Siyaset

TBMM Başkanı Yıldırım görevinden istifa etti

TBMM Başkanı Yıldırım, görevinden istifa dilekçesini imzalayarak TBMM Genel Sekreteri Mehmet Kumbuzoğlu'na teslim etti.TBMM Başkanı Binali Yıldırım, TBMM Tören Salonu'nda geçmiş dönem Meclis başkanları ve 27. Dönem milletvekilleri onuruna verdiği yemekte, 31 Mart'ta Mahalli İdareler Genel Seçimleri'nin yapılacağını anımsattı.Seçimlerin ülke ve millet için hayırlı olmasını dileyen Yıldırım, partilerin aday listelerini bugün seçim kurullarına teslim edeceğini söyledi.Meclisten kendisinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 20 kişinin listelerde olacağını aktaran Yıldırım, "Çok alışılmış bir şey değil." ifadesini kullandı."Yeni başkana başarılar diliyorum"AK Parti'nin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için kendisini aday göstereceğini ifade eden Yıldırım, "Bugün itibarıyla TBMM Başkanlığı görevimden çekileceğim. Bu yemekten sonra ilk yapacağım iş ayrılma dilekçesini TBMM'ye teslim etmek olacak. İnşallah saat 09.00'da yeni başkan seçilene kadar görevi vekilim İstanbul Milletvekili Sayın Celal Adan'a devredeceğim. TBMM'ye seçilecek yeni başkana şimdiden başarılar diliyorum." diye konuştu.Yıldırım, 143 yıllık bir geleneği bulunan Meclisin kurtuluş ve kuruluş mücadelesinde hep önde olduğunu dile getirdi.Meclisin daima millete, çare olan bir merkez görevi yaptığına işaret eden Yıldırım, "Önemli kanunlar ve kararlar hep egemenliğin kayıtsız, şartsız tecelli ettiği bu çatı altında, tamamlandı, yapıldı. Bu nedenden dolayıdır ki Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef alan hainler ilk önce Gazi Meclis'e saldırdılar." ifadesini kullandı."Milli irade hep galip çıktı"Türkiye darbe ve muhtıralara maruz kalsa da sonunda milli iradenin hep galip çıktığını söyleyen Yıldırım, milletin olumsuzluklardan güçlenerek çıkmayı bildiğini belirtti."Yediğiniz darbe, sizi yıkmıyorsa güçlendirir. Yediği her darbe, TBMM'yi ve milletin iradesini daha da güçlendirdi." diyen Yıldırım, darbe girişimlerinin sonuncusunun, 15 Temmuz 2016'da FETÖ'cü hainler tarafından gerçekleştirilmeye çalışıldığını anımsattı.15 Temmuz'da Meclis'teki bütün partilerin darbe girişimine karşı kararlı bir direniş gösterdiğini vurgulayan Yıldırım, 15 Temmuz gecesi milletin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davetiyle meydanlara indiğini ve demokrasinin yanında olduğunu alçak darbecilere gösterdiğini ifade etti.Tanklara meydan okuyan aziz milletin ülkeye, bayrağa olan sevgi ve sadakatini bir kez daha cümle aleme ispat ettiğini vurgulayan Yıldırım, Başbakanlık görevini yeni üstlendiği bu dönemde ülkeyi kaosa sürüklemek isteyen iş birlikçi hainlerin, 15 Temmuz gecesinde 251 kişiyi öldürdüğünü, 2 bin 703 kişiyi yaraladığını anlattı.Yıldırım, 15 Temmuz şehitlerine ve ülkenin bağımsızlığı, milletin istikbali için hayatını seve seve veren bütün şehitlere Allah'tan rahmet, gazilere güzel bir ömür diledi.TBMM'nin, 15 Temmuz hainlerinin verdiği tahribatı hiç vakit geçirmeden gidermeyi başardığını dile getiren Yıldırım, Meclisi ziyaret edenlerin görmesi için hasarlı bir bölümün müze halinde muhafaza edildiğini söyledi."Türkiye kararlılıkla ilerlemeye devam ediyor"Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:"Türkiye, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olarak 21. yüzyılın lider ülkeleri arasında olma yolunda kararlılıkla ilerlemeye devam ediyor. Bu uğurda yapılan en önemli çalışmaların biri de kabul edildiği günden itibaren sürekli tartışma konusu olan 1982 darbe anayasasında sistem değişikliğini öngören köklü anayasa değişikliğidir. Devlet-millet uzlaşmasının temel hükümlerini içeren Anayasamızın 70 maddesi değiştirilmiştir. Genel Kurul'da, komisyonlarda yapılan görüşmeler, oylamalar sonucunda bu değişiklik 16 Nisan'da halkımızın oyuna sunulmuş ve yürürlük kazanmıştır. Kabul edilen anayasaya göre, TBMM'nin ve icranın, hükümetin yetkileri yeniden tanımlamıştır. 24 Haziran 2018'de yapılan seçimlerle de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yürürlüğe girmiş ve bu değişikliğin getirdiği 27. dönem milletvekilleri seçilmiş ve değişen sistemin ilk Meclisi oluşmuştur."Yeni sistemin asıl amacının yasama, yürütme ve yargı erklerinin yetkilerini, sorumluluklarını, daha iyi tanımak ve diğer yandan da yönetimde istikrarı teminat altına olmak olduğunu ifade eden Yıldırım, kamu yönetiminde, bürokraside, yönetim şeklinde köklü bir değişiklik getiren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle TBMM'nin tümüyle yasama, denetim ve temsil görevlerine odaklandığını aktardı.Yıldırım, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin önemli bir amacının da yürütmede, bürokrasiyi hızlandırmak ve istikrarı sağlamak olduğuna işaret etti.Türkiye'de 99 yılda 65 hükümet kurulduğunu anlatan Yıldırım, kendisinin 65. hükümetin ve parlamenter sistemin son başbakanı olduğunu söyledi.Bir hükümetin ömrünün ortalama 1,5 yıl olduğunu kaydeden Yıldırım, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile muradımız Türkiye'de daha uzun süreli ve istikrarlı bir yürütme sistemini tesis etmektir." değerlendirmesinde bulundu.27. döneme 600 milletvekiliyle başladıklarını, geçen 7 ayda 4 milletvekilinin bakan olarak görevlendirilmesi nedeniyle üye sayısının 596'ya düştüğünü bildiren Yıldırım, CHP Edirne Milletvekili Erdin Bircan'ın vefatıyla bu sayının 595'e indiğini belirterek, Bircan'ı rahmetle andı.Yıldırım, TBMM Tören Salonu'nda geçmiş dönem Meclis başkanları ve 27. Dönem milletvekilleri onuruna verdiği yemekte, belediye başkanı olabilmek için aday olan milletvekillerinin bulunduğunu, kendisinin de bunlardan biri olduğunu belirtti.1 Nisan'a gelindiğinde mutlaka Meclisin milletvekili sayısında bir değişiklik olacağını dile getiren Yıldırım, "Ama nasıl değişiklik olacak? Onu şimdiden söyleyemiyoruz. Sürpriz olsun." ifadesini kullandı.Milletvekili sayısının 600'e çıkması sebebiyle Meclis Halkla İlişkiler Binası'ndaki komisyon odalarında ve personel odalarında düzenleme yapma ihtiyacı duyulduğunu anımsatan Yıldırım, 53 yeni çalışma yerini, milletvekilleri için kısa sürede oluşturduklarını bildirdi.Yıldırım, Genel Kurulda da yeni döneme göre düzenlemeler yapıldığını, hükümet ve komisyon ilişkileri bakımından Genel Kurulun yenilendiğini aktardı.TBMM İçtüzüğünü, Anayasayla uyumlu hale getirmek için bir değişiklik gerçekleştirildiğini anımsatan Yıldırım, şöyle devam etti:"Bütün partilerin uzlaşmasıyla, kısa sürede mutabakat sağlanarak İçtüzüğün 11 maddesi tamamen yürürlükten kaldırıldı, 85 maddesinde de uyarlama amacıyla değişiklik yapıldı. Yeni anayasa ile Meclisin artan milletvekili sayısı doğrultusunda insan kaynakları altyapısı da güçlendi. Aynı zamanda Başbakanlığın sona ermesiyle birlikte oradaki uzman personelden gerek Cumhurbaşkanlığı gerek bakanlıklar gerekse Mecliste istifade edilmesi için bazı düzenlemelere gidildi. Yasama uzman sayısı ve nitelikleri artırıldı.""7 aylık görevim süresince bin 561 yasa teklifi verildi"Yasaların, artık teklif vermek suretiyle tamamen Mecliste olgunlaştırıldığını, yürütmenin sadece Meclise yılda bir bütçe kanun tasarısı getirebildiğini dile getiren Yıldırım, şunları söyledi:"7 aylık görevim süresince bin 561 yasa teklifi verildi. 7 ay için fena bir sayı değil. Bunlardan 13'ü kanun, 3 uluslararası anlaşma olmak üzere 16'sı kabul edildi, yürürlüğe girdi. Bu dönemde vatandaşlarımız Dilekçe Komisyonu'na 5 bin 506 dilekçe ile başvuru yaptı. Bu dilekçelerin 4 bin 43'ü cevaplandırıldı ve sonuçlandırıldı. 26. Dönemden 253 Yasama Dokunulmazlığı Tezkeresi 27. Dönem'e devredildi. Ayrıca bu dönemde de 195 Yasama Dokunulmazlığı Tezkeresi Meclisimize ulaştı."Genel Kurulun, geçen süre içinde 57 birleşim gerçekleştirdiğini, birleşimlerde toplam 482 saat çalışma yürütüldüğünü, aynı şekilde komisyonlarda 102 toplantı yapıldığını, 495 saat çalışıldığını aktaran Yıldırım, bu arada 2 bin 592 soru önergesine cevap verildiğini kaydetti."3 konuda Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu"Başkanlığa yöneltilen 30 soru önergesinin cevaplandırıldığını, milletvekilleri tarafından 837 Meclis Araştırma Önergesi verildiğini, önergelerin 11'inin görüşüldüğünü ve 3 konuda Meclis Araştırma Komisyonu'nun kurulduğunu dile getiren Yıldırım, şunları aktardı:"Bu yasama döneminde devam ettirilen bir önemli çalışma da daha önceki başkanlarımız döneminde başlanan İstiklal Mahkemeleri belgelerinin yayınlanmasına bu dönemde de devam edildi. Proje, yakın tarihimize ışık tutmak amacıyla 2010'da başlamıştı. 8 yıllık zaman içerisinde İstanbul, El Cezire, Eskişehir, Isparta ve Şark İstiklal Mahkemeleri arşiv belgeleri kitap şekline dönüştürüldü. Ankara İkinci İstiklal Mahkemesi arşiv belgelerinin de basımı için şu anda çalışmalar devam ediyor. Ankara Birinci İstiklal Mahkemelerinin arşiv belgelerinin tasnif işlemleri de başlatılmış durumda."TBMM binasının 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra yeni anayasa yapmak için oluşturulan Kurucu Meclis tarafından 1961'de açıldığını anımsatan Yıldırım, o tarihten itibaren Meclis Ana Binası'nda zaman zaman bakım onarım çalışmaları yapıldığına işaret etti.Son olarak 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra bombalanan bölümler dahil depolar, sığınaklar, Şeref Salonu ve kulislerin onarıldığını söyleyen Binali Yıldırım, 1961'den beri kullanılan mutfakların bu dönemde yenilendiğini ve tamamen ihtiyacı karşılayacak hale dönüştürüldüğünü belirtti."Dostluk grubu sayısı 144'e çıkarıldı"Meclisin görevinin yasama ve denetimle şüphesiz sınırlı olmadığını, aynı zamanda temsil görevi de bulunduğunu dile getiren Yıldırım, 27. Yasama Dönemi'nde en önemli çalışmalardan birinin 132 olan parlamentolar arası dostluk grubu sayısının 144'e çıkarılması olduğunu vurguladı.TBMM Başkanlığı döneminde katıldığı programları ve Meclis bünyesinde yürütülen uluslararası çalışmaları anlatan Yıldırım, ayrıca TBMM Başkanı olarak KKTC ve Azerbaycan başta olmak üzere 11 ülkeye resmi ziyaret gerçekleştirdiğini kaydetti.Ziyaretlerinde 27 ikili görüşme yaptığını anlatan Yıldırım, Türkiye'yi ziyaret eden cumhurbaşkanları, cumhurbaşkanı yardımcıları, meclis başkanları ve parlamenter heyetlerden oluşan 47 yabancı heyeti ev sahibi olarak ağırladıklarını söyledi."Gayemiz, ülkemizi medeniyet yarışında daha ileriye götürmek"TBMM'nin, milletin barışı, huzur ve kardeşliğinin merkezi olduğunu ifade eden Yıldırım, şöyle devam etti:"Milletimizin beka mücadelesinin karargahı olan bu yüce çatı milletimiz için hayırlı hizmetler yapmaya devam edecektir. Gayemiz, ülkemizi ve milletimizi medeniyet yarışında daha da ileriye götürmektir. TBMM, çalışmalarını şüphesiz bundan sonra da aynı istikamette artırarak devam ettirecektir. Misakımilli ile belirlenen sınırlarımızı korumak, gönül coğrafyamızda yaşayan insanların bize duyduğu güveni devam ettirmeleri öncelikli konularımız arasında yer almaya devam edecek."Kahraman Mehmetçik'in yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadeleyi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğini belirten Yıldırım, şehitlere Allah'tan rahmet, gazilere uzun ömür diledi."İlklerle sonlar arasında dolaşıp duruyoruz"Parlamenter sistemin "son Başbakanı", Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ilk Meclis Başkanı olduğunu hatırlatan Yıldırım, "Belediye başkanlığı görevine aday olan ilk Meclis Başkanıyım. Meclis Başkanlığı görevinden bu sebeple çekilen de ilk Meclis Başkanı oluyorum. Gördüğünüz gibi ilklerle sonlar arasında dolaşıp duruyoruz." diye konuştu.7 ay boyunca milli iradeyi temsil eden milletvekillerinin başkanlığını yaptığını, bundan büyük keyif aldığını söyleyen Yıldırım, kısa süre içinde parti grubu ayrımı yapmaksızın güzel bir anlayış ve uzlaşmaya dayalı yönetim ortaya koymaya çalıştığını kaydetti."Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün açılışını, ilk başkanlığını yaptığı TBMM'nin 28. Başkanı olarak bu görevde bulunmuş olmak benim için bir onurdur." diyen Yıldırım, önceki Meclis Başkanlarına hizmetleri için teşekkür etti.Binali Yıldırım, "Bugüne kadar yaptığım işlerde asil milletimize hizmet etmekten başka hiçbir amacım olmadı. Vedalaşmak, helalleşmek sünnettir. Bu nedenle hakkınızı helal ederseniz, üzerimden büyük bir yükü almış olursunuz. Varsa benim de hakkım sizlere helal olsun." diyerek sözlerini tamamladı.NotlarTBMM Başkanı Yıldırım, eşi Semiha Yıldırım ve kızı Büşra Bahar Köylübay ile birlikte geldiği TBMM Tören Salonu'nda masaları tek tek dolaşarak milletvekilleriyle selamlaştı."Veda yemeği"nde, eski TBMM Başkanları Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Köksal Toptan, Ömer İzgi, İsmail Kahraman, İsmet Yılmaz, TBMM Başkanvekilleri Celal Adan, Levent Gök, Mustafa Şentop, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, AK Parti Genel Sekreteri Fatih Şahin, TBMM AK Parti Grup Başkanı Naci Bostancı, TBMM Genel Sekreteri Mehmet Ali Kumbuzoğlu ile partilerin grup başkanvekilleri de yer aldı.Konuşmasının ardından salona yerleştirilen ekranlarda, Yıldırım'ın Meclis Başkanlığı süreci ve hayatının anlatıldığı video gösterimi yapıldı.Milletvekillerini salonun çıkışında tek tek selamlayarak uğurlayan Yıldırım, programa katılanlar ve Meclis çalışanlarıyla hatıra fotoğrafı çektirdi.İstifa dilekçesini sunduYıldırım, yemeğin ardından TBMM Başkanlığından istifa dilekçesini imzalayarak TBMM Genel Sekreteri Mehmet Ali Kumbuzoğlu'na teslim etti.Kumbuzoğlu da istifa dilekçesinin işleme konulması için talimat verdi.Kaynak: AA

