fazla miktarda gazı olduğu ve yine batı pazarlarına ve dolayısıyla Hazar Denizi’nin ötesindeki Azerbaycan’a yönelmesinin kaçınılmaz olduğu öngörülüyor. Hazar Denizi’nin Türkmenistan kısmında kalan gaz sahasının Azerbaycan sınırına bitişik durumda olması nedeniyle burada yaklaşık 200 kilometrelik bir hat ile bağlantının sağlanabileceği kaydediliyor.Son dönemde Türkmen gazının Azerbaycan kıyısına ulaştıktan sonra TANAP üzerinden Avrupa pazarına sevkiyatının öne çıktığı belirtiliyor. Ayrıca, TANAP'ın AB tarafından onaylanmış olması boru hattıyla gönderilecek gazın AB'nin Rus gazına getirmiş olduğu tedbirli düzenlemelerden muaf olmasını sağlayacak. Türkmen gazının Türkiye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesini sağlamak için Azerbaycan ve Türkmenistan’ın Hazar Denizi’nin yeni statüsünün getirmiş olduğu haklardan istifade ederek hızlı bir şekilde harekete geçmesi bekleniyor.QHA

Kırgızistan'ın Dünya Ticaret Örgütü'ne katılımının 20. yılı

Kırgızistan Ekonomi Bakanı Oleg Pankratov, Kırgızistan'ın, Dünya Ticaret Örgütü'ne üyeliği sayesinde Çin, Rusya ve Kazakistan pazarları arasında bir ticaret merkezine dönüştüğünü söyledi.Pankratov, Kırgızistan'ın Dünya Ticaret Örgütü'ne katılımının 20. yılı dolayısıyla başkent Bişkek'te düzenlenen konferansta yaptığı konuşmada, Dünya Ticaret Örgütü'ne katılan Kırgızistan üzerinden geçmeye başlayan devasa mal akışının komşu ülkelerden toptan alıcıları çektiğini, bunun da ticaret hizmetlerinde önemli artışa yol açtığını söyledi.Kırgızistan'ın, Dünya Ticaret Örgütü'ne üyeliği sayesinde Çin, Rusya ve Kazakistan pazarları arasında bir ticaret merkezine dönüştüğünü ifade eden Pankratov, Dünya Ticaret Örgütü'ne katılımın Kırgızistan'ın dış ticaret coğrafyasının genişlemesini sağladığını kaydetti.Pankratov, "Dünya Ticaret Örgütü üyeliği; Kırgızistan'ın özellikle tekstil sektörü, ticaret, telekomünikasyon, iletişim hizmetleri ve ihracata yönelik alanlarının gelişmesine katkı sağladı." dedi.- "Dünya Ticaret Örgütü'ne önemli bir ses eklediniz"Konferansta, Dünya Ticaret Örgütü Genel Direktörü Roberto Azevedo'nun video mesajı da yayımlandı.Azevedo, Kırgızistan'ın, Orta Asya ve eski Sovyet Cumhuriyetleri arasında küresel ticaret sistemine entegrasyon yolunda önemli adım atan öncü bir ülke olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:"Dünya Ticaret Örgütü'ne önemli bir ses eklediniz ve Dünya Ticaret Örgütü'nü Orta Asya’nın kalbine, daha yakına getirdiniz. Kırgızistan, Dünya Ticaret Örgütü'ne katılım konusunda en hızlı müzakere yapan ülkedir. Denizle bağlantısı olmayan bir ülke olarak, uluslararası ticarete katılım açısından birçok engelle karşı karşıyasınız. Bu engellerin üstesinden gelmenize ve dünyadaki diğer 163 üye ülkeyle bağlantı kurmanıza yardımcı olmak için çalışıyoruz."18 Ocak 1996'da Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olmak için başvuran Kırgızistan, gözlemci statüsü verildikten sonra 20 Aralık 1998'de örgüte tam üye olmuştu.TRT Avaz 

Türkiye-Özbekistan ticaret hacmi 2 milyar dolara yaklaştı

Türkiye, yılın 11 ayında 1 milyar 930,6 milyon dolar ile dış ticaretinden yüzde 6,7 pay aldığı Özbekistan'ın 4. büyük ticari ortağı olmaya devam ediyor.Özbekistan Devlet İstatistik Komitesi'nden yapılan açıklamaya göre, ülkenin dış ticaret hacmi, Ocak-Kasım 2018'de geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 17,6 artarak 28 milyar 664,7 milyon dolar oldu.Söz konusu dönemde ihracat hacmi yüzde 3,2 azalışla 11 milyar 324 milyon dolar, ithalat ise yüzde 36,8 artışla 17 milyar 340,7 milyon dolar olarak gerçekleşti.Yılın 11 ayında dış ticaret açığı 6 milyar 16,7 milyon dolar düzeyinde olan Özbekistan'ın en büyük ticaret ortağı 5 milyar 677,4 milyon dolarlık dış ticaret ve yüzde 19,8'lik pay ile Çin olarak belirlendi.Rusya 5 milyar 94,1 milyon dolarlık dış ticaret ve 17,8'lik pay ile ikinci, Kazakistan 2 milyar 610,7 milyon dolarlık dış ticaret ve yüzde 9,1'lik pay ile üçüncü sırada yer aldı.Yılın ilk yarısında Özbekistan'ın 4. büyük ticaret ortağı olan Türkiye, ocak-kasım döneminde de 1 milyar 930,6 milyon dolarlık dış ticaret ve yüzde 6,7'lik pay ile sıralamadaki yerini korudu.Özbekistan, ocak-kasım döneminde 810,1 milyon dolar ihracat yaptığı Türkiye'den 1 milyar 120,5 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirdi.Kabar.kg