Siyaset

Yunanistan’ın Eastmed blöfü(!) ve Türk Akımı

Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, Moskova ziyareti öncesinde Rus basınına verdiği röportajda Türk Akımı doğalgaz boru hattı projesinin Yunanistan topraklarından diğer AB ülkelerine uzatılması konusunda Brüksel ile diyalog halinde olduğunu söyledi! Rusya Devlet Başkanı Putin’in, Yunanistan Başbakanı Çipras’a ne söyleyeceği büyük merak konusu! Öyle anlaşılıyor ki Yunanistan Eastmed konusunda blöf çekerek Rusya ve Türkiye’yi bu sayede eğer ikna edebilmeyi başarabilirse Türk Akımı projesine dâhil olmayı amaçlıyor! Yunanistan komşusu AB üyesi Bulgaristan’ı devre dışı bırakarak ya da etkisini azaltarak mı Türk Akımı projesine dâhil olmaya çalışıyor? Bulgaristan, Yunanistan’ın bu girişimi karşısında ne yapıyor? Yunanistan Eastmed projesinden vazgeçmesi halinde Türk Akım’ı projesine dâhil olmayı başarırsa Eastmed projesindeki ortakları İsrail, Güney Kıbrıs ve Mısır’a ne diyecek? AB ne diyecek? Yoksa AB’de mi bu işin içinde?  Uluslararası kamuoyunda Easmed projesinin TANAP (Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi) projesine alternatif olarak tasarlandığı gibi bir algı oluşturulmuştur! TANAP projesinin amacı Azerbaycan’ın Hazar Denizi’ndeki Şah Deniz 2 Gaz Sahası ve Hazar Denizi’nin güneyindeki diğer sahalarda üretilen doğal gazın öncelikle Türkiye’ye, ardından Avrupa’ya taşınmasıdır. TANAP projesine ilerleyen süreçte Türkmenistan ve diğer bölge ülkelerinin de eklenerek yıllık sevk edilmesi öngörülen hidrokarbon rezerv miktarının artırılacağı öngörülmektedir.  Yunanistan bir taraftan Eastmed projesini gerçekleştirmek için AB’den para bulmaya çalışıyor. Bu yönde son 3 yılda onlarca defa gösterişli imza törenleri düzenlemiştir. Bir diğer yandan ise Yunanistan TANAP’ın Trans-Adriyatik Boru Hattı (TAP) ile projenin de içerisindedir! Bir diğer yandan ise Türk Akımı projesine de dâhil olmaya çalışmaktadır!Son 3 yıl içerisinde Eastmed projesi ile ilgili birçok yazı yazdım. Eastmed projesi rekabet edebilirlikten uzak siyasi bir projedir. İzleyeceği açıklanan güzergâh bakımında projenin fiziki ve güvenlik durumları göz önünde alındığında uygulanabilirliği konunun uzmanları açısından çok ciddi riskler içermektedir.   Esastmed projesinin 25 milyar Dolar civarında bir maliyeti olacağı öngörülmektedir. Projeye göre boru hattının denizin 3,3 km derinliğinde ve 2 bin kilometre olarak inşa edilmesi hedefleniyor. Gerek fiziki gerek güzergâh ve gerekse bölgedeki sınırlı rezerv miktarı bakımından ciddi riskler içermesi nedeniyle de Eastmed projesi konunun uzmanlar tarafından rasyonel görülmemektedir.  Dünyadaki kanıtlanmış gaz rezervlerine baktığımızda, Rusya’nın 45 trilyon m3, İran’ın 30 trilyon m3 ve Katar’ın ise 25 trilyon m3 bir kaynağa sahip olduğu görülecektir. Dünyadaki gaz piyasası Rusya’nın elinde bulunmaktadır. Esat-Med projesi ile sözde Güney Kıbrıs, İsrail ve Mısır Gazı Avrupa’ya taşınmak isteniyor.  Bu üç ülkenin hidrokarbon kaynakları birleşse dahi Rus gazı ile boy ölçüşmesi ve dolayısı ile rekabet edebilmesi mümkün görünmemektedir. Leviathan (İsrail) ve Afrodit (Güney Kıbrıs) gaz rezervlerinin TANAP(Türkiye) dışında bir boru hattı ile İtalya’ya 1000m3 gazı en az 380 – 400 Dolar’a taşıyabileceği iddia edilmektedir. Buna karşın İtalya’ya diğer gaz üreticilerinin 1000m3 gazı 250 - 300 Dolar’a taşıdıkları ifade edilmektedir! 1000m3’de 100 Dolardan fazla bir fark görülmektedir! Peki, öyleyse Eastmed projesi neyin nesi? Bu projenin asıl amacı ve hedefi nedir? Eastmed projesi ile Ortadoğu’daki bazı ülkelere ait hidrokarbon kaynakları mı Avrupa’ya taşınmak istenmektedir! Ya da bilmediğimiz gizli başka niyetler mi vardır? Diye tam bir yıl önce yazmış ve bu hayali proje hayata geçecek olsa bile farklı plan ve projelere dayanıp dayanmadığını sorgulamaya çalışmıştım! Eastmed projesinin bu saatten sonraki geleceğinin ne olup olmayacağını şimdilik bilemeyiz! Ancak, öyle anlaşılıyor ki Yunanistan Eastmed kartını ileri sürerek Türk Akımı projesine dâhil olmaya çalışıyor! Türk Akımı projesi ile Rusya’nın Karadeniz’in altından birbirine paralel boru hatları ile Türkiye’ye Lüleburgaz’daki mevcut doğalgaz ağına yılda 63 milyar metreküp kapasitenin taşınması hedefleniyor. Türkiye, Türk Akımı Projesi ile yılda 15,75 milyar metreküp doğalgaz alacak ve geriye kalan doğalgaz miktarı ise Avrupa'ya ihraç edilecek. Türkiye’den sonra güzergâhın Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan ve Slovakya üzerinden olacağı Rus gazetelerinde yazılmaktadır. Bu arada Türk Akım'ın toplam maliyetinin 19 milyar dolar olduğu açıklanmıştır.Doğu Akdeniz’de Rum Yönetimi’nin bir taraftan kışkırtıcı girişimleri devam ederken Yunanistan’ın bu hamlesi bakalım Güney’de nasıl yankı bulacak? Unutulmamalıdır ki Ada etrafında var olduğuna inanılan hidrokarbon rezervlerinin kuru olduğu belirtiliyor. Yani sıvılaştırılarak taşınması mümkün değil. Ancak, boru hattı ile taşınabilir. Bunun en için en güvenilir ve en ekonomik yol ise TANAP boru hattı olarak görülmektedir! Eastmed boru hattı öyle görülüyor ki blöf olarak Rusya ve Türkiye’ye karşı ileri sürülmüştür!Sonuç olarak; Doğu Akdeniz’de yapılması öngörülen Eastmed projesinin rekabet edebilir bir proje olmaktan uzak siyasi bir proje olduğunu kabul etmek gerekir. Yunanistan her ne kadar Tanap projesine alternatif olarak nitelendirilen Eastmed projesinin içerisinde yer alsa da TAP proje ile TANAP projesinin fiili olarak içerisindedir! Hatta içerisinde bulunduğumuz süreçte Yunanistan Eastmed kartını ileri sürerek Türk Akımı projesi içerisine de dâhil olma peşindedir! Yunanistan, Bulgaristan’ı devre dışı bırakarak ya da etkisini azaltarak Türk Akımı projesine dâhil olursa ne olacak? Bulgaristan, Yunanistan’ın bu girişimi karşısında ne gibi tedbirler alacak? Yunanistan, Eastmed projesinden vazgeçmesi halinde Türk Akım’ı projesine dâhil olmayı başarırsa Eastmed projesindeki ortakları İsrail, Güney Kıbrıs ve Mısır’a ne diyecek? AB bügüne kadar Eastmed projesine destek verecek şekilde görülüyordu! Bakalım bundan sonra ne yapacak? Eastmed projesinin parlamentolar arası imzaları atılacağı açıklanmıştı!  Bakalım o imzalar atılarak AB’nin milyarlarca Euro’su rekabet etme şansı bulunmayan siyasi bir projeye atılabilecek mi? Bu konuda ne gibi gelişmelerin yaşanacağını ilerleyen süreçte bekleyip hep birlikte göreceğiz…  