TBMM heyeti Azerbaycan'da

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, TBMM Türkiye-Azerbaycan Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Şamil Ayrım'ı kabul etti.Aliyev, başkent Bakü'de temaslarda bulunan Ayrım ve beraberindeki grup üyesi milletvekillerini kabul etti.Azerbaycan Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre Aliyev, Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin tüm alanlarda başarılı şekilde geliştiğini belirterek, TBMM heyetinin Azerbaycan'a ziyaretinin ilişkilerin daha da gelişlemesine katkı sunacağını ifade etti.Aliyev, iki ülkenin bugün dünyadaki en yakın ülkeler olduğunu kaydederek, devlet başkanları düzeyindeki toplantılar ve farklı düzeylerdeki karşılıklı ziyaretlerin iki ülke arasındaki dostluğun daha da sağlamlaştırılması ve iş birliğine yönelik yeni alanların belirlenmesi için önemli olduğuna işaret etti.Geçen yıl Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la hem Türkiye'de hem Azerbaycan’da hem de uluslararası etkinliklerde gerçekleştirdiği görüşmeleri hatırlatan Aliyev, Erdoğan'ın da katıldığı, Azerbaycan ve Türk askerlerinin yer aldığı, Bakü'nün kurtuluşunun 100. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen geçit törenini dostluk ve kardeşlik bayramı olarak nitelendirdi.Geçen yıl iki ülke için önemli enerji projeleri olan TANAP ve STAR rafinesinin açılışını yaptıklarını anımsatan Aliyev, TBMM heyetinden Erdoğan'a selamlarını iletmesini rica etti.Dostluk Grubu Başkanı, AK Parti İstanbul Milletvekili Ayrım da Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin bugün en üst düzeyde olduğunu belirterek, merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in siyasetini başarıyla devam ettiren İlham Aliyev'in liderliğindeki Azerbaycan'ın uluslararası alanda büyük nüfuz kazandığına ve hızlı ilerleme kaydettiğine dikkati çekti.Ayrım, başkanlığını yaptığı Türkiye-Azerbaycan Parlamentolararası Dostluk Grubu'nun iki ülke arasındaki dostluk ve kardeşlik ilişkilerinin daha da güçlendirilmesi için çabalarını sürdüreceğini ifade etti.Görüşmede, Ayrım'ın yanı sıra AK Parti Konya Milletvekili Orhan Erdem, AK Parti Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir, AK Parti Kars Milletvekili Yunus Kılıç, AK Parti İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca, AK Parti Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan, MHP Iğdır Milletvekili Yaşar Karadağ ile Türkiye'nin Bakü Büyükelçisi Erkan Özoral da yer aldı.TRT Avaz 

Türk dünyasına özel dergi

Türk Dünyası Parlamenterler Birliği tarafından hazırlanan, "Türk Dünyasından Parlamenter Bakış" isimli e-dergi yayımlandı.Türk Dünyası Parlamenterler Birliğince hazırlanan "Türk Dünyasından Parlamenter Bakış" dergisi, "Özbekistan Dosyası" konulu ilk sayısıyla okucuyla buluştu.Gelecek sayılarında Kazakistan, Kırgızistan, Azerbeycan, Türkmenistan ve Kıbrıs özel sayılarını yapacak e-dergi, Türkçe ve Rusça olarak 3 ayda bir yayımlanacak.Özbekistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Alişer Azamhocayev ile röportajın da yer aldığı derginin ilk sayısında, bu ülkenin turizmi, kültürel değerleri ve seyahat rotalarına dair bilgiler aktarılıyor.Özbekistan ve Türkiye arasında vize uygulaması ile "Türk Ortak Latin Alfabesi" konularının analiz edildiği dergide, Prof. Dr. Hasan Ali Karasar'ın "Özbekistan ile dostluk, kardeşlik ve işbirliği", Prof. Dr. Orhan Kavuncu'nun "Orta Asya'nın merkezinde bir ülke", Süleyman Merdanoğlu'nun "Özbekistan'da turizm" ve İrfan Ünver Nasrattınoğlu'nun "Seyahat Notları" yazıları var.Dergide, ülkenin önemli destanlarına yer verilirken, TDPB'nin Türk dünyasına yönelik faaliyetleri de okuyucuya sunuluyor.Dayanışma anlayışını dünya standartlarına taşımakTürk Dünyası Parlamenterler Birliği Başkanı ve 21. Dönem Trabzon Milletvekili Nail Çelebi, birlik olarak hedeflerinin değişim ve gelişmeler içinde, süreklilik ve dayanışma anlayışlarını dünya standartlarına taşımak olduğunu belirtti.Çelebi, şunları söyledi:"TDPB olarak, Türk dünyası ve akraba topluluklarının gerçek bilgiye doğru zamanda ulaşmalarına rehberlik etmek istiyoruz. Dergimizin ilk sayısından itibaren, tüm parlamenterlerimizin ve yönetici kadrolarımızın gelecekle ilgili bilimsel çalışmalarına, hazırlayacakları projelere ve geleceğe yön verecek görüşlerine de yer vereceğiz."TDPB 6 yaşında2013 yılında kurulan Türk Dünyası Parlamenterler Birliği (TDPB), TBMM üyeleri ve Türk dünyasını oluşturan Parlamentoların seçilmiş üyeleri ile bu üyelerin kurmuş oldukları tüzel kişilikli kuruluşlardan meydana geliyor.Birlik, Türk dünyası ve akraba topluluklarındaki milletvekilleri arasındaki iletişimi güçlendirmek, vekillerin birbirlerini daha yakından tanımalarına fırsat sunmak, ülkeler arasındaki siyasi ve ekonomik işbirliğini artırmak, ortak tarihten gelen dostluk ve kardeşlik bağlarını güçlendirerek ve kültürel zenginliklerin tanıtılmasına katkıda bulunmak amacıyla faaliyet gösteriyor.Kaynak: AA

Mal sahibi!

Rum lider Nikos Anastasiadis, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın geçtiğimiz gün Politis Gzetesi’nde yayınlanan röportajıyla ilgili olarak kendisine yöneltilen soruları yanıtlamış!  Anastasiadis, “eğer siyasi eşitlikten kasıt, merkezi hükümette ya da kurumsal yapıda alınacak her kararda oy hakkı olmasıysa, üzgünüm ama bu ‘siyasi eşitlik’ değil, bir toplumun diğerine dayatma yapmasına olanak tanıyan siyasi eşitsizlik olur” diye konuşmuş! Rum liderliği görüldüğü üzere kendilerini hala daha bugün Ada’nın mal sahibi görüyor! Kendilerini Ada’nın mal sahibi gibi gördükleri içinde Kıbrıs Türklerine olası bir anlaşma durumunda sadece alt yönetimde bir takım otonom haklar vererek azınlık hakları dışında taleplerde bulunmamaları gerektiğini diplomatik bir biçimde söylemeye devam ediyor! Peki, Rum liderliği neden kendilerini Ada’nın mal sahibi olarak görüyor? Esas önemli soru budur! Çok kısaca bu konuya değinecek olursak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 4 Mart 1964 tarih 186 nolu kararı ile 1963’de silah zoru ile Ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni gasp eden Rumları muhatap olarak kabul ettiği için onlarda kendilerini o tarihten itibaren tüm adanın mal sahibi gibi görmeye başlamışlardır! Öyle ki Rumlar 1963’de silah zoru ile gasp ettikleri 1960 Ortak Kıbrıs Cumhuriyetini BM Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964 tarih 186 nolu siyasi kararına dayanarak süratle üniter Rum devletine dönüştürebilmişleridir! Kıbrıs konusu bugüne kadar çözülememişse bunun nedeni BM Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964 tarih 186 nolu siyasi kararına dayanmaktadır. Rum liderliği görüleceği üzere hala daha günümüzde bu karara dayanarak kendilerini tüm Ada’nın mal sahibi olarak görmektedir! 2014 yılında Eroğlu ile Anastasiadis tarafından yapılan ‘ortak açıklama’ metninde egemenliğin Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında eşit şekilde paylaşılacağı, hiçbir tarafın diğeri üzerinde yetki ve otorite kullanma hakkı olmayacağı üzerinde anlaşma bulunmaktadır! Peki, Anastasiadis bu son açıklaması ile ne demeye çalışıyor!   Kıbrıs’ta bugüne kadar müzakere edilen olası bir çözümde egemenliğin federal devlet ve iki kurucu parça devlet arasında üçe bölüneceği ve bu şekilde paylaşılacağı mutabakatları söz konusudur. Anastasiadis görüldüğü üzere içerisinde bulunduğumuz süreçte çark ederek federal merkezi hükümette ya da kurumsal yapıda Kıbrıs Türk tarafına siyasi eşitlik vermeyeceğini demeye getiriyor!    Rum liderliği, federal merkezi hükümet yada kurumsal yapı içerisindeki karar alma mekanizmalarında çoğunluk kesinlikle benim elimde olacak. Kıbrıs Türklerinden birkaç kişiye federal merkezi hükümet yada kurumsal yapı içerisindeki karar alma mekanizmalarında göstermelik görevler verebiliriz. Ancak, görev vereceğimiz kişilerin etin katılım ve veto hakkı gibi hakları asla olamaz demeye getiriyor!  Rum tarafı, federal merkezi hükümet yada kurumsal yapı içerisindeki karar alma mekanizmalarındaki çoğunluğu ve kontrolü elinde bulunduracak.  Böyle olunca Rum toplumu Kıbrıs Türkleri üzerine dayatma yapmış olmayacak! Kıbrıs Türklerinin federal merkezi yapı ve tüm kurumsal yapılardaki siyasi eşitlik konusunu ise bir toplumun diğerine dayatma yapması olarak nitelendirecek! Olacak iş değil!  Anastasiadis anlaşılan o ki kendisinden önce gelen diğer tüm liderler gibi ‘Ada’nın mal sahibi Rum toplumudur’ yaklaşımını aynen devam ettirmeye çalışıyor! Federasyon eşitliğe ve tüm zenginliklerin paylaşımı anlayışına dayanmaktadır. Rum toplumu paylaşmaya hazır olmadığını Crans Montana’da açıkça dile getirmedi mi? Anastasiadis, Rum toplumunun paylaşmaya hazır olmadığını KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya bundan 18 ay önce Crans Montana’da bizzat ifade etmedi mi?Yetki, siyasi eşitlik ve tüm zenginlikleri Kıbrıs Türkleri ile paylaşmaya hazır olmadığını açık açık her fırsatta dile getiren Rum tarafı ile bundan sonra hangi zeminde görüşme yapılacağını çok merak ediyorum…            

Rum yönetimi ile Yunanistan neden telaş içerisinde?

Rum yönetimi ile Yunanistan’ın bir süreden buyana ciddi manada telaşa kapıldıklarının farkında mısınız? Kıbrıs konusunda biran evvel müzakerelere yeniden başlanması için Rum yönetimi ile Yunanistan’ın açıklama üzerine açıklama yapmalarının altında acaba ne yatmaktadır?  Gerek müzakere tarihi boyunca, gerekse en son olarak Crans Montana’da ellerinde fırsat varken Kıbrıs konusunun çözülmesini her zamanki gibi katı ve uzlaşmaz tavırlar sergileyerek engelleyen Rum yönetimi ve Yunanistan’da son dönemde ortaya çıkan bu telaşın gerçek sebebi nedir?Rum yönetimi ile Yunanistan’ın Kıbrıs konusu başta olmak üzere Ege ve Doğu Akdeniz’de uzun yıllardır yürütmeye çalıştıkları strateji ve politikaları iflas ederek acaba geçerliliğini yitirmiş olabilir mi?Kıbrıs konusu, bilindiği üzere Rumların 1960 Ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni silah zoru ile 1963’de gasp ederek Kıbrıs Türklerinden arındırmaları ile başlamış. Hemen ardından da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964 tarih 186 nolu siyasi kararı çerçevesinde Ortak Kıbrıs Cumhuriyetini 1963’de silah zoruyla gasp eden Rumları Ada’da muhatap alması neticesinde bugünlere kadar gelmiştir! Rumlar, BM Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964 tarih 186 nolu siyasi kararı ile Ada’da muhatap alınır alınmaz silah zoru ile gasp ettikleri Ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni süratle üniter Rum devleti haline dönüştürebilmiş! Aynı tarihte BM Barış Gücü’nün, BM Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964 tarih 186 numaralı siyasi kararına dayanarak Ada’ya gelmesi sayesinde de mevcut statüko bu şekilde oluşmuştur!  Crans Montana zirvesi tüm taraflarca son deneme olarak nitelendirilmekte idi. Temmuz 2017’de Rum tarafının katı ve uzlaşmaz tavırlarını devam ettirmesi neticesinde müzakere süreci başarısızlıkla sonuçlanarak sonlanmıştı!Türk tarafı en başından bu yana müzakere süreci zarar görmesin diye Ada etrafında var olduğuna inanılan petrol ve doğal gaz da dâhil bütün kaynaklarının kapsamlı bir çözüm çerçevesinde iki toplum arasında adilane paylaşılması gerektiğini devamlı suretle ifade ederek buna uygun hareket etmiştir. Rum tarafı ile Yunanistan, Türk tarafının tüm iyi niyetli öneri ve uyarılarını hiçbir zaman dikkate almayarak Kıbrıs konusu başta olmak üzere Ege ve Doğu Akdeniz’de de saldırgan politikalar izlemeyi tercih etmişlerdir. Türk tarafı Kıbrıs’ta müzakere sürecinin sonlanmasının ardından Doğu Akdeniz ile Ada etrafındaki uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve menfaatlerini sonuna kadar savunacağını ortaya koymak adına bir takım girişimlerde bulunmuştur!Rum Yönetimi’nin Ada’nın tek sahibi kendileriymiş gibi sözde ilan etiği Münhasır Ekonomik Bölgeleri’nin Türkiye’nin Kıta Sahanlığı ve KKTC’nin MEB’nin içerisine giren kısımları üzerinde uluslararası hiçbir yetkisinin olmadığı Türk Donanması’nın Doğu Akdeniz’deki varlığını ortaya koyması neticesinde açıkça görülmüş oldu!  Barbaros Hayreddin Paşa Sismik Araştırma Gemisi bir süreden bu yana Ada’nın her bir yanında en son olarak Güney Kıbrıs’ta Baf açıklarında Türk Donanması’nın eşliğinde araştırma ve sondaj çalışmalarını sürdürmektedir! Kısa bir süre sonra Fatih sondaj gemisinin de Doğu Akdeniz’de sondaj çalışmalarına başlaması bekleniyor!Rum Yönetimi’nin tek yanlı olarak ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölgeleri’nin uluslararası geçerliliği olmadığı ortaya çıkmıştır! Rum Bakanlar Kurulu’nun, Fransız TOTAL, İtalyan ENI ve Amerikan EXXONMOBİL şirketlerinin talip olduğu örneğin sözde 7 numaralı parselin ruhsatlandırma prosedürünün başlatma kararı işlemez bir pozisyona girmiştir!Rum yönetimi ve Yunanistan, Fransız TOTAL, İtalyan ENI ve Amerikan EXXONMOBİL şirketleri ile işbirliği yaparak Doğu Akdeniz’de AB ve ABD’yi arkalarına alarak Türk tarafı ile karşı karşıya getirme stratejisi görüldüğü üzere tutmamıştır!Yunanistan, Türkiye ve Rusya’nın birlikte yürütmekte oldukları Türk Akımı projesine dahil olabilmek için son dönemde telaş içerisinde her yola başvurduğu görülmektedir! Yunanistan’ın Ege’de adeta efelenen tavırlarından son dönemde eser yok şimdi!Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun son Kıbrıs ziyaretinde “federasyon dışındaki başka seçenekler de olabilir” şeklindeki açıklamaları anlaşılan o ki Rum yönetimi ve Yunanistan’ın telaşlanmalarına neden olmuşa benziyor!Rum yönetimi ile Yunanistan görüldüğü üzere Crans Montana sonrası süreçte müzakerelerin sonlanmasının ardından Kıbrıs konusu, Ege, Doğu Akdeniz ve enerji konularında ciddi anlamda telaşa kapılmış vaziyettedirler!Rum yönetimi ve Yunanistan alelacele yeniden bir müzakere süreci başlanmasını Türk Donanmasının Ada etrafında yapmakta olduğu araştırma ve sondaj çalışmalarına engel olmak için mi istiyor?Rum yönetimi bir taraftan müzakerelere acilen başlamaya hazırım mesajı veriyor diğer bir yandan ise Fransa ile ABD’ye Güney Kıbrıs’ta askeri üs vermeye çalışıyor! Rum yönetiminin bu girişimlerinin barış ve çözüm için yaptığını acaba kim iddia edebilir? ABD Kongresi Araştırma Servisinin geçtiğimiz günlerde yayınlanan raporunda İki kesimli, iki toplumlu federal bir çözüme ulaşılması artık çok zor. Hatta belki de, artık elde edilemeyecek bir model olduğu ifade edildi! Adada tek anlaşma modelinin federasyon olduğunu söyleyen çevreler acaba bu işe ne der?  Hangi çözüm modeli olursa olsun taraflar artık yeni bir müzakere sürecine başlamadan önce ilk olarak takvimi belirlemelidir. Buna göre ortak bir vizyon ve yol haritası belirlemelidir. Kıbrıs Türklerinin ne olursa olsun siyasi eşitlik ve garantilerden asla taviz vermeyeceği bilinmelidir!Şubat ayı sonunda KKTC Cumhurbaşkanı ve Rum liderinin bir araya gelmesi planlanıyor. Liderlerin bir araya gelip görüşmeleri müzakerelerin yeniden başlayacağı anlamına gelmez. Anastasiadis dilinin altındaki baklayı hemen çıkartarak ‘Türk Donanması bize ait MEB’den çıkmazsa müzakereler başlayamaz’  dedi! Anastasiadis’in amacı laf ola müzakerelere başlamaksa buna asla müsaade edilmemelidir! Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın da ifade gibi “Artık laf ola beri gele müzakere dönemi kapanmıştır.” Kıbrıs Türk Halkının Sayın Akıncı’dan beklentisi ucu açık olmayan bir takvime dayalı ortak bir vizyon ve yol haritası belirlenip belirlenemeyeceğini ortaya çıkartmasıdır. Tüm seçeneklerin ele alınabileceği bir anlayışla yaklaşım göstermesidir. Müzakerelere son bir kez başlanacaksa olumsuzlukla sonuçlanması durumunda Kıbrıs Türk tarafının durumunun ne olacağının en başından resmi olarak yazılı olarak kayda geçirilmesidir.    Rum yönetimi ile Yunanistan’ın içerisinde bulundukları telaş görmezlikten gelerek asla laf ola bir müzakereye başlanmamalıdır! Neler olacağını hep birlikte yakından takip ederek göreceğiz…             

Değişimin ayak sesleri...

Necdet Buluz 31 Mart günü yapılacak olan yerel seçimler için son yapılan kamuoyu araştırmalarında seçmenlerin Türkiye genelinde % 23,7’sinin değişimden yana olduğu ortaya çıktı. Bazı bölgelerde değişimi isteyenlerin oranının yüksekliğini de vurgulayalım.Bodrum, değişiklik isteyen bölgelerin başında geliyor. Turizm kentinde değişiklik isteyen seçmenlerin oranı % 42,3 olarak tespit edildi.Bodrum seçmeni, yıllardır beldeyi yöneten adaylardan belediyecilik anlamında gereken hizmeti alamadıklarından yakınıyor. “Artık bu işi bilenler ve hizmet edecek, Bodrum’u adam gibi yönetecek olanlar makam oturmalıdır” diyor.Bilindiği gibi CHP’li Mehmet Kocadon 4 dönemdir Bodrum’u yönetmiş, ancak son dönem çalışmaları ile de Bodrum halkından ve seçmeninden tepkiler de almaya başlamıştı. Bugünkü yazımızı bu anlayıştan yola çıkarak yazmak istedik.Bu satırlar yazılıncaya kadar Bodrum’da CHP adayı henüz açıklanmamıştı. AK Parti ise Bodrum Belediye Başkanlığı için Operatör Dr. Tahir Ateş’in adını açıklamıştı. Yapılan kamuoyu araştırmalarında seçimlerin İYİ Parti ile CHP adayı arasında geçeceği biliniyor.Haftalar önce partisi tarafından Bodrum Belediye Başkanlığı için adaylığı açıklanan Mehmet Tosun kolları sıvamış, çalışmalarına da ağırlık vererek görebildiğimiz kadar ile oldukça da yol almıştı.İYİ Parti Bodrum Belediye Başkan Adayı Mehmet Tosun, seçim ziyaretleri kapsamında çalışmalarına ara vermeden devam ediyor. Gündüzleri çarşı, pazar ve mahallelerde ziyaretler yapan Başkan adayı Tosun, gün battıktan sonra ise vatandaşlar tarafından düzenlenen mahalle toplantılarına katılıyor. Bodrum Belediye Başkanı olmak için canını dişine takan Tosun, yoğun bir tempoya girmediğini asıl yoğun çalışmalarına Bodrum Belediye Başkanı olduğu zaman Bodrum halkına olacağını da vurguluyor.Yerel yönetimlerde Başkanların halktan kopmamaları gerekiyor. Seçmen, oy verdiğine sorunları ile yakından ilgilenmesini, aralarında olmasını, sıkıntılarını dinlemelerini ister. Seçildikten sonra makama gömülenler her zaman tepki görmüştür.Tosun, Konacık Belediye Bakanlığı döneminde parlak ve geleceği için referans olabilecek belediyecilik alanında tartışılmaz hizmetlere imza atmıştır. Bodrum halkı ve Bodrum’u yakından tanıyanlar bunu çok iyi bilir.Anadolu’da işe ilkten başlayıp, başarılı olanlar için söylenen bir söz vardır: “Rüştünü ispatladı” derler.Tosun, yıllar önce yönettiği Konacık’ta rüştünü ispatlamış, Bodrum’u yönetebilecek bilgi ve birikimini oluşturmuş ve sahaya çıkmıştır.Seçim çalışmalarına yaklaşık 4 ay önce başlayan ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'in resmi olarak Bodrum'dan aday gösterilmesinin ardından çalışmalarına daha da hız vererek gecesini gündüzüne katan Tosun, Bodrum halkından yoğun ilgi görüyor. Tosun'un şimdiye kadar yapılan anketlerde açık ara önde olduğu da biliniyor.Yapılan kamuoyu araştırmalarında Bodrum halkının belediyeye olan güvenlerinin ciddi bir şekilde azaldığının ve halkın yüzde 70'inin Bodrum Belediyesi'ni başarısız bulduğunun tespit edildiğinin altını çizen Başkan Adayı Tosun; "Göreve geldiğimiz takdirde ilk işimiz belediyeyi kurumsallaştırmak olacak. Yapılan kamuoyu araştırmalarında maalesef ve maalesef mevcut belediyemize vatandaşlarımızın güvensizliği yüzde 70'in üzerinde. Böyle bir problem var. Öncelikle bunu aşmamız gerek. Personelimizle, yöneticilerimizle, yeni bir yönetim anlayışıyla Bodrum halkını Bodrum Belediyesi ile buluşturmamız lazım" diyor.İnanmak, inançlı olmak, güven vermek, bilgi ve birikimi ile hedefe kilitlenmek belediyeciliğin olmazsa olmazlarıdır. Biz, bunları Mehmet Tosun’da da çekirdek kadrosunda da gözlemliyoruz. Bunu da % 50 başarının bir ayağı olarak değerlendiriyoruz.Bodrum seçmeni değişimde kararlı görünüyor.Bu değişimi de Mehmet Tosun ile sandığa yansıtmaya hazırlanıyor.Biz, bu değişimin ayak seslerini aylar öncesinden duymaya ve görmeye başladık. 31 Mart seçim sonuçlarına belki de Bodrum tarihinde bir ilk yaşanacaktır.Geçmişteki başarısı, bilgisi ve birikimi, güven veren görüntüsü ve kararlılığı ile bugüne kadar Bodrum halkının gönlünde taht kuran Mehmet Tosun’un Bodrum için gerçek anlamda bir şans olduğunu söyleyebiliriz.Seçimlere daha çok var. Konu ile ilgili gelişmeleri, CHP adayının belli olmasından sonra yapılacak son kamuoyu araştırmalarının sonuçlarını ve kendi görüşlerimizi yansıtmaya devam edeceğiz.necdetbuluz@gmail.comwww.facebook.com/necdet.buluz       

Yeni bir parti mi geliyor?..

Necdet Buluz Eski Bakanlardan Ali Babacan eksenli yeni bir partinin kurulma aşamasına gelindiği, bunun için 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçim sonuçlarının beklendiği iddia ediliyor. Yeni parti kuruluşunda çekirdek bir kadronun çalışma içinde olduğu da söyleniyor.11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün zehirlenmesi ile ilgili yazısı nedeniyle, Milliyet gazetesindeki görevine son verilen Talat Atilla, yeni parti iddialarına yenilerini ekledi.Atilla, AKP’nin yeniden güç kazanması adına düzenlenen ve Erdoğan’a sunulan bir raporda, Abdullah Gül’ün arka planında olduğu, Ali Babacan eksenli yeni bir partinin yerel seçimlerden sonra kurulacağını öne sürdü.Raporda ayrıca, kurulacak yeni partinin logosunun dahi hazır olduğuna vurgu yapıldı. Atilla ayrıca, Milliyet gazetesindeki görevine neden son verildiğini de açıkladı.Yazının ilgili kısmında şu görüşlere yer veriliyor: Raporda; Abdullah Gül’ün şimdilik arka fonda durduğu, Ali Babacan eksenli yeni partinin il temsilcilerinin belirlendiği, hatta logosuna kadar hazır olduğu ifade ediliyor. Babacan ve arkadaşlarının gizli küskünler olarak adlandırılan AK Parti içindeki bazı siyasilerle, başta Ankara Balgat, Hamamönü olmak üzere İstanbul ve Bursa Uludağ gibi çeşitli yer ve mekânlarda görüşmeler yaptıkları ifade ediliyor.Abdullah Gül’ün küskünlerden olduğu ve hatta Cumhurbaşkanlığına bile son seçimlerde aday olabileceği söylenmişti. Gül ise, bunu yalanlamamış ve “Eğer benim üzerimde tam mutabakat sağlanmış olsaydı Cumhurbaşkanlığına aday olarak çıkacaktım” demişti.Gül’ün bu açıklamaları, eski Cumhurbaşkanının siyasetten kopmadığını da göstermesi açısından önemlidir.AK Parti içinde küskünler var. Bugünkü yönetim şekline karşı olan gruplar var. İşte, bu küskünler ve diğer grupların Babacan ve ekibinin etrafında kenetlenip, partileşmeye doğru bir adım atmaya hazırlandıkları söyleniyor. Perde arkasında ise Abdullah Gül’ün bulunduğunu da aynı iddialar arasında yer alıyor. Bugüne kadar bu iddiaların yalanlanmadığına göre söylenenlerin bir gerçek payının olduğu düşünülebilir.31 Mart’ta yapılacak olan seçimlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin oy kaybetmesi halinde yeni parti için düğmeye basılabilir.Şunu da ekleyelim:Söylenenlere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan ve diğer ilgililere bu konuda raporlar hazırlanıp gönderiliyor.Yeni parti kurma çalışmalarını Erdoğan ve kurmaylarının da sıkı takipte olduğuna vurgu yapılıyor. Bu çalışmalar olgunlaşmaya başladığında engellemeler olabilir mi? Bunu da ilerleyen zaman içinde görebileceğiz.Erdoğan’a yakın çevrenin “Bu arazi Erdoğan’a ait. Erdoğan var oldukça arazisine gecekondu yapılmasına izin vermez” dediğini da anımsatalım.Adının yazılmasını istemeyen bir eski siyasinin şu sözlerini de aktaralım:“Yeni bir parti kurulması projesi yeni değil. Uzun zamandır üzerinde çalışılıyor. Tamamen merkez sağ kesimi kucaklayacak ve muhafazakâr bir partinin çatısının hazır olduğunu söyleyebilirim. Eski siyasiler ve küskünlerin yansıra yeni yüzlerin de yeni partide yer alacakları görülecek. Eğer koşullar oluşursa yeni parti hayata geçirilebilir. Bunun için zamanlamanın da olgunlaşması gerekiyor.”Soru şu:Yeni kurulacak partinin arkasında hangi iç ve dış güçler var?Bazı siyasiler “Parti kurmak, iddialı şekilde ortaya çıkmak öyle kolay değil. Bu işin arkasında güç veya güçler olmadan bu hamurun maya tutması da sağlanamaz” diyor.Bu konuda net bir söylem ve görüş yok. Ancak, parti oluşumu gerçekleştiğinde bu sorunun yanıtı da ortaya çıkmış olacaktır.Konu ile ilgili gelişmeler oldukça biz de bu konuyu köşemize taşımaya devam edeceğiz.necdetbuluz@gmail.comwww.facebook.com/necdet.buluz    

Zorla Federasyon Olur mu?

Rum lider Nikos Anastasiadis, 18 ay önce Crans Montana’da müzakere süreci çözümsüz olarak dağılmak üzereyken ‘yetkiyi paylaşmakta Rum toplumu hazır değil. Artık iki devletli bir çözümün gündeme gelmesi gerekiyor’ demiş! Kime demiş? Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya. Ne zaman söylemiş?18 ay önce Crans Montana’da müzakere süreci çözümsüz olarak dağılmak üzereyken!Böylesine kritik bir bilgiyi tüm kamuoyu Türkiye Cumhuriyet Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın 25 Ocak 2019 günü düzenledikleri ortak basın toplantısında Akıncı’nın ağzından öğrendi! Acaba Sayın Akıncı böylesine önemli bir konuyu neden 18 ay boyunca gizlemeyi tercih etti?21 ay önce(30 Nisan2017) Anastasiadis ile Rum Ulusal Konseyi’nin Kıbrıs konusunda artık federasyon zemininde bir çözümün mümkün olmayacağı kanaatine vardıklarını, bu çerçevede de iki devletli bir çözüm üzerine stratejiler geliştirmeye başladıklarını ve bu durum karşısında Türk tarafı olarak bizim stratejimizin ne olacağını köşe yazımda sormuştum. O zaman yazdıklarım pek ciddiye alınmamıştı! Meğer Anastasiadis köşe yazımdan 3 ay sonra Crans Montana’da Akıncı’ya ‘yetkiyi paylaşmakta Rum toplumu hazır değil. Artık iki devletli bir çözümün gündeme gelmesi gerekiyor’ demiş!Peki, böylesine kritik bir bilgi neden 18 ay boyunca kamuoyundan gizlendi? KKTC Meclisi’nin bu konu hakkında bilgisi ne zaman oldu?  Acaba tüm kamuoyu gibi KKTC Meclisi de 25 Ocak 2019 günü mü böylesine önemli bir konuyu öğrendi?   Crans Montana sürecinin çökerek ortadan kalkmasının ardından Sayın Akıncı’nın yeniden müzakerelere başlanabilmesi için Rum tarafında ciddi bir zihniyet değişimine ihtiyaç duyulduğuna ilişkin açıklamaları söz konusu olmuştu? Benim kafam işte bu noktada karıştı. Acaba Sayın Akıncı bu açıklamaları ile neyi kast etmek istemiştir?Sayın Akıncı, Crans Montana sürecinin çökerek ortadan kalkmasının ardından sık sık Güney Kıbrıs’ta zihniyet değişikliğine ihtiyaç var derken AKEL üzerinden Anastasaidis’i gündeme getirmeye çalıştığı iki devletli çözüm önerisinden vazgeçirmeye mi çalışmak istemiştir? Böyle bir şey acaba söz konusu olabilir mi?Sayın Akıncı, bir yandan Rum tarafının bizimle yönetimi paylaşmak istemediğini söylüyor. Diğer bir yandan ise federasyon dışındaki çözüm modellerini gerçekçi bulmadığını dile getiriyor. Hoş Sayın Akıncı,Sayın Çavuşoğlu ile birlikte düzenledikleri ortak basın toplantısında ‘Tüm seçenekleri görüşmeye hazırız’ dedi. 25 Ocak 2019 tarihinde düzenlenen ortak basın toplantısında söylenen sözlere ne kadar sahip çıkılacağını hep birlikte ilerleyen süreçte izleyip göreceğiz…25 Ocak 2019 tarihinde düzenlenen ortak basın toplantısı bir bakıma ortak deklarasyon gibi oldu! Ortak basın açıklamasında dile getirilenler bazı kesimleri ciddi manada rahatsız etmişe benziyor. Öyle ki rahatsızlık duyan bazı kesimler yaptıkları kışkırtıcı yayınlar ile toplumsal çatışma ortamı yaratmayı mı hedefliyorlar? Kıbrıs Türk Halkı bazı kesimlerin toplumsal çatışma ortamı yaratmaya yönelik girişimlerine asla müsaade etmeyecektir…Önümüzdeki süreçte gayri resmi de olsa Anastasiadis’in ileri sürdüğü iki devletli çözüm önerisindeki samimiyeti test edilmelidir. Rum tarafı ile Çek ve Slovakların uyguladığı yöntem denenerek AB çatısı altında iki devletli çözüm denenebilir. Ancak, Rum tarafının Çek ve Slovakların uyguladığı bu yöntemi reddetmesi halinde ise daha önce pek çok defa yazdığım gibi Türkiye ile yapılacak ikili anlaşmalarla dışişleri ve savunma konularında Türkiye ile birlikte hareket eden, içişlerinde ise tamamen bağımsız özerk bir devlet yapısı gündeme gelmelidir. Anastasiadis’in somut olarak tüm detayları ile önerilerini ortaya koyması ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu yeni bilgiler ışığında BM Genel Sekreterinin Geçici Özel Temsilcisi Sayın Luteönümüzdeki günlerde Ada’ya geliyor. Anastasiadis’in paylaşmaya hazır değiliz. İki devletli çözümü konuşalım önerisinin ortaya çıkmasının ardından hala daha biz zorla ve inatla Guterres Çerçevesi kapsamında federasyon zemininde görüşmeye hazırız mı diyeceğiz? Böylesine önemli bir konunun Mecliste görüşülerek değerlendirilmesi ve gerekmesi halinde karar alınması gerekmez mi? Sayın Akıncı birkaç gün önce Kıbrıs konusunun ortak akıl ile çözülebileceği yönünde bir açıklama yaptı. Ortak akıl paydaşlarla birlikte yürütülmez mi? KKTC Cumhurbaşkanı’nın paydaşları Türkiye(TBMM) ve KKTC Cumhuriyet Meclisi değil midir? Cumhuriyet Meclisi’nde geçtiğimiz gün konuşan Ana muhalefet partisi UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar 50 kişilik parlamentoda 35 Milletvekilinin federasyon yerine iki devletli çözüm modelinden yana olduklarını açıkladı. Sayın Akıncı acaba bu konuda ne düşünüyor? Görülen o ki Sayın Akıncı, 18 ay önce Crans Montana’da müzakere süreci çözümsüz olarak dağılmak üzereyken Anastasiadis’in ‘yetkiyi paylaşmakta Rum toplumu hazır değil. Artık iki devletli bir çözümün gündeme gelmesi gerekiyor’ şeklindeki açıklamasını kendince yeterince kayda değer bulmamış! Öyle olunca da bu bilgiyi 18 ay boyunca kimseyle paylaşmamış! Federasyon herkesinde bildiği üzere en az iki taraf arasında eşitliğe ve paylaşıma dayalı bir modeldir. Bizzat Rum lideri Anastasiadis, Rum toplumu paylaşmaya hazır değil, artık iki devletli çözümü konuşmalıyız diyor. Biz ise hala daha olmaz. Bize göre en güzel yol federasyondur, diyerek şartları zorluyoruz? Zorla federasyon olabilir mi?Federasyon paylaşım ve ortaklıktır. Ortak olup paylaşmak istemeyen tarafla ortak olunamaz. Federasyonlarda birinci şart, tarafların birbirini eşit görmesi, azınlık çoğunluk söyleminin olmaması, ortak değerlerin olması ve kurulacak ortaklıktan birlikte fayda sağlayacaklarına inanılmasıdır. Federal çözüm Crans Montana’da çökerek sonlanmıştır. Garantörlük, siyasi eşitlik ve paylaşıma hazır değiliz diyen Rum tarafına rağmen biz hala daha zorla federal çözüm isteriz demek akla ve mantığa uygun değildir. Zorla güzellik olmayacağı gibi, zorla federasyonda olamaz! Artık yeni fikirleri, yeni yol ve yöntemleri konuşmanın zamanı gelmiştir. Kıbrıs Türk Halkının artık boşa kaybedecek zamanı yoktur…

Kıbrıs’ta Siyasi Eşitlik ve AP Adaylığı!

Kıbrıs konusunun çözülebilmesi için başından buyana Birleşmiş Milletler parametreleri zemininde yapılan müzakerelerde Kıbrıs Türk tarafı olarak iyi niyetle bulunacak çözümün "iki kesimli, iki toplumlu ve siyasi eşitlik" ilkelerine dayanması gerektiğini devamlı suretle ortaya koyduk durduk! Aslında bu formül KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf R. Denktaş tarafından ana hatları belirlenmiş ve tarihe Türk tezi olarak geçmiştir… Müzakere tarihi boyunca Rum tarafı ise federal bir çözümden yanaymış gibi görünmesine karşın üniter Rum devleti içerisinde Kıbrıs Türklerine bir takım otonom azınlık hakları vererek Kıbrıs konusunu kendi lehlerine çözmeye çalışıp durdu! KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile GKRY Başkanı Nikos Anastasiades’in "son şans" olarak nitelendirdikleri Crans Montana müzakere süreci hatırlanacağı üzere Rum tarafının katı ve uzlaşmaz tavırları nedeniyle Temmuz 2017’de sonlanmıştı!Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafı bir süreden buyana kendi içlerinde değerlendirmelerde bulunmaya devam ediyor. Federasyon dışındaki çözüm modelleri her iki tarafta da yüksek sesle konuşup tartışılmakta!Kıbrıs Türk tarafını temsilen konuşan yetkililer devamlı suretle siyasi eşitlik konusunun önemine vurgu yaparak asla azınlık haklarına razı olmayacağımızı sık sık dile getirmektedirler.  GKRY’nin AB üyesi olmasının ardından hatırlanacağı üzere Avrupa Parlamentosu’nda 6 sandalye hakkı verilmişti. Altı sandalyenin 4’ünün Rumlara 2’sinin de Kıbrıs Türklerine ait olduğu açıklanmıştı! Kıbrıs Türk tarafı 2 sandalye için kendi temsilcilerini kendileri seçmek istediği zaman Rum yönetimi AP içerisinde büyük zorluklar çıkartarak bunu engelleyerek önce o iki koltuğun yılarca boş kalmasını sağlamış. Ardından da AB’nin göz yumması neticesinde Rum yönetimi Kıbrıs Türklerine tanınan o iki koltuğu gasp etmişti!1960 anlaşmalarında Kıbrıs Türkünün ayrı seçme ve seçilme hakkı vardır. Bu durum BM parametrelerinde de mevcuttur. Rum tarafının AKEL üzerinden yapmış olduğu girişimleri Kıbrıs Türk tarafı olarak bizleri 1960’ın da gerisine itme gayretidir!Bu yıl 26 Mayıs’ta Avrupa Parlamentosu seçimleri olacak.  Güney Kıbrıs’ta AKEL, Niyazi Kızılyürek’i kendi listesinden AP milletvekilliği için aday göstereceğini açıkladı!  Kıbrıs Türk tarafı müzakere tarihi boyunca "iki kesimli, iki toplumlu ve siyasi eşitlik" konularında ne kadar hassas olduğunu defalarca ortaya koymuş olmasına karşın Güney Kıbrıs’ta AKEL’in bu son girişimi nasıl değerlendirilmelidir?Hatırlanacağı üzere 2004’de AP seçimleri için Mehmet Hasgüler ile Şener Levent’in adaylıkları söz konusu olmuştu.   2004’de dönemin Başbakanı Mehmet Ali Talat, Hasgüler ve Levent’in adaylıkları ile ilgili olarak konuyu Kıbrıs Türklerinin haklarının gaspının mazur gösterilmesi olarak niteleyerek tepki göstermişti. Talat ayrıca Rum listelerinden aday olanların Kıbrıs Türklerini temsil etmeyeceklerini, AP adaylığına başvurmanın Rumların yaptıkları gaspa destek olduğunu o dönem açık açık ifade etmişti!Aynı dönemde AP parlamentosu seçimleri ile ilgili olarak görüşlerine başvurulan Niyazi Kızılyürek ise dönemin Rum Hükümet Sözcüsü Kypros Hrisostomos’un Kıbrıs Türklerinin Rum listelerinden aday olmasından memnuniyet duymasına atıfta bulunarak, Rum hükümeti bu durumdan hoşnutsa, Kıbrıs Türklerinin lehine bir şey olamaz şeklinde değerlendirmede bulunmuştu!Aradan 15 yıl geçti ve Niyazi Kızılyürek Güney Kıbrıs’ta AKEL’in Avrupa Parlamentosu Milletvekilliği Seçimlerinde aday gösterildi! 15 Yıl içerisinde acaba ne değişti?  Rum yönetimi bir taraftan haklarımıza saygılı olduğundan söz ederken, diğer bir taraftan ise Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıs Türklerine ayrılan iki sandalyeyi tekrardan gasp edebilmek için yeni girişimlerde bulunuyor! Kıbrıs Türklerine çağırıda bulunarak gelin Rum seçmen listelerine kaydolun. Rum partilerden aday olun. Sınıra yakın bölgelere kurulacak sandıklarda oy kullanın şeklinde propaganda yapıyor! AKEL, Kıbrıs sorununa artık yurttaşların eşitliğine dayanan bir çözüm yolu mu arıyor? AKEL’in yaklaşımı BM parametreleri zemininde iki bölgeli, iki toplumlu, iki halkın siyasi eşitliğine dayalı federal çözüm ilkesi ile ters düşmektedir! AKEL’in mevcut yaklaşımı federasyon değil bilakis üniter bir çözümü işaret etmektedir! AKEL üniter çözüm ile iki halkın eşitliği yerine, yurttaşların eşitliğini öne çıkararak Kıbrıs Türklerinin uzun yılardır vermiş olduğu siyasi eşitliği sulandırmaya mı çalışıyor?  AKEL’in mevcut yaklaşımı neticesinde iki halkın siyasi temsilcilerinin uzlaşılarak bir sonuç elde etmeleri mümkün olamaz! AKEL’in yaklaşımı Rum Ulusal Konseyinin gizli emellerine hizmet eder niteliktedir! AKEL’in yaklaşımı neticesinde üniter Rum devleti içerisinde Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafını içerisinde eritmesinin önü açılmak mı istenmektedir? Eğer öyle ise bunun adı Osmosis’tir! AKEL’in mevcut girişimi görüldüğü üzere “iki kesimli, iki toplumlu, iki halkın siyasi eşitliğine dayanan federal bir çözüme gerek kalmadığını ortaya koyar niteliktedir! AKEL ne yapmaya çalışmaktadır? KKTC Cumhuriyet Meclisi eski başkanı Dr. Sibel Siber geçtiğimiz günlerde katıldığı bir TV programında, Türk kökenli Alman vatandaşı seçmenler Avrupa Parlamentosu için yapılan seçimlere katılarak, etnik kökeni Türk olan adayları seçtiklerinde, seçilenler Türkiye'yi mi? Yoksa Almanya'yı mı temsil eder? Diye sordu! AKEL’den aday olan Kıbrıs Türkü adaylar seçildiği takdirde, GKRY’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki milletvekili olacaktır. Kıbrıs Türklerinin temsilcisi olmayacaktır!  Bir taraftan bu gelişmeler yaşanırken diğer bir taraftan ise Cumhurbaşkanı ve Hükümetten henüz bir açıklama yok! Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın ‘Artık federal temelde bir anlaşma doğru değildir. Yeni fikirler üzerinde durmak lazım’ şeklinde açıklamaları bazı kesimlerde ciddi rahatsızlık yaratmışa benziyor! Özersay, açıklamalarının ardından Hükümet ortakları ve Cumhurbaşkanı tarafından ciddi manada eleştirilere maruz kaldı! Hükümet ortakları arasında Kıbrıs konusunda ciddi görüş ayılıkları olduğu artık inkâr edilemez. Bu konuda ne gibi gelişmelerin yaşanacağını önümüzdeki süreçte hep birlikte göreceğiz!   Sonuç olarak; GKRY’nin ‘sıfır asker, sıfır garanti’ anlayışı çerçevesinde Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi yanında siyasi eşitliğimizi yok saymaya yönelik girişimleri asla başarılı olamayacaktır. AKEL’in Rum Ulusal Konseyi’nin geliştirmiş olduğu stratejiler doğrultusunda taşeron gibi yapmış olduğu girişimleri başarılı olamayacaktır. Kıbrıs Türk tarafı dün olduğu gibi bugün de "iki kesimli, iki toplumlu ve siyasi eşitlik" ilkelerinden ödün vermeyecektir! Zaman federasyon dışındaki yeni fikirleri konuşma zamanıdır...

Orta Asya ülke liderleri nisan ayında Taşkent’te toplanıyor

Orta Asya Devlet Başkanları toplantısı, bu yıl nisan ayında Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te gerçekleşecek. Toplantıda Kazakistan, Özbekistan,Kırgızistan,Türkmenistan ve Tacikistan devlet başkanları bir araya gelecek.Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan devlet başkanlarının bu yıl Nisan’da Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te bir araya geleceği bildirildi.DEVLET BAŞKANLARI TOPLANTISI, MİRZİYOYEV’İN TEKLİFİ İLE NEVRUZ AYINDA OLACAKÖzbekistan Cumhurbaşkanı tarafından başlatılan Orta Asya devlet başkanlarının ikinci danışma toplantısının, bu yıl nisan ayının ilk yarısında Taşkent'te yapılacağını açıkladı. Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, geçen yıl 15 Mart'ta Astana'da gerçekleşen bölge devlet başkanlarının ilk danışma toplantısında, her yıl Navruz arifesinde böyle bir toplantı yapılmasını önermiş ve ardından da bir sonraki toplantıyı Taşkent'te düzenlemeyi teklif etmişti.Orta Asya ülkelerinde Nevruz yıldan yıla büyük çapta kutlanıyor ve cumhurbaşkanlarının takvimi bugünlerde yoğunlaşıyor. Bu yüzden de Orta Asya Devlet Başkanları Taşkent’te Nevruz’da değil, Nisan ayında toplanıyor.TOPLANTININ İKİNCİSİ TAŞKENT’TE GERÇEKLEŞECEKGeçen sene Astana’da düzenlenen toplantıya; Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov, Tacikistan lideri İmamali Rahman ve Türkmenistan Meclis Başkanı Akdja Nurberdıyev katılmışlardı.Özbek lideri Mirziyoyev, bu günün Orta Asya halklarının asırlık iyi komşuluk ilişkileri tarihinde yeni bir sayfa açtığını bildirmişti.Söz konusu toplantıda ülkeler arasında ticari, ekonomik, ulaştırma ve iletişim, kültürel ve insani alanlarda iş birliğini geliştirme konularının gündeme getirilmesi bekleniyor.QHA

Gökhan Güler: Türk Dünyası Lideri; Rauf R. Denktaş

Kıbrıs Türklerinin varoluş ve özgürlük mücadelesi liderlerinden, ‘’Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu Başkanı’’, ‘’Türk Mukavemet Teşkilatı kurucularından’’, “Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Başkanı”, “Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı”, “Genel Komite Başkan Yardımcısı”, “Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Başkanı”, Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı” ve “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı ebediyete intikalinin 7. yıldönümünde büyük bir sevgi, saygı ve rahmetle anıyoruz…Rauf R. Denktaş, sadece Kıbrıs Türklerinin değil, tüm Türk Milletinin ortak bir değeri, aksakalı idi. Türk Milleti 7 Ocak 2012 günü büyük bir kahramanını yitirmiştir. Rauf R. Denktaş, ömrünü Kıbrıs davasına adamış ve bu uğurda çok ciddi bedeller ödemiş bir lider idi. Varoluş ve özgürlük mücadelesi neticesinde ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni en başta Kıbrıs Türk Halkına ve Türk Milletine miras olarak bırakmıştır…Rauf Raif Denktaş: 27 Ocak 1924 tarihinde, Kıbrıs’ın Baf Kasabasında doğmuş, henüz bir buçuk yaşındayken annesi Emine hanımı kaybetmesi üzerine Babası, dedesi, anneannesi ve babaannesi tarafından büyütülmüştür. Denktaş’ın hayatında Babası hâkim Raif Bey ve Dedesi Şeherli Mehmet Bey önemli tutar.Kıbrıs’ta Osmanlı ve İngiliz dönemini Dedesi Şeherli Mehmet Beyden öğrenen Denktaş, Ada’nın ileride bir gün yeniden İngiliz hâkimiyetinden çıkarak, Türklerin Ada’da tekrar hâkimiyet kuracağını anlatan “gittiler ama bir gün mutlaka gelecekler” sözüyle büyümüştür.  Denktaş’ın siyasi düşüncelerinin şekillenmesinde önemli derecede rolü olan bir diğer kişi de babası Hâkim Raif Efendidir. Raif Bey çocuklarına “Size servet olarak ancak iyi bir tahsil aldırmaya çalışacağım. Gerisi size ait” diyerek çocuklarını çalışmaya yönlendirmiştir. Raif Bey, Denktaş’ın milliyetçi düşüncelerinin oluşması ve Türk milliyetçisi olarak yetişmesinde en önemli kişi olmuştur.Denktaş, ilk ve orta eğitimini 1930’da gönderildiği İstanbul’da yatılı okullarda tamamlamasının ardından lise eğitimini Kıbrıs’ta üniversite eğitimini ise 1944’de İngiltere’de hukuk eğitimi alarak devam ettirmiştir. 1947'de Kıbrıs'a dönen Rauf Denktaş, avukatlığa başlamış. Avukatlıktaki başarıları onun önce savcı ardından da 1956'da başsavcı olmasını sağlamıştır. Denktaş, öyle ki Başsavcı olarak önemli görevlere atanmak istemesine karşı çıkarak emekliliğine az bir süre kala görevinden istifa ederek daha aktif olarak Kıbrıs Türklerinin varoluş ve özgürlük mücadelesinde görevler üstlenmeyi tercih etmiştir.Lefkoşa’nın Selimiye meydanında düzenlenen coşkulu bir mitingde Kıbrıs Türk liderlerinden Dr. Fazıl Küçük ile kürsüye çıkan Denktaş “aman Kıbrıs Girit olmasın” diyerek etkili bir konuşma yapmasının ardından Kıbrıs Türkünün varoluş ve özgürlük mücadelesinde önemli görevlerde bulunmaya başlamıştır.   Gençlik yıllarından itibaren Kıbrıs Türk toplum liderlerinden Dr. Fazıl Küçük’ün yanında yer alan Denktaş, 1955’ten itibaren terörist faaliyetlerini sıklaştıran EOKA’ya karşı Kıbrıs Türklerinin kendilerini savunabilmeleri maksadı ile 1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) kurucuları arasında yer almıştır. 1960’da Zürih ve Londra antlaşmalarına göre Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünde Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları tarafından kurulan Ortak Kıbrıs Cumhuriyeti sadece 3 sene yaşayabilmiştir. Bu çerçevede Rumlar 1963’de ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni silah zoru ile gasp ederek üniter Rum devleti haline dönüştürerek Kıbrıs Türklerini dışlamışlardır!1964'teki Londra Konferansı'nın ardından Makarios tarafından Denktaş’ın adaya girmesi yasaklanmış ve istenmeyen adam olarak ilan edilmiştir. Denktaş bu kararlara rağmen gizlice Erenköy'e çıkarak savaşa katılmıştır.1967'de gizlice adaya girmek isterken yakalanan Denktaş, Türkiye'nin uzun uğraşları sonrasında Türkiye'ye iade edilmiş ve 1968'de adaya giriş yasağı kaldırılınca ancak Kıbrıs'a geri dönebilmiştir.Denktaş, 1948’den, 2012’ye kadar, yaklaşık 64 yıl boyunca Kıbrıs Türk halkı için canla başla mücadele etmiştir. 1972’den 2005’e kadar 33 yıl boyunca önce Kıbrıs Türk Yönetimi Başkanlığı, Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Başkanlığı, Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanlığı ve son olarak da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunmuştur.7 Ocak 2012 günü ebediyete intikal eden KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, vatansever bir mücahit, çok iyi bir diplomat, çok iyi bir hatip, çok iyi bir müzakereci, çok dirayetli bir dava ve Devlet adamı idi. Kıbrıs Türk Halkının varoluş ve özgürlük mücadelesi tarihinin en başına adı altın harflerle yazılmıştır.Rauf Denktaş bir kahramandı. İngiliz’in adamlığını, savcılığını değil Kıbrıs Türk Halkı’nın mücahidi olmayı seçmiştir.  64 yıl boyunca Kıbrıs Türk halkı için canla başla mücadele etmek kolay bir iş değildir. Halk desteği ister. Halkın sevgi ve saygısı gereklidir. Dünyada çok az lider Denktaş kadar Halkı’nın ve Türk Dünyasının sevgi ve saygısını görmüştür.  Rauf Denktaş hayatı boyunca Kıbrıs Dava’sı ile ilgilendiği ölçüde Türkiye ve Türk Dünyası içinde çok büyük mücadeleler vermiştir. Türk Dünyasının yeniden özgürlüğüne kavuşması ve bu bağlamda bir araya gelmesi yönünde bilinen ve bilinmeyen çeşitli alanlarda çalışmaları olmuştur.   27 Ocak 1924 doğumlu Rauf Raif Denktaş’ın bu sene doğumunun 94. yıldönümü.  Denktaş, 88 yıllık ömrünü Kıbrıs Türklerinin devlet sahibi olması ve Türk Dünyasına adamış önemli bir lider ve herkesin saygı duyduğu bir aksakal idi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı ebediyete intikalinin 7. yıldönümünde büyük bir sevgi, saygı ve rahmetle anıyoruz. Ruhu şad olsun…GÖKHAN GÜLER13 Ocak 2019

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, 2018 yılı hakkında değerlendirmelerde bulundu

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, "Dünyadaki ve bölgedeki olumsuz süreçlere rağmen 2018 ülkemiz için başarılı bir yıl oldu ve Azerbaycan çok yönlü ve dinamik gelişme kaydetti." dedi.Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, geçen yılın Azerbaycan için başarılı bir yıl olduğunu, çok yönlü ve dinamik gelişme kaydettiklerini söyledi.Anadolu Ajansı'nın haberine göre Aliyev, Bakanlar Kurulu Toplantısı'nda yaptığı konuşmada 2018 yılını değerlendirdi. Dış politikada bir dizi başarılar elde ettiklerini, Azerbaycan'la iş birliği yapmak isteyen ülkelerin arttığını belirten Aliyev, Ermenistan dışında tüm komşu ülkelerle ilişkilerinin yüksek düzeyde olduğunu kaydetti.Aliyev, Dağlık Karabağ sorunundan bahsederek,"Azerbaycan halkı ve devleti, hiçbir zaman işgali kabullenmeyecektir." dedi.Geçen yıl Azerbaycan'ın üçüncü uydusunun fırlatıldığını, Güney Gaz Koridoru'nun resmi açılış törenini gerçekleştirdiklerini, TANAP projesinin faaliyete geçtiğini, Alat Uluslararası Ticaret Limanı'nın açıldığını hatırlatan Aliyev, "2018'de petrol dışı sektör yüzde 1,8, sanayi üretimi yüzde 1,5, tarım sektörü ise yüzde 4,6 büyüdü. Döviz rezervimiz 45 milyar dolara ulaştı." ifadelerini kullandı.Aliyev, "Dünyadaki ve bölgedeki olumsuz süreçlere rağmen 2018 ülkemiz için başarılı bir yıl oldu ve Azerbaycan çok yönlü ve dinamik gelişme kaydetti."şeklinde konuştu.QHA