Türkmenistan ile Azerbaycan 20’den fazla anlaşma imzaladı

Dün öğleden sonra Türkmenistan’a resmi ziyaret için gelen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, bugün Türkmenistan Devlet Başkanı Sayın Gurbanguli Berdimuhamedov ile bir araya geldi. İki ülke arasındaki mevcut işbirliğinin geniş yelpazede değerlendirildiği görüşmelerden sonra Türkmenistan ile Azerbaycan ilişkilerine yeni bir ivme kazandıracak 20’den fazla ikili anlaşmaya imza atıldı.Atavatan Türkmenistan dergisinin takip ettiği görüşmede Türkmen ve Azeri Liderler ortak bildiriye imza atarken, iki ülke hükümet üyeleri başta yatırımın korunması, ekonomik işbirliği çifte vergilendirmenin kaldırılması, vize kolaylığının sağlanması, ulaştırma alanındaki işbirliğinin güçlendirilmesi, limanlar aracılığıyla yük taşımacılığının arttırılmasına yönelik pek çok anlaşmaya imza atıldı.İşte imzalanan anlaşmalar:- Türkmenistan  ile Azerbaycan Hükümeti arasında uzun vadeli ticaret ve ekonomik işbirliği anlaşması;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasında 2019-2021 arası ticaret ve ekonomik işbirliği programı;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasındaki yatırımların karşılıklı olarak korunması dair anlaşma;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasında gelir ve mülke ilişkin vergilere ilişkin çifte vergilendirmenin ortadan kaldırılmasına dair anlaşma;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasında sanayi alanında işbirliği anlaşması;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasında 2019-2022 yılları arasında ulaştırma alanında işbirliği programı;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasında Türkmen-Azerbaycan Ulaştırma, Transit ve Lojistik Ortak Komisyonu'nun kurulmasına dair anlaşma;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasında, iki ülkenin limanları aracılığıyla uluslararası deniz taşımacılığının geliştirilmesi konulu anlaşma;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasında Azerbaycan ve Türkmenistan topraklarında uluslararası taşımacılıkta katılımcılar için vize rejiminin sadeleştirilmesi yönelik anlaşma;- Türkmenistan ile Azerbaycan arasındaki bilim, eğitim, kültür ve sanat alanında 2019-2021 arası işbirliği programı;- Türkmenbaşı Uluslararası Deniz Limanı ve Bakü Uluslararası Deniz Ticaret Limanı Kapalı Anonim Şirketi arasında otomatik bilgi alışverişi sözleşmesi;- Türkmenistan Demiryol Bakanlığı ve Azerbaycan Demiryolları Anonim Şirketi ile nakliye ve transit konularındaki anlaşma;- Türkmenbashy Uluslararası Deniz Limanı ve Bakü Uluslararası Deniz Ticaret Limanı arasındaki kargo taşımacılığındaki artışla ilgili olarak Türkmenistan Denizcilik Servisi ile Bakü Uluslararası Deniz Ticaret Limanı Kapalı Anonim Şirketi arasındaki Anlaşma;- Türkmenistan Karayolu Taşımacılığı Bakanlığı ile Azerbaycan Cumhuriyeti Ulaştırma, Haberleşme ve Yüksek Teknolojileri Bakanlığı arasında uluslararası karayolu taşımacılığının geliştirilmesi anlaşması;- Türkmenistan Bilimler Akademisi ile Azerbaycan Cumhuriyeti Ulusal Bilimler Akademisi arasındaki işbirliği anlaşması;- Türkmenistan Devlet Gümrük İdaresi ile Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Gümrük Komitesi arasında mal ve taşıtlar hakkında ön bilgi alışverişi düzenlemesi arasındaki anlaşma;- Türkmenistan Sanayicileri ve Girişimciler Birliği ile Azerbaycan Cumhuriyeti Ulusal Girişimciler Konfederasyonu (İşverenler) arasındaki Mutabakat Zaptı;- Türkmenistan Dışişleri Bakanlığı Uluslararası İlişkiler Enstitüsü ile Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı ADA Üniversitesi arasındaki Mutabakat Zaptı;- Türkmenistan Uluslararası İnsan Bilimleri ve Kalkınma Üniversitesi ile Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ADA Üniversitesi arasındaki Mutabakat Muhtırası.http://www.atavatan-turkmenistan.com

Cumabekov, TÜRKPA madalyası ile ödüllendirildi

Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TURKPA) 8. Genel Kurulu toplantısına katılan Kırgızistan Meclis Başkanı Dastanbek Cumabekov, bulunduğu İzmir’de TÜRKPA madalyasına layık görüldü.Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) 8. Genel Kuruluna, TÜRKPA'nın 10. kuruluş yıldönümü dolayısıyla "TÜRKPA'nın İlk On Yılı ve Parlamentolar Arası İş Birliğinin Geleceği: İş Birliğine Yeni Yaklaşımlar" başlıklı konferansa katılmak üzere Türkiye’de bulunan Cumabekov, TÜRKPA madalyasıyla ödüllendirildi.

TURKPA 8. Genel Kurulu

Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TURKPA) 8. Genel Kurulu toplantısı, İzmir'de gerçekleştirildi.Genel kurula TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Oktay Asadov, Kırgızistan Meclis Başkanı Dastanbek Cumabekov, Kazakistan Meclis Başkanı Nurlan Nigmatulin, KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Teberrüken Uluçay ve Macaristan Meclis Başkanı Laszlo Köver katılıyor.Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) 8. Genel Kurulunda, TÜRKPA'nın 10. kuruluş yıldönümü dolayısıyla "TÜRKPA'nın İlk On Yılı ve Parlamentolar Arası İş Birliğinin Geleceği: İş Birliğine Yeni Yaklaşımlar" başlıklı konferans gerçekleştirildi.Açılışta konuşan TBMM Başkanı Binali Yıldırım, İzmir'in Türkiye'nin üçüncü büyük kenti ve en hızlı gelişen, kalkınan şehirlerinden biri olduğunu belirterek, bir İzmir milletvekili olarak konukları burada misafir etmekten memnuniyet duyduğunu dile getirdi.İlk Türk donanmasının bu şehirde kurulduğunu, İzmir'in 1403 yılında Türk toprağı haline geldiğini, İstiklal Savaşı mücadelesinde ilk kurşunun İzmir'de atıldığını kaydeden Yıldırım, İzmir'in Türkiye'nin Akdeniz'e açılan kapısı olduğunu söyledi.Yıldırım Türkiye'nin ihracat merkezlerinden olan İzmir'in önemli limanlara sahip bulunduğunu aktararak, İzmir'i yüksek hızlı trenle Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattına bağlayacaklarını, o zaman İzmir limanının Kafkaslara, Orta Asya'ya da hizmet vereceğini anlattı.

Türk Keçe Sanatı