Binali Yıldırım Ahıskalı Türkler ve Türk Vatandaşları İle Görüştü

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Binali Yıldırım ve beraberindeki heyet Türkiye Cumhuriyeti Bişkek Büyükelçiliği’nde 6 Aralık 2018'de düzenlenen toplantıda Ahıskalı Türkler ve Türk vatandaşlarıyla görüştü. Binali Yıldırım yaptığı konuşmanın ardından Türk topluluğunun görüşlerini dinleyip sorularını cevaplandırdı.Derin sevgi ve kardeşlik kökleriTBMM Başkanı Binali Yıldırım, kendisini dinlemeye gelen Türk topluluğuna, aradaki binlerce kilometreye rağmen sevginin ve kardeşliğin köklerinin çok derin olduğunu söyledi. Binali Yıldırım, “Gönülleri bir atan insanlarız. Aramızda binlerce kilometre olsa da yine arar birbirimizi buluruz. Sevgimizin kardeşliğimizin kökleri çok derinlerdedir. Tarihi, kültürü, inancı bir insanlarız. Bu sebeptendir ki biz Türkiye olarak bu topraklarda SSCB’nin dağılması ile beraber, buradaki Türk Cumhuriyetleri’ni en önce tanıyan ülke olduk.” dedi.Kırgızistan ile stratejik ortaklıkİki ülke arasındaki ilişkilerin stratejik ortaklık düzeyinde seyrettiğini söyleyen Binali Yıldırım, “Kırgızistan’ı dünyanın itibarlı ülkeleri arasına sokmak için Türkiye olarak gereken her türlü desteği, gayreti gösteriyoruz. İlişkilerimizi stratejik ortaklık düzeyine çıkardık ve geçtiğimiz Eylül ayında Cumhurbaşkanımız buraya Üçüncü Dünya Göçebe Oyunları ve Türk Konseyi vesilesiyle geldiğinde, burada Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov ile toplantı yaptı. Çok önemli kararlar aldılar.” diye konuştu.Ortak medeniyeti ihya çabasıBinali Yıldırım, ortak medeniyetin ihya edilmesi için her türlü çabanın gösterildiğinin altını çizdiği konuşmasında, “Kırgızistan’daki eğitim-öğretim faaliyetlerine verdiğimiz destek ile genç kardeşlerimizi geleceğe hazırlıyor, ortak medeniyetimizi ihya etmek için katkıda bulunuyoruz. Bu vesileyle Anadolu ve Kırgızistan Türkleri’nin birbirlerini daha iyi anlamaları için gayret gösteriyoruz.” açıklamasında bulundu.Ahıskalı Türkler’e destekBinali Yıldırım, Ahıskalı Türkler’e Türkiye’nin desteğinin her zaman süreceğini vurguladı. Yıldırım, “İlişkilerimizin sosyal ve kültürel alanda gelişmelerine katkı sağlayan siz Ahıskalı kardeşlerimize Türkiye Cumhuriyeti olarak bugüne kadar verdiğimiz desteğin yanı sıra bundan sonra da desteklerimizi sürdürmeye kararlıyız.” dedi.Ortak geleceğin inşasıTBMM Başkanı Yıldırım, ilişkileri geliştirip ortak geleceğin inşasını sağlamak için her türlü çabanın sürdürüldüğünü söyledi. Yıldırım, “Değerli kardeşlerim, eğitim, sağlık alanında ilişkilerimizi geliştirmek, zararlı akımlara karşı hem Kırgızistan’ı korumak hem de ortak geleceğimizi inşa etmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Manas Üniversitesi’ne bağlı bir tıp ve hukuk fakültesi açılması kararı aldık ve bu bağlamda TİKA ile beraber bir Dostluk Hastanesi yaptık. Amacımız burada sağlık alanında doktorların yetişmesi ve Kırgızistan’ın sağlık altyapısının en iyi şekilde gelişmesini sağlamak. TİKA eliyle son 10 yılda bu topraklarda teknik destek ve sosyal sorumluluk çerçevesinde 1 Milyar Dolar’a yakın yatırım gerçekleştirdik. Kırgız kardeşlerimizin huzura, güvene, refaha ulaşması için yaptığımız bu çalışmalara bundan sonrada artırarak devam edeceğiz.” dedi.İlişkileri geliştirme azmiİki ülke ilişkilerindeki durgunluk döneminin geride kaldığını ifade eden Binali Yıldırım, “İlişkilerimizde kısa sürede durgunluk yaşamış olsak da bunların geride kaldığını söyleyebiliriz. Son 4 ay içerisinde iki ülkenin Cumhurbaşkanları 4 sefer, ben Başbakanlığımda 2 sefer, Meclis Başkanlığı dönemimde de 3 sefer görüşme gerçekleştirdim. Bütün bunlar şunu gösteriyor: her iki ülkede de ilişkileri geliştirme azmi var, kararlılığı var. Yeter ki biz bu yönde adımlarımızı atmaya devam edelim. Ekonomimizi büyüteceğiz, ticaretimizi geliştireceğiz, liderlerimizin koyduğu 1 Milyar Dolar hedefini yakalamanın çabası içerisinde olacağız. Türkiye’nin son 15 yılda altyapı yatırımlarında çok büyük tecrübesi var. Bu tecrübesini, bakir olan Kırgızistan’ın da yararlanması adına, seferber etmeye, bu desteği vermeye hazırız. Kırgız kardeşlerimizle yaptığımız görüşmelerde aynı kararlılığı, iradeyi onlarda da gördük.” sözlerini söyledi.Oturma ve çalışma alanında kolaylıklarBinali Yıldırım, Türkiye’nin Ahıskalı Türkler’e yönelik çalışmalarını hatırlatarak, “Değerli Ahıskalı Kardeşlerim, ben Erzincanlı’yım. Benim başbakanlığım dönemimde Ahıskalı kardeşlerimizi Ukrayna’dan alıp Erzincan’a yerleştirdik. Erzincan halkıyla çok güzel anlaştılar ve geçiniyorlar. Hatta hısımlık ilişkileri bile kurmaya başladılar. Onların mutluluğunu görmek bize büyük bir huzur veriyor. Sizlere de Türkiye’de oturma ve çalışma alanında bazı kolaylıklar getirdik. Vatandaşlık alma yönündeki taleplerinizi biliyoruz ve Dünya Ahıska Birliği ile çalışmalarımızı yürütüyoruz.” dedi.Ücretsiz sağlık hizmetlerinde Ahıskalı kardeşlere öncelikMeclis Başkanı Yıldırım, Ahıskalı Türkler’in çeşitli hizmetlerden öncelikli olarak faydalanacağı bilgisini de verdi. Yıldırım, “Ahıskalı kardeşlerimize yönelik Türkiye’deki sağlık hizmetlerinden yararlanılması konusunda önemli kararlarımız var. Kırgızistan’a tanıdığımız ücretsiz sağlık hizmetlerinden yararlanılması hususunda Ahıskalı kardeşlerimize tabiatıyla öncelik vereceğiz. Bugünkü buluşmamızı sağlayan çok değerli Büyükelçi’miz Cengiz Bey’e, aynı zamanda yeni seçilen Yönetim Kurulu Üyelerine, Atamşah Bey’e de teşekkür ediyorum, tebrik ediyorum. Ahıska Türkleri’nin gerek eğitim bağlamında gerekse siyasette aktif olmaları konusunda yapacağı daha çok şey olduğunu düşünüyorum. Bu çerçevede Büyükelçi’miz size her türlü desteği verecektir, vermeye hazırdır.” dedi.TRT AVAZ yayınlarının önemiKültür yayınlarıyla bağların güçleneceğine olan inancını dile getiren Meclis Başkanı Yıldırım, TRT AVAZ’ın bu konudaki önemine de değindi. Yıldırım, “Değerli kardeşlerim, Türkiye ve Kırgızistan arasındaki bağları güçlendiren en önemli adımlardan biri de kültürel yayınlardır. Ülkelerimizi ve milletimizi daha güçlü bağlarla birbirine yaklaştırmak için TRT AVAZ yayınlarına önem veriyoruz. TRT AVAZ yakında Kırgızistan’da da faaliyete geçmiş olacak. Burada Türk televizyonlarının rağbetle seyredildiği bilgisini aldım, çok da mutlu oldum. Ayrıca Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı marifetiyle buradaki kültür ve eğitim faaliyetlerine de hız vermeyi amaçlıyoruz. Bütün bu konuları detaylı bir şekilde ele aldık, değerlendirdik. Gerek Başbakan gerekse Meclis Başkanı ile bu konuları bütün yönleri ile masaya yatırdık.” diye konuştu.Hain girişimlere asla prim vermeyinTBMM Başkanı Binali Yıldırım, hitap ettiği Türk topluluğunu, kökleri dışarıda olan hain girişimlere asla prim vermemeleri hususunda da uyardı. Yıldırım, “Biliyorsunuz Türkiye 15 Temmuz’da bir alçak darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Bu darbe girişiminin arkasında Pensilvanya’da, Amerika’da bulunan FETÖ terör örgütünün başı bulunuyor. Bu örgüt o gün, o gece, 251 vatandaşımızı şehit etti. 2193 vatandaşımızı yaraladı; gazi oldular. Büyük bedel ödedik. Ancak ay yıldızlı bayrağımızı indirtmedik, ezanlarımızı dindirtmedik. Alçaklara hak ettikleri dersi milletimiz verdi. Bu topraklarda, buralarda, bu alçak örgütün faaliyetlerinin yoğun olduğunu biliyoruz. Bunu bütün yönleriyle muhataplarımızla paylaştık. Gerekli tedbirlerin alınması konusundaki hassasiyetimizi de dile getirdik. Şunu memnuniyetle ifade etmek isterim ki burada Kırgızistan yöneticileri de bunun farkına varmışlar. Bunun sadece Türkiye’ye değil dünyada bulundukları her ülkeye bir tehdit olduğunu, şartlar ve zaman müsait olduğunda bunların yapamayacağı hiçbir şey olmadığını bilmenizi istiyorum. Çünkü bunlar akıllarını emperyalist güçlerin ellerine vermiş zavallılardır. Bunların ne kıblesi vardır ne kutsalı vardır ne de hiçbir mukaddes değeri yoktur. Bütün bu değerlerimizi aşındırarak, maalesef bayrağımızı, dinimizi, kitabımızı kullanarak alçak emellerine alet etmişlerdir. Büyük bir tecrübe edindik, bedel ödedik. İstiyoruz ki dostlarımız, kardeşlerimiz aynı bedeli ödemesin. Bu gibi ucu, kökleri dışarıda olan hain girişimlere asla prim vermeyin. Bunlara karşı çok tetikte olmanızı özellikle istirham ediyoruz. Çocuklarımızın bunlar tarafından devşirilip zehirlenmesine asla müsamaha göstermeyelim.” sözleriyle bu konudaki hassasiyeti dile getirdi.Gönüllerimiz arasında mesafe yokBinali Yıldırım, iki ülke arasındaki uzak mesafeye rağmen gönüllerin bir olduğunu söyledi. Binali Yıldırım, “Değerli kardeşlerim, Türkiye Cumhuriyeti olarak 81 milyon kardeşinizin size selamını getirdim. Aramızdaki mesafe uzak olsa da gönüllerimiz arasında hiç mesafe yok. ‘Gönülden gönüle bir yol vardır gizli gizli’ diyor Neşet Ertaş. Biz gönül yolları ile birbirimize bağlıyız. Değerlerimizle birbirimize bağlıyız. Dinimizle, dilimizle, bayrağımızla, kültürümüzle birbirimize bağlıyız. Nerede olursak olalım asla ve asla hiçbir şekilde asimile olmayacağız. Değerlerimizi kaybetmeden geleceğe kararlılıkla yürüyeceğiz. Hiç endişe etmeyelim. Türkiye Cumhuriyeti sizin her zaman arkanızdadır. Her zaman yanınızdadır, şartlar ne olursa olsun. Sizin parmağınıza diken batsa Türkiye’deki kardeşlerinizin kalbi sızlar. Bunu bilmenizi istiyorum. Ben bu duygularla bir kez daha hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun. Allah'a emanet olun. Sağ olun, var olun!” sözleriyle konuşmasını tamamladı.TBMM Başkanı konuşmasının ardından Ahıskalı Türkler ile Türk vatandaşlarının görüşlerini dinledi ve sorularını cevaplandırdı. Toplantı Binali Yıldırım’a geleneksel Kırgız kıyafeti çapan giydirilmesi ve hediye takdimleriyle son buldu.MEDIAMANAS

Kıbrıs’ta ortak "federasyon" vizyonu var mı?

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 16 Ekim 2018 tarihinde Güvenlik Konseyi’ne sunduğu Kıbrıs Raporu’nda öncelikle tarafların ortak vizyon konusunu netleştirmeleri gerektiğine dikkat çekmişti. Peki, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk tarafları arasında BM Genel Sekreteri Guterres’in ifade ettiği gibi Ada’nın geleceğine ilişkin ortak bir vizyon şu an için var mıdır? Ya da bu yönde en küçük pozitif bir girişim söz konusu mudur?   Kıbrıs konusuna "federasyon" temelinde bir çözüm bulunabilmesi amacıyla 1977’den bu yana yaklaşık 40 yılı aşkın süredir çok ciddi çaba ve enerji harcanmıştır. Peki, arzu edilen yönde bir sonuç elde edilebildi mi? 77-79 Doruk Anlaşması, 1984 Viyana Çalışma Noktaları, 1986 Taslak Çerçeve Anlaşması, 1992 Gali Fikirler Dizisi, 1993 Güven Artırıcı Önlemler Paketi, 1997 Troutbeck (ABD) ve Glion'da (İsviçre) Görüşmeleri, 1999-2000 Cenevre ve New York’ta 5 Tur Aracılı Görüşmeler, 2004 Annan Planı, Cenevre Görüşmeleri ve en son olarak da Crans Montana’da yapılan müzakerelerde federasyona yönelik tüm çabalar Rum Yönetiminin katı ve uzlaşmaz tutumları nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmadı mı? Rum tarafının oldum olası amacı 1963’de gasp ederek üniter Rum Devleti’ne dönüştürdükleri sözde Kıbrıs Cumhuriyeti unvanını ve bu durumun kendilerine sağladığı tüm ayrıcalıkları korumaktır! Federal çözümün yönetim, yetkiler ve tüm zenginliklerin adil bir şekilde paylaşılarak birlikte yönetme prensibine dayanmasına karşın, Rum Yönetimi Kıbrıs Türkleri ile yönetimi, yetkileri ve doğal zenginlikleri paylaşma niyetinde olmadığını 40 yıldır söylüyor. İtiraf ediyor ve açık açık söylemeye de devam ediyor!  Anastasiadis kısa bir süre önce düzenlediği basın toplantısında özetle; "Kıbrıs Türklerinin yönetime etkin katılımını kabul etmiyoruz. Her kurumda etkin katılım aramak, azınlığın bu hakkını kötüye kullanması, çoğunluğun hakkını engellemesi tehlikesini getirir. Türkiye’nin garantörlüğü sona ermeli ve Türk askerleri tamamen çekilmeli. Doğal gaz konusunda Kıbrıs Cumhuriyeti haklarından vazgeçmeyecek. Bu konuyu asla müzakere masasına getirmeyeceğiz." dedi! Görüldüğü üzere Rum Yönetimi zihniyet olarak Kıbrıs Türkleri olarak bizleri en başından buyana azınlık olarak gördüklerini bir kere daha açıkça ifade etmiştir.Rum tarafının siyasi eşitliğe dayalı, etkin katılımımızın olacağı adil ve paylaşımcı federasyon temelinde bir anlaşma yapma gibi bir niyeti olmadığını artık herkes görerek kabul etmelidir. Bu bağlamda bazı kesimlerin hala daha federasyon modelini tabulaştırmaya çalışarak fanatik futbol severler gibi sahiplenmelerini anlamak mümkün değildir! Bu kesimler neredeyse damarımı kesseniz federasyon akacak diyecek şekilde siyaseten marjinalleşme sürecine doğru hızla kaymaya devam etmektedirler!  BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in ifade ettiği gibi Ada’nın geleceğine ilişkin iki taraf arasında ortak bir vizyon var mıdır? Esas konuşulup tartışılması gereken konu budur! Federasyon dışındaki seçenekleri de içerecek şekilde ortak bir zemin arayışı içerisine artık girebilmeliyiz.    Geçtiğimiz 30 Nisan 2017’de Crans Montana sürecinde ve 23 Kasım 2017’de GKRY’de yapılacak Başkanlık seçimleri sürecinde yazmış olduğum köşe yazılarımda Rum lideri Anastasiadis ve Rum Ulusal Konseyi’nin kapalı kapılar ardında yaptıkları bazı gizli değerlendirmelerde "anlaşmalı ayrılık" konusunu gündemlerine alarak Kıbrıs Rum paradigmasında(değerler sisteminde) meydana gelen radikal değişime dikkat çekmeye çalışmıştım!Bu bağlamda BM Genel Sekreteri Guterres’in Ada’nın geleceğine ilişkin iki taraf arasında ortak bir vizyon var mıdır? Yaklaşımına federasyondan başka seçenekler pek mümkün görünmüyor yaklaşımı ülkemizde sık sık dillendirilmeye çalışılmaktadır.Rum Yönetimi ile federasyondan başka seçenekler mümkün gerçekçi değil yaklaşımına ne enteresandır cevap Güney Kıbrıs’tan Akel Genel Sekreteri ve DİSİ Genel Başkanından geliyor!AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu konuyla ilgili olarak diyor ki; Anastasiadis "iki devletli çözümü görüşüyor." Aslında AKEL Genel Sekreteri Kiprianu açıklamasında Anastasiadis iki devletli çözüme açık demeye getiriyor! Bunu hem Kıbrıs Rum Toplumuna hem de Kıbrıs Türk toplumuna bu şekilde ifade ediyor!DİSİ Genel Başkanı Aerof Neofitu ise Kıbrıslı Türkler Konfederal ve İki Devletli Çözümü konuşmaktan korkuyor diye açıklamada bulunuyor! Görüldüğü üzere DİSİ(Anastasiadis’in partisi)  Genel Başkanı Neofitu demek istiyor ki korkmanıza gerek yok. Konfederal ve İki Devletli Çözümü konuşarak tartışmaya artık başlayalım. Pazarlıklarımızı bu yönde yapalım!Öncelikle şunu bilmeliyiz ki diplomaside bir ülke içerisindeki aktörler kendi başlarına buyruk gelişigüzel tesadüfî şekilde hareket etmezler! Bu bağlamda Akel Genel Sekreteri ve DİSİ Genel Başkanı’nın açıklamalarının Anastasiadis ve Rum Ulusal Konseyi’nin almış oldukları kararlar dışında olması beklenmemelidir! 30 Nisan 2017 tarihinden bu yana Rum Ulusal Konseyi ve Anastasiadis’in federasyon dışındaki seçenekler üzerinde tüm partiler ile çeşitli senaryo ve stratejiler geliştirmiş olduklarını artık görüp anlamalıyız!Öyle anlaşılıyor ki Anastasiadis içerisinde bulunduğumuz süreçte Türkiye’ye başka, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya başka şeyler söylüyor. Durum böyle olsa da Anastasiadis ve Rum Ulusal Konseyi’nin federasyon dışındaki seçenekleri görüşüp bu yönde müzakere yapmaya hazır oldukları artık ortaya çıkmıştır! Bu aşamadan sonra BM Genel Sekreteri Guterres’in Ada’nın geleceğine ilişkin iki taraf arasında ortak vizyon bulunup bulunmadığına Kıbrıs Türk tarafı olarak nasıl bir yaklaşım göstereceğiz? Biz sadece federasyon konuşuruz. Bunun dışında bir şey konuşmayız. Ancak, bu şartlarda Rum Yönetimi ile federasyon yapmamız da pek mümkün görünmüyor mu diyeceğiz? Hükümet bu konuda ne düşünüyor? Hükümette federasyon dışındaki seçenekleri görüşmeye kapalı mı?Kıbrıs Türk Halkının geleceği sadece federasyon modeline endekslenebilir mi?  Bazı kesimler federal çözüm olmuyorsa mevcut statükonun devam etmesini mi savunuyor?    Kıbrıs Türk tarafı olarak bir an önce tüm seçenekleri masaya koyarak konuşmalıyız. Bu yönde alternatif senaryo ve stratejiler geliştirmeliyiz. Ortak vizyon bulabilmek için tüm fikir ve görüşlere açık olmak gerekir. Ucu açık olmayacak bir süreç sonunda nihai bir sonuca ulaşılma arifesinde olduğumuzu artık kimse göz ardı etmemelidir! Sonuç olarak; Rum Yönetimine 40 yılın ardından uluslararası baskı ve zorlama ile federasyon zemininde bir anlaşma yapmasını beklemenin kime ne faydası olur? Atalarımız ne demiş; Zorla Güzellik Olmaz…      

Amerika'dan yine tehdit...

Necdet Buluz Geçenlerde Amerikan Savunma Bakanlığı (Pentagon) bir rapor hazırladı. Türkiye-Amerikan ilişkilerini kapsayan ve kongreye sunulan raporun içeriği ilişkilerin yeniden kötüleşebileceği yönünde ipuçları veriyor. Şu noktaya dikkat:Amerika, ne zaman Türkiye konusunda bir sıkıntıya düşse hemen gündemi değiştirecek bir şeyleri ortaya atıyor. Bu aslında bizi oyalamaktan başka bir şey değil. Son günlerde bu taktiğin sıkça sürdürülmesi müttefikimizin bölgedeki sıkıntılarından da kaynaklanmış olabilir.Çünkü Suriye konusunda Amerika, Türkiye’nin varlığından ve kararlılığından son derece rahatsız. Bu rahatsızlığını da çeşitli yollardan dile getiriyor. Türkiye’nin önünü tıkamaya çalışıyor.Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava sistemlerini alması durumunda F-35 programına olan dahlinin yeniden gözden geçirileceğinin belirtildiği raporda ayrıca sadece F-35 satışlarının değil, diğer Amerikan firmalarının ürettiği savunma sistemleri satışlarının da etkilenebileceği tehdidi dikkat çekiyor. Bilindiği gibi Amerika, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini almasının karşısına çıkıyor. Bu konuda da bugüne kadar Türkiye’ye üstü kapalı tehditler geliyor.Görüldüğü gibi Amerika, bugüne kadar ne müttefiklik, ne de dostluğa sığmayan hareketler içine girdi. Şimdi de Rusya ile olan ilişkilerimizden rahatsız. S-400’ler konusunda yeni tehditler savuruyor. Pentagon tarafından Senato ve Temsilciler Meclisine sunulan, Türkiye'nin S-400 ve F-35 sistemlerini aynı anda kullanmasının F-35'in hassas bilgilerinin ele geçirilmesine neden olabileceği kaygısının dile getirildiği 12 sayfalık raporda ayrıca Türkiye'nin NATO için kritik önemde olan bir ülke olduğuna da vurgu yapıldı.Şimdi raporun neleri kapsadığına kısaca bakalım: ABD'nin YPG/PKK ile işbirliği yapmasının ve Fetullah Gülen'i iade etmemesinin, Türkiye tarafından "iki ülke arasındaki ilişkilerin altını oyan unsurlar" olarak algılandığı belirtilen raporda Türkiye'nin defalarca ve kamuoyuna açık bir şekilde S-400 alım anlaşmasının tamamlandığını açıkladığı belirtilirken ilk S-400 teslimatının Temmuz 2019'da gerçekleşeceği ifade edildi. Buna karşın ABD hükümeti, Türk hükümetine S-400 alımının ABD-Türkiye ikili ilişkilerine ve Türkiye'nin NATO içindeki rolüne olumsuz etkisinin kaçınılmaz olacağını belirtmiştir" ifadelerine yer verildi. Bunların yanı sıra Türkiye'nin, Amerika Düşmanlarına Yaptırımlarla Mücadele Yasası (CAATSA) kapsamında potansiyel yaptırımlara maruz kalabileceği, F-35 uçaklarındaki alım ve endüstriyel haklarını riske atabileceği, NATO ile ortak çalışabilirliğinin azalabileceği ve Rusya'ya artan bağımlılıktan kaynaklanan zafiyetlerinin ortaya çıkabileceği belirtildi. Rapor bizim için çok önemli. Ancak,kısaca hangi ifadelere yer verilmiş, biz bunlara bakalım:"Bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla, F-35 Müşterek Taarruz Uçağı, PATRIOT Hava ve Füze Savunma Sistemleri, CH-47 Chinook ağır nakliye helikopteri, UH-60 Black Hawk helikopteri ve F-16 avcı uçağı da Türk alım programlarından etkilenecekler arasındadır. Türkiye S-400 alımına devam ederse yönetim, Türkiye'nin sekizinci ortak olarak katılımının devam edip etmeyeceğini tekrar değerlendirecektir. Yönetim, Türkiye'nin tüm savunma gereksinimlerini karşılayacak güçlü, kabiliyetli ve NATO ile çalışabilir bir hava ve füze sistemi sağlamak üzere bir paket hazırladı. Paketin bazı kısımlarının Kongreye tebliğ edilmesi gerekiyor. Kongrenin Türkiye'ye satış konusunda destek vermesi, Türkiye'ye S-400 alımından çekilmesini sağlayacak gerçek bir alternatif sunmak açısından önemlidir."Suriye’de terör örgütleri ile birlikte hareket eden Amerika aslında taktik uyguluyor. Gündem değiştirmek, dikkatleri başka taraflara çekmek için yeni tehdit unsurları ile Türkiye’yi sindirip, bölgede rahat hareket edebilmenin de yollarını arıyor.Bu tuzağa düşmemek gerekir.Türkiye’nin çıkarları konusunda gözlerini ve kulaklarını kapatan Amerika öyle görünüyor ki S-400 savunma sistemleri konusundaki endişelerini ve ısrarlarını bundan sonra da sürdürecektir.necdetbuluz@gmail.comwww.facebook.com/necdet.buluz  

Teşekkürler TÜRKPA

20-21 Kasım 2018 tarihleri arasında İzmir’de toplanan Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) 8. Genel Kurulu Sonuç Bildirgesinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin gözlemci üye olarak kabul edilebilmesi için değerlendirme sürecinin başladığı duyuruldu.Öncelikle KKTC’nin gözlemci üye olabilmesi için gerek 8. Genel Kurul’da destek vererek bu sürecin başlamasına vesile olanlara, gerekse TÜRKPA’nın kurulduğu günden bugüne kadar geçen süre zarfında emekleri geçen tüm herkese teşekkür ediyorum. Teşekkürler TÜRKPA. Teşekkürler Türk Dünyası…TÜRKPA, bilindiği üzere 21 Kasım 2008’de Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ile Kırgızistan Meclis Başkanları tarafından kurulmuş ve merkezi Bakü’dedir. TÜRKPA ve Türk Konseyi (Türk Cumhurbaşkanları seviyesindeki kuruluş) kurulduğu yıllarda henüz Dışişleri Bakanlığında çalışıyordum. O dönemde KKTC’nin her iki yapıya da çok kısa bir süre içerisinde üye alınacağını düşünmüştüm. Lakin öyle olmadı…Uluslararası kurumsal bir kimliğe dönüşen her iki yapı içerisine girebilmek için bir takım diplomatik girişim ve faaliyetlere ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. 2009’da Cumhuriyet Meclisi’nde görev yaptığım süre zarfında her iki organizasyon ile de yakın ilişki içerisinde olmaya özel gayret gösterdim. Ülkemize bu bağlamda resmi ve gayrı resmi ziyaretlerin gerçekleşmesine vesile oldum. Kurulan temaslarda bize yapılan önerilerin hayata geçirilebilmesi yönünde birçok çabamız söz konusu oldu. Yıllar içerisinde gerek sivil toplum örgütlerindeki yönetici kimliğimle, gerek resmi olarak görev yaptığım Dışişleri ve Mecliste, gerekse sonrasındaki süreçlerde davet edildiğim tüm toplantılarda KKTC’nin de bu yapı içerisindeki yerini alması gerekliliğine yıllar içerisinde sıklıkla vurgu yapmış biriyim.Örneğin bu bağlamda İstanbul’da TÜRKPA’nın 2012 yılında düzenlediği Genç Liderler Zirvesi’ne katıldığımı da anımsıyorum… TÜRKPA’nın 10. Kuruluş Yıldönümü’nde gerçekleştirilen 8. Genel Kurulu’na konuk olarak davet edilen KKTC’nin gözlemci üyelik sürecinin başlatılmış olması bizlere büyük bir moral vererek ümitlendirmiştir. Böylesine önemli ve tarihi bir genel kurulda davetli olarak yer aldığım için ülkemiz adına büyük bir heyecan ve mutluluk duydum. Teşekkürler TÜRKPA. Teşekkürler Türk Dünyası…TÜRKPA Genel Kurulu’nun almış olduğu bu tarihi karar ile KKTC’nin önce 2019 Eylül ayı içerisinde TÜRKPA’yagözlemci üye olması kararı alınabilecek ve ardından da öyle ümit ediyorum ki Türk Konseyi’ne gözlemci üyelik müracaatında bulunabilmemizin böylelikle önü açılmış olacaktır. 1963/4’den buyana ambargolar altında yaşamak zorunda bırakılan Kıbrıs Türk Halkı için uluslararası alandaki her üyelik ve veya gözlemci üyelik çok büyük bir önem taşımaktadır. KKTC bilindiği üzere İslam İşbirliği Teşkilatı ve TÜRKSOY’da gözlemci üye, WAPC Dünya Basın Konseyi’nde ise kurucu üye olarak yer almaktadır. KKTC’nin önümüzdeki süreçte TÜRKPA ve Türk Konseyi’ne gözlemci üye yapılması bu anlamda çok önemli gelişmeler olacaktır… TÜRKPA 8. Genel Kurulu21 Kasım 2008’de kurulan TÜRKPA’nın 10 Kuruluş Yıldönümü’nde 20-21 Kasım 2018 tarihleri arasında İzmir’de gerçekleştirdiği 8. Genel Kurulu ile birlikte TÜRKPA Dönem Başkanlığı Kırgızistan’dan Türkiye’ye TBMM’ye geçti. TÜRKPA Genel Kurulu’na bu yıl kurucu üyeler olarak Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Oktay ASADOV, Kazakistan Meclis Başkanı Nurlan NİGMATULİN, TÜRKPA Dönem Başkanı ve Kırgızistan Meclis Başkanı Dastanbek CUMABEKOV ve TBMM Başkanı Binali YILDIRIM yanında gözlemci üye olarak Macaristan Ulusal Meclisi Başkanı László KÖVÉR ile konuk olarak KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Teberrükken ULUÇAY ve Özbekistan Temsilciler Meclisi Başkan Yardımcısı Hatancan Ketmanov katıldı.TBMM Başkanı Binali Yıldırım, TÜRKPA Genel Kurulunda yaptığı konuşmasında “Devletlerimizin kaderi birbirine bağlıdır. Türk tarihinin en bahtlı dönemindeyiz. Tarihimizde hiçbir zaman bu kadar yakın olma imkânı bulamadık. Ortak dil, ortak kültür ve medeniyet şuuruna sahip olan bir milletin mensupları olarak tarihi birlikte yazıyoruz” dedi.Yıldırım ayrıca; "Türk dünyası mensupları aynı tastan su içmiş, bir ekmeği bölüşüp yemiş ecdadın torunlarıdır. Aramızda tarih, kültür, dil ve inanç birliği vardır, aynı atanın evlatları olarak uzun yıllar birbirimizden uzak kalmanın hasretini yaşadık. Tarihi şartlar sebebiyle aramızda bazı farklılıklar oluştu. Bu farklılıklar her zaman bizim zenginliğimize dönüştü şimdi ümitlerimize, hedeflerimize ulaşmak için birlikte çalışıyoruz" şeklinde konuştu.Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) 8. Genel Kurulu toplantısının ardından açıklama yapan TÜRKPA Dönem Başkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Binali Yıldırım, "Toplantı sonunda ittifakla kapsamlı bir ortak bildiri kabul ettik. Bu, ’İzmir Bildirgesi’ olarak adlandıracağımız ortak bildirge. İki gündür devam eden TÜRKPA Genel Kurulu 10. kuruluş yılı etkinlikleri ve konferanslarda Türk dünyasının bütün sorunları bütün boyutlarıyla ele alınmıştır ve gelecek vizyonu, hedefleri nelerdir, bunlar ortaya konmuştur. Ancak çalışmalar bununla sınırlı kalmamıştır. Göç meselesi, bölgesel barışın ve güvenliğin korunması, ayrıca ülkelerin egemenlik haklarına yönelik tehditler, ülkeler arasındaki ortak dil kültür ve tarih bilincinin geliştirilmesi gibi hayati öneme sahip konular tek tek ele alınmıştır. Karabağ gibi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi itilafların da çözümlenmesi konusundaki irade ortaya konmuş ve bu konudaki düşünceler açıklıkla ifade edilmiştir.  Genel Kurul’da yapılan konuşmalarda ve İzmir Bildirgesi’nde TÜRKPA ve Türk Konseyi Türk dünyasının doğal parçası olan tüm kardeş ülkelerin katılımlarıyla daha da güçlenerek yoluna devem edecektir ifadelerine sıklıkla yer verildi. TÜRKPA 10 yılda gerçekleştirdiği 8.Genel Kurul toplantısında aldığı kararlarla kurumsallaşma sürecinde önemli kararlara imza atmıştır.TÜRKPA 8. Genel Kurulu sonunda İzmir Bildirgesi olarak nitelendirilen sonuç bildirgesinde; "Kıbrıs Adası'nda iki halkın eşitlik ve ortak sahipliğinin görüşmeler aracılığıyla siyasal çözüme ulaşmasına vurgu yapılarak, TÜRKPA Kıbrıslı Türklerin barış, güvenlik ve refah içerisinde gelecek taleplerine güçlü destek vermeye devam etmektedir. Bu bağlamda KKTC'nin TÜRKPA’da gözlemci üye olarak yer alması gündeme gelmiş ve bu anlamda değerlendirme süreci başlamıştır" ifadelerine ayrı ayrı yer verildi! Eylül 2019’da Bakü’de gerçekleştirilecek TÜRKPA 9. Genel Kurulu’nu büyük bir heyecan ile beklemeye başladık. Hakkımızda hayırlısı…

Kazakistan'da Uluslararası Parlamento Konferansı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanvekili Mustafa Şentop, Kazakistan CumhurbaşkanıNursultan Nazarbayev'in perşembe günü yayımladığı "Büyük bozkırın yedi özelliği" başlıklı makalesindeki Orta Asya ve Kazakistan'ın tarihi İpek Yolu'nun bel kemiğini oluşturduğuna yönelik görüşlerine büyük değer verdiklerini söyledi.Şentop, Kazakistan'ın başkenti Astana'da düzenlenen "Astana küresel entegrasyon, güvenlik ve barış merkezi" temalı Uluslararası Parlamento Konferansı'nda konuşma yaptı.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev'e, Kazakistan Meclis Başkanı Başkanı Nurlan Nigmatulin'e ve Kazakistan halkına selamlarını ileten Şentop, Türkiye'nin, Kazakistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olduğunu anımsattı.Şentop, Türkiye ve TBMM adına 1 Aralık Birinci Cumhurbaşkanı Günü ve 16 Aralık Kazakistan'ın bağımsızlığının 27. yıl dönümü vesilesiyle Kazakistan halkına huzur ve refah dileklerinde bulundu.Kazakistan'ın dünyada ve bölgede barış ve huzurun hakim kılınması, ihtilaf ve çatışmaların diyalog ve barışçıl yöntemlerle çözüme kavuşturulması çabalarını takdirle karşıladıklarını söyleyen Şentop, şöyle devam etti:"Bu girişimler kapsamında Kazakistan'ın Suriye konulu 11. Astana görüşmelerine ev sahipliği yapacak olmasından ve başta nükleer silahsızlanma olmak üzere birçok konudaki etkin girişimleriyle dış politikada itibar ve saygınlığını günden güne artıran bir aktör olarak öne çıkmasından memnuniyet duyuyoruz."Cumhurbaşkanı Nazarbayev'in perşembe günü yayımlanan "Büyük bozkırın yedi özelliği" başlıklı makalesine atıfta bulunan Şentop, "Bu makaledeki Orta Asya ve Kazakistan'ın tarihi İpek Yolu'nun bel kemiğini oluşturduğuna ve ortak Türk tarihi ve medeniyetinin beşiği olan bu bölgedeki manevi, kültürel ve ortak değerlerimizin daha fazla bilinmesi ve tanıtılmasına vurgu yapan görüşlerine büyük değer veriyoruz." ifadelerini kullandı.Türkiye ile Kazakistan parlamentoları arası iş birliğinin, Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TürkPA), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi (AGİTPA) ve Asya Parlamenter Asamblesi (APA) marjında da verimli ve güçlü şekilde devam ettiğine dikkati çeken Şentop, şunları kaydetti:"Gücünü köklü tarihi ve kültürel bağlardan alan kardeş ülkelerimiz arasındaki ilişkilerin, yıllar içerisinde karşılıklı güven ve çaba temelinde gelişerek stratejik ortaklık niteliği kazanması bizim için gurur kaynağıdır. İkili ve küresel konulardaki düzenlenli diyalogumuz cumhurbaşkanlarımız arasındaki yakın dostluk ve karşılıklı yapılan birçok üst düzey ziyaret her alanda gelişen iş birliğimizin en önemli göstergeleridir."Kazakistan Meclis Başkanı Nurlan Nigmatulin'in ev sahipliğinde düzenlenen konferansa Özbekistan Parlamento Başkanı Nurdincan İsmayilov, Azerbaycan Milli Meclisi Başkan Yardımcısı Ziyafat Asgarov, Kırgızistan Parlamentosu Başkan Yardımcısı Asel Koduranova, Kazakistan Dışişleri Bakanı Kayrat Abdrahmanov'un yanı sıra Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkiye ve diğer ülkelerden milletvekilleri ve uzmanlar katılıyor.Şentop ayrıca, konferans çerçevesinde Nigmatulin ile de görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, iki ülke arasındaki çeşitli alanlarda iş birliği konuları ele alındı.

Türkmenistan ile Azerbaycan 20’den fazla anlaşma imzaladı

Dün öğleden sonra Türkmenistan’a resmi ziyaret için gelen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, bugün Türkmenistan Devlet Başkanı Sayın Gurbanguli Berdimuhamedov ile bir araya geldi. İki ülke arasındaki mevcut işbirliğinin geniş yelpazede değerlendirildiği görüşmelerden sonra Türkmenistan ile Azerbaycan ilişkilerine yeni bir ivme kazandıracak 20’den fazla ikili anlaşmaya imza atıldı.Atavatan Türkmenistan dergisinin takip ettiği görüşmede Türkmen ve Azeri Liderler ortak bildiriye imza atarken, iki ülke hükümet üyeleri başta yatırımın korunması, ekonomik işbirliği çifte vergilendirmenin kaldırılması, vize kolaylığının sağlanması, ulaştırma alanındaki işbirliğinin güçlendirilmesi, limanlar aracılığıyla yük taşımacılığının arttırılmasına yönelik pek çok anlaşmaya imza atıldı.İşte imzalanan anlaşmalar:- Türkmenistan  ile Azerbaycan Hükümeti arasında uzun vadeli ticaret ve ekonomik işbirliği anlaşması;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasında 2019-2021 arası ticaret ve ekonomik işbirliği programı;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasındaki yatırımların karşılıklı olarak korunması dair anlaşma;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasında gelir ve mülke ilişkin vergilere ilişkin çifte vergilendirmenin ortadan kaldırılmasına dair anlaşma;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasında sanayi alanında işbirliği anlaşması;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasında 2019-2022 yılları arasında ulaştırma alanında işbirliği programı;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasında Türkmen-Azerbaycan Ulaştırma, Transit ve Lojistik Ortak Komisyonu'nun kurulmasına dair anlaşma;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasında, iki ülkenin limanları aracılığıyla uluslararası deniz taşımacılığının geliştirilmesi konulu anlaşma;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasında Azerbaycan ve Türkmenistan topraklarında uluslararası taşımacılıkta katılımcılar için vize rejiminin sadeleştirilmesi yönelik anlaşma;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasındaki bilim, eğitim, kültür ve sanat alanında 2019-2021 arası işbirliği programı;- Türkmenbaşı Uluslararası Deniz Limanı ve Bakü Uluslararası Deniz Ticaret Limanı Kapalı Anonim Şirketi arasında otomatik bilgi alışverişi sözleşmesi;- Türkmenistan Demiryol Bakanlığı ve Azerbaycan Demiryolları Anonim Şirketi ile nakliye ve transit konularındaki anlaşma;- Türkmenbashy Uluslararası Deniz Limanı ve Bakü Uluslararası Deniz Ticaret Limanı arasındaki kargo taşımacılığındaki artışla ilgili olarak Türkmenistan Denizcilik Servisi ile Bakü Uluslararası Deniz Ticaret Limanı Kapalı Anonim Şirketi arasındaki Anlaşma;- Türkmenistan Karayolu Taşımacılığı Bakanlığı ile Azerbaycan Cumhuriyeti Ulaştırma, Haberleşme ve Yüksek Teknolojileri Bakanlığı arasında uluslararası karayolu taşımacılığının geliştirilmesi anlaşması;- Türkmenistan Bilimler Akademisi ile Azerbaycan Cumhuriyeti Ulusal Bilimler Akademisi arasındaki işbirliği anlaşması;- Türkmenistan Devlet Gümrük İdaresi ile Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Gümrük Komitesi arasında mal ve taşıtlar hakkında ön bilgi alışverişi düzenlemesi arasındaki anlaşma;- Türkmenistan Sanayicileri ve Girişimciler Birliği ile Azerbaycan Cumhuriyeti Ulusal Girişimciler Konfederasyonu (İşverenler) arasındaki Mutabakat Zaptı;- Türkmenistan Dışişleri Bakanlığı Uluslararası İlişkiler Enstitüsü ile Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı ADA Üniversitesi arasındaki Mutabakat Zaptı;- Türkmenistan Uluslararası İnsan Bilimleri ve Kalkınma Üniversitesi ile Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ADA Üniversitesi arasındaki Mutabakat Muhtırası.http://www.atavatan-turkmenistan.com

Cumabekov, TÜRKPA madalyası ile ödüllendirildi

Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TURKPA) 8. Genel Kurulu toplantısına katılan Kırgızistan Meclis Başkanı Dastanbek Cumabekov, bulunduğu İzmir’de TÜRKPA madalyasına layık görüldü.Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) 8. Genel Kuruluna, TÜRKPA'nın 10. kuruluş yıldönümü dolayısıyla "TÜRKPA'nın İlk On Yılı ve Parlamentolar Arası İş Birliğinin Geleceği: İş Birliğine Yeni Yaklaşımlar" başlıklı konferansa katılmak üzere Türkiye’de bulunan Cumabekov, TÜRKPA madalyasıyla ödüllendirildi.

TURKPA 8. Genel Kurulu

Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TURKPA) 8. Genel Kurulu toplantısı, İzmir'de gerçekleştirildi.Genel kurula TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Oktay Asadov, Kırgızistan Meclis Başkanı Dastanbek Cumabekov, Kazakistan Meclis Başkanı Nurlan Nigmatulin, KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Teberrüken Uluçay ve Macaristan Meclis Başkanı Laszlo Köver katılıyor.Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) 8. Genel Kurulunda, TÜRKPA'nın 10. kuruluş yıldönümü dolayısıyla "TÜRKPA'nın İlk On Yılı ve Parlamentolar Arası İş Birliğinin Geleceği: İş Birliğine Yeni Yaklaşımlar" başlıklı konferans gerçekleştirildi.Açılışta konuşan TBMM Başkanı Binali Yıldırım, İzmir'in Türkiye'nin üçüncü büyük kenti ve en hızlı gelişen, kalkınan şehirlerinden biri olduğunu belirterek, bir İzmir milletvekili olarak konukları burada misafir etmekten memnuniyet duyduğunu dile getirdi.İlk Türk donanmasının bu şehirde kurulduğunu, İzmir'in 1403 yılında Türk toprağı haline geldiğini, İstiklal Savaşı mücadelesinde ilk kurşunun İzmir'de atıldığını kaydeden Yıldırım, İzmir'in Türkiye'nin Akdeniz'e açılan kapısı olduğunu söyledi.Yıldırım Türkiye'nin ihracat merkezlerinden olan İzmir'in önemli limanlara sahip bulunduğunu aktararak, İzmir'i yüksek hızlı trenle Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattına bağlayacaklarını, o zaman İzmir limanının Kafkaslara, Orta Asya'ya da hizmet vereceğini anlattı.

KKTC ile Kırgızistan Arasında İş Birliği Artıyor"

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) Bişkek Temsilcisi Atınç Keskin, Kırgızistan hükümetiyle yüksek eğitim ve öğretim, sportif, sosyal ve kültürel faaliyetler çerçevesinde sürdürülen iş birliğinin her geçen gün arttığını belirtti.KKTC'nin 35. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla AA muhabirine açıklama yapan Keskin, ülkesinin tarihi gelişim sürecini, Türkiye ile bağı ve Kırgızistan ile ilişkilerini değerlendirdi.Kırgızistan ile 12 yıldır iş birliğini sürdürdüklerini ifade eden Keskin, "Tam 12 yıl önce Kuzey Kıbrıs'ımızın Beşparmak Dağları ile Kırgızistan'daki Tanrı Dağlarını bir araya getirdik. Atalarımızın yaşadığı bu kadim topraklarda bulunmak şahsım için sadece bir görevden ibaret değildir, sevgidir, onurdur ve gururdur." diye konuştu.Keskin, KKTC ile Kırgızistan arasında nitelikli insan kaynağı ihtiyacı başta olmak üzere yüksek eğitim ve öğretim, sportif, sosyal ve kültürel faaliyetler çerçevesinde sürdürülen iş birliğinin her geçen gün arttığını vurguladı."Mutlu Barış Harekatı sadece Kıbrıslı Türklere değil, Kıbrıslı Rumlara da barış getirdi"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin, 15 Kasım 1983 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisinin oybirliğiyle aldığı kararla dünya ve tarih önünde ilan edildiğini hatırlatan Keskin, KKTC'nin o tarihten bu yana Türkiye'nin desteğiyle günden güne gelişerek güçlendiğini ve yüzlerce turizm tesisi, 182 bin öğrencinin eğitim gördüğü üniversiteleri ve üretime dayalı ekonomik faaliyetleriyle dikkati çektiğini belirtti.Türkiye'nin Kıbrıs Türklerine yönelik katliama son vermek için meşru haklarını kullanarak, 20 Temmuz 1974 yılında gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı'na işaret ederek, "Harekatın gerçekleştirildiği 20 Temmuz 1974 tarihi, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinde önemli bir dönüm noktasıdır. Mutlu Barış Harekatı sadece Kıbrıslı Türklere değil, Kıbrıslı Rumlara da barış getirdi." değerlendirmesinde bulundu.Barış harekatında şehit düşen kahraman Mehmetçiklere ve sivil halka Allah'tan rahmet, gazilere minnet ve şükranlarını sunan Keskin, şunları kaydetti:"Ulusal ve uluslararası alanda bizlere her daim destek veren ana vatan Türkiye Cumhuriyeti devleti ve halkı sayesinde, 20 Temmuz 1974'ten bugüne Kıbrıs halkı huzur ve barış içerisinde yaşamaktadır. Bilinmelidir ki, ana vatan Türkiye Cumhuriyeti'nin etkin ve fiili garantisi dışında bir anlaşmanın Kıbrıs adasında icra edilmesi mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti halkı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı ayrılmaz bir bütündür, et ve tırnak gibidir, geçmişte olduğu gibi, gelecekte de bu birliktelik devam edecektir."Kabar.kg 

Varoluş ve Özgürlük Mücadelemiz Devam Ediyor…

Kıbrıs Türk Halkının çok ağır bedeller ödeyerek vermiş olduğu varoluş ve özgürlük mücadelesi sonucunda bağımsızlık, egemenlik ve özgürlüğünün simgesi olarak ilan ettiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti 35’inci kuruluş yıl dönümünü kutluyor.Kıbrıs Türk Halkının varoluş ve özgürlük mücadelesi tamamlanmış bir süreç değildir. Bilakis ilk günkü azim ve kararlılıkla yoluna devam etmekte olan canlı bir süreçtir… Kıbrıs konusuna bir çözüm bulunabilmesi amacıyla 50 yılı aşkın süredir aynı yöntemlerle devam ettirilmeye çalışılan müzakereler en son olarak Crans Montana’da Rum lideri Nicos Anastasaides’in de geçtiğimiz hafta itiraf ettiği üzere Rum tarafınca sabote edilerek çökertilmiştir!  BM Genel Sekreterinin kısa süre önce BM Güvenlik Konseyine sunduğu raporunda da belirttiği üzere Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının ortak şekilde bir vizyon ve müzakere yöntemi belirleme talebi söz konusu olmuştu! Anlaşılan o ki BM Genel Sekreterinin taraflarının ortak şekilde bir vizyon ve müzakere yöntemi belirleme talebi daha ilk andan itibaren görüldüğü gibi Rum tarafınca kesin bir dille geri çevrilerek reddedilmiştir!KKTC’nin 35’inci yıl kutlamalarının tam da arifesinde Rum lider Nicos Anastasiades basın mensuplarının karşısına çıkarak; Kıbrıs Türklerinin yönetime etkin katılımını kabul etmiyoruz. Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitlikten kaynaklanan tüm kurumlarda karar alma mekanizmalarına etkin katılım hakkına karşıyız. Türkiye’nin garantörlüğü sona erdirilerek Türk askerleri Ada’dan tamamen çekilmelidir. Doğal gaz konusunu müzakere masasına getirmeyiz. Doğal gaz federal devletin konusudur! Şeklinde bir dizi açıklamalarda bulunmuştur!Anastasiades, görüldüğü üzere olası bir federasyon temelindeki çözümde federal devletin sadece Rumlara ait olacağı gibi hâkimiyetçi bir düşünce yapısına sahip olduklarını açıkça ortaya koymaktadır! Rum tarafı federal ortaklığı birlikte yönetilecek bir sistem olarak değil de sadece Rumlara ait bir hak olarak görmektedir!  Anastasiadis bununla da yetinmeyip her kurumda etkin katılım aramak, azınlığın bu hakkını kötüye kullanması, çoğunluğun hakkını engellemesi tehlikesini getirir. Bu gerek bakanlar kurulu gerekse de diğer federal kurumlar için geçerlidir. Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türklere verilecek geniş hakların devletin işlevselliğini bozacağını düşünüyorlar” diyerek, Kıbrıs Türkleri olarak bizleri en başından buyana azınlık olarak gördüklerini açıkça bir kere daha ifade etmiştir.Rum tarafı siyasi eşitlik, yönetime etkin katılım, dönüşümlü başkanlık, güvenlik ve garantiler gibi konuları kabul etmeyeceklerini açık açık söylüyor. Söylemeye de devam ediyor. Üniter Rum devleti içerisinde federal devlet organizasyonunun Rumlara ait bir hak olduğu ve bu bağlamda otonom bir bölgede Kıbrıs Türkleri olarak bizden azınlık haklarını kabul etmemiz bekleniyor. Rum tarafının böyle bir durumu asla kabul etmeyeceğimizi bile bile dile getirmeleri ne anlama geliyor?Federal çözümün yönetim, yetkiler ve tüm zenginliklerin adil bir şekilde paylaşılarak birlikte yönetme prensibine dayanmasına karşın Anastasiades’in dolayısı ile Rum toplumunun, Kıbrıs Türkleri ile yönetimi, yetkileri ve doğal zenginlikleri paylaşma niyetinde olmadığı bir kere daha açıkça ortaya konmuştur!Elli yılı aşkın süredir Kıbrıs konusunun çözülebilmesi için yapılan müzakereler, Rum lideri Nicos Anastasiades’in geçtiğimiz hafta düzenlediği basın toplantısında itiraf ettiği üzere Rum tarafının katı ve uzlaşmaz yaklaşımları nedeniyle mümkün olmamıştır!Anastasiadis, dolayısı ile Rum tarafı bizden federasyon görünümlü otonom/üniter Rum devletini azınlık olarak kabul etmemizi bekliyor! Rum tarafının bütün amacı 1963’de gasp ederek üniter Rum Devleti’ne dönüştürdükleri sözde Kıbrıs Cumhuriyeti ünvanını ve bu durumun kendilerine sağladığı tüm ayrıcalıkları korumaktır! Kıbrıs Türk Halkı çok ağır bedeller ödeyerek vermiş olduğu varoluş ve özgürlük mücadelesini Rum üniter devleti içerisinde azınlık haklarını kabul etmek için mi vermiştir? BM Genel Sekreterinin Güvenlik Konseyine sunduğu raporunda da belirttiği, taraflarının ortak şekilde bir vizyon ve müzakere yöntemi belirleme talebinin gerçekleşmesi Rum tarafının ortaya koymuş olduğu düşünce yapısı itibarı ile yakın bir tarihte pek mümkün görünmemektedir. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın Crans Montana sonrasında sık sık dile getirdiği Rum tarafında zihniyet değişikliği beklentisinin oluşmadığı ve yakın bir gelecekte de olmasının mümkün olmadığı açıkça Anastasaides tarafından açıkça ifade edilmiştir.Peki, bundan sonra Kıbrıs Türk tarafı olarak ne yapacağız? Bizi Rum lideri Anastasiades’in açıklamaları ilgilendirmez! Biz BM Genel Sekreterinin Güvenlik Konseyine sunduğu raporu dikkate alıp tek taraflı olarak kendi vizyon ve müzakere yöntemimizi belirleyerek Rum tarafında zihniyet değişikliği olmasını mı bekleyeceğiz? Bir toplumda zihniyet değişikliği acaba ne kadar sürede gerçekleşir hiç düşündünüz mü? Müzakere tarihi boyunca yani 50 yılı aşkın süredir değişmeyen katı ve uzlaşmaz Rum zihniyetinin ne kadar sürede değişeceğini öngörebiliriz? Federal çözümden başka hiçbir öneriyi görüşmez ve müzakere etmeyiz diyerek Rum tarafının oluşturduğu statükonun devamına hizmet etmiş olmaz mıyız? Kıbrıs Türk Halkı, Rum tarafında pozitif yönde bir zihniyet değişikliği olması için acaba ne kadar bir süre daha bu şekilde ambargolar altında yaşamaya devam edecektir?  Rum tarafında bir zihniyet değişikliği olmasını beklemek ucu açık olmayacak bir müzakere süreci anlayışı ile çelişmez mi?Artık bir yol ayrımına geldiğimizi herkes görmelidir! Var olan yalın gerçekleri görmemezlikten gelmeye çalışmak ne yazık ki Kıbrıs Türk Halkının varoluş ve özgürlük mücadelesine zarar verir!Kıbrıs Türk Halkının beklentisi 50 yılı aşkın süredir devam eden bu belirsizliğin artık ortadan kalkmasıdır. Kıbrıs Türk Halkı Rum üniter devleti içerisinde asla azınlık olmayı kabul etmez! Kıbrıs Türk Halkının bir 50 yıl daha beklemeye tahammülü yoktur.  Tüm iyi niyetli uyarılara rağmen Rum tarafı hala Doğu Akdeniz’de katı ve uzlaşmaz tavırlarını devam ettirerek bir çatışma ortamı oluşmasına hizmet eder şekilde davranmaya devam ediyor! Rum tarafının saldırgan ve tehditkâr tavırları umarım kötü bir durumla karşı karşıya kalmamıza neden olmaz!  Sonuç itibarı ile;Kıbrıs Türk Halkı olarak Birleşmiş Milletler yetkililerinden beklentimiz bir an önce durum tespiti yaparak ambargoların kaldırılması yönünde somut adımlar atmalarıdır! Kıbrıs Türk Halkı asla Rum tarafının peşinden sürüklenmek istememektedir. Kıbrıs Türk Halkının beklentisi uluslararası alanda hak ettiği haklarını alabilmektir. Anastasiades ve Rum tarafı şunu iyi bilmelidir ki, Kıbrıs Türk Halkının varoluş ve özgürlük mücadelesi tamamlanmış bir süreç değildir. Bilakis azim ve kararlılıkla devam etmektedir…Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletimizin 35’inci kuruluş yıl dönümü hepimize kutlu olsun.   

KKTC'nin kuruluşunun 35. yıl dönümü

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, KKTC'nin kuruluşunun 35. yıl kutlamaları münasebetiyle düzenlenen törenlere katılarak konuşma yaptı.Oktay, KKTC'nin kuruluşunun 35. yıl dönümü dolayısıyla Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, kuruluş yıl dönümü vesilesiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan adına Ada'da bulunmaktan ve bu bayram coşkusunu Kıbrıslılar ile paylaşmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi.Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın içten kutlama dileklerini, selam ve sevgilerini ileten Oktay, "Hak ve eşitlik mücadelesinde nice badireler atlatan ve birçok zorluğa göğüs geren Kıbrıs Türkü'nün sabrı ve dirayetinin ayrılmaz parçası olduğu Anavatan için bir gurur kaynağıdır." diye konuştu.Oktay, Kıbrıs Türkü'nün mücahitlerinden aldığı azimle, uygarca yaşama hedefine kararlılıkla ilerlemesinin her türlü takdirin üzerinde olduğunu belirtti.15 Kasım 1983 tarihinde kurulan KKTC'nin Kıbrıs Türkü'nün özgürlük mücadelesinin en anlamlı eseri ve Ada üzerindeki vazgeçilmez haklarının teminatı olduğunu vurgulayan Oktay, Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş başta olmak üzere, Kıbrıs Türk halkının var olma mücadelesinde emeği geçenleri rahmet ve şükranla yad etti.Kıbrıs meselesinin Rumların Kıbrıs Türklerini 1960'ta kurulan ortaklık devletinden dışlayarak devleti gasp etmeye çalıştıkları 1963 yılından bu yana, uluslararası toplumun gündeminde olduğunu anımsatan Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:"Yarım asrı aşan bu süreçte Kıbrıs Türk halkı başından itibaren çözümden ve uzlaşıdan yana olmuş, iyi niyetle ve kararlılıkla müzakere sürecine sahip çıkarak Rumların bozduğu ortaklığı yeniden tesis edebilmek için her zaman yapıcı bir yaklaşım sergilemiştir. Bugün Ada'nın halen çözüme ulaşmamış olmasının nedeni, maalesef çözümsüzlüğü şiar edinen Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmaz tutumudur. Kıbrıs Konferansı 2017 Temmuz ayında Rum tarafının bu tutumu nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Rumlar o tarihten bu yana Kıbrıslı Türklerle siyasi eşitlik temelinde ortaklık kurma ve siyasi gücü paylaşma niyetlerinin bulunmadığını açıkça ortaya koymuştur. Kurduğunuz devlet, Ada’nın kurucu ve eşit iki parçasından biridir. Kıbrıs Rum tarafının bu gerçeği sulandırma yönündeki çabalarına bugüne kadar izin verilmemiştir, bundan sonra da verilmeyecektir.”Oktay, hedeflerinin Kıbrıs Türkü’nün siyasi eşitliğinin sağlanması ve Ada’daki meşru haklarının, güvenliğinin ve refahının garanti altına alınması olduğunu dile getirdi.Bu hedef doğrultusunda Türk tarafının 50 yıldır yapıcı ve yaratıcı fikirler sunduğunu, her türlü yöntemi denediğini ancak bu çabaların Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle her seferinde akim kaldığını vurgulayan Oktay, bugün Kıbrıs Türk halkının hala birçok alanda ambargo ve kısıtlamalara maruz kalmasının akıl, vicdan ve insaf sınırlarını zorladığını aktardı.Kıbrıs Türk halkının hak ettiği refah seviyesine ulaşmasının engellenmesine ve mevcut statükonun sürdürülmesine izin vermeyeceklerini vurgulayan Oktay, şu değerlendirmelerde bulundu:"Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşmesi önündeki engellerin kaldırılması uluslararası toplum için de hem siyasi hem ahlaki bir yükümlülüktür. Tüm olumsuzluklara rağmen, Türk tarafının çözüme yönelik siyasi iradesi her zamankinden daha kuvvetlidir. Ancak, BM Genel Sekreteri’nin İyi Niyet Misyonu Raporu'nda da işaret ettiği üzere, gelinen aşamada artık yeni fikirlere ve önerilere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu minvalde, ucu açık müzakere süreçlerinin, Ada’daki mevcut gerçekleri göz ardı eden yaklaşımların bir tarafa bırakılması gerekmektedir. Anavatan ve garantör Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çözüm için her zaman olduğu gibi omuz omuza birlikte çalışmaya devam edeceklerdir."Oktay, yeni keşfedilen hidrokarbon kaynaklarının Ada’yı daha büyük bir cazibe merkezi haline getirdiğini anımsattı.Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının Ada'nın barış ve refah merkezi haline gelmesi için bir fırsat olarak kullanılması gerektiğini her zaman savunduğunu, savunmaya da devam edeceğini ancak Rum tarafının tek yanlı faaliyetleriyle, doğal kaynakları da paylaşma niyetinde olmadığını açıkça ortaya koyduğunu söyleyen Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:"Ada’nın tek sahibi olduğunu zanneden Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türkü’nü yok sayan girişimlerine göz yummayacağımızı, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının Doğu Akdeniz’deki meşru hak ve menfaatlerini her zaman, her şartta ve her şekilde korumaya devam edeceğimizi buradan bir kez daha vurgulamak istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın da belirttiği gibi, bölgede Türkiye’nin yer almadığı her türlü girişim başarısızlığa mahkumdur. Kıbrıs, bizim milli davamızdır. Kıbrıs Türk'ünün her zaman yanında durduk, durmaya da devam edeceğiz. KKTC’nin gelecek tasavvuru için de uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli mücadeleyi dün olduğu gibi bugün de vereceğiz."Oktay, Türkiye olarak sadece KKTC konusunda değil, uluslararası toplumu ilgilendiren tüm konularda, iyi niyetle ve yapıcı katkılar sağlayarak, ortak anlayış ve ortak akla dayanan çözümlerden yana olduklarını ifade etti."Oldu bittilere izin vermedik, vermeyeceğiz"Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki çok yönlü dış politikanın onurlu bir duruşa ve güçlü ilkelere dayandığını dile getiren Oktay, şunları kaydetti:"Yaşanılan haksızlıklara karşı duruşumuz ve mazlumun yanında oluşumuz tüm dünyaca bilinmektedir. Dış politikada sürdürdüğümüz kararlılığımızı ve dik duruşumuzu halen anlamayanlar varsa buradan bir kez daha sesleniyorum. Geçmişte olduğu gibi bugün de dış politika ilkelerimizden ve onurlu duruşumuzdan taviz vermeyeceğiz. Ne sahada ne masada oldu bittilere izin vermedik, vermeyeceğiz. Biz bir yerde yanlışlık varsa bunu dile getiririz. Haklı ve dik duruşumuzu Kıbrıs’ta, Suriye’de ve Libya’da da aynı kararlılıkla sergilemeyi sürdüreceğiz. Uluslararası toplumu ilgilendiren konularda kimi ülkelerin tek taraflı müdahalelerini ve sadece kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmelerini kabul edemeyiz. Gayemiz, güncel uluslararası sorunlara, bazı ülkelerin bakış açısına ve çıkarlarına göre değil uluslararası hukukun gereğine göre adil ve kalıcı çözümler bulunmasıdır."Oktay, KKTC'nin aradan geçen 35 yılda büyük mesafe kat ettiğini, demokratik, çoğulcu, insan haklarına saygılı, müreffeh toplum sistemini her geçen gün pekiştirdiğini, kurulduğu yıldan bu yana hem Ada’da hem Doğu Akdeniz’de barış ve istikrarın ana unsuru olduğunu belirtti.KKTC’nin kalkınmasının, kendine yetebilen, küresel şartlara uyumlu, rekabetçi ve sürdürülebilir ekonomik düzene sahip olabilmesinin öncelikli hedefleri olduğuna dikkati çeken Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:"Bugün turizm ve eğitim sektörlerinde ulaşılan düzey, Kıbrıs Türkü’nün haklı gururudur. KKTC her iki alanda da bölgesinde merkez olabilecek imkan ve kabiliyetlere sahiptir. Büyük turizm yatırımları, giderek artan sayıda turisti KKTC’ye çekerken, yükseköğretim kurumları da birçok ülkeden öğrenciye yüksek kalitede eğitim sunmaktadır. KKTC’de büyük çaplı altyapı projelerinin hayata geçirilmesine ve ekonomik kalkınma programlarının uygulanmasına devam edilecektir. Bunların yanı sıra, ekonomik yapının ve mali sisteminin güçlendirilmesi zaruridir. İçinde bulunduğumuz yıl içerisinde Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak ekonomik ve mali birçok sınamayla karşı karşıya kaldık. Her zaman olduğu gibi tüm bu zorluklardan birlikte güçlenerek çıkacağız. Türkiye, Kıbrıslı Türk kardeşleriyle tam bir dayanışma içinde olmaya devam edecektir."Oktay, KKTC’nin geleceğine ümitle bakmasının ancak genç nüfusunun bilinçli ve donanımlı bir şekilde yetiştirilmesiyle mümkün olacağını söyledi.Türk milletinin tarihten aldığı cesareti, kahramanlığı, adalet ve hakkaniyete olan bağlılığı ile mazlumların her zaman yanında olması Kıbrıslı Türk gençlerine kalan değerli bir miras olduğunu söyleyen Oktay, "Kuzey Kıbrıs'ın gençlerinin ortak tarihimizden almış oldukları bu mirası gönül köprüleri kurarak geleceğe taşıyacaklarına ve yükselen KKTC’nin asli unsuru olacaklarına inanıyorum. Donanımlı ve farkındalığı yüksek bir genç nesil adada kalıcı bir siyasi çözüm yolunda da Kıbrıs Türkü’nün elindeki en önemli değerdir. Anavatan ve garantör Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da özverili desteğini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine sağlamaya devam edecektir." ifadelerini kullandı.Oktay, KKTC'nin kurulmasını ve bugünlere ulaşmasını canları pahasına sağlayan aziz şehitleri rahmetle, kahraman gazileri şükranla andı.TRT AVAZ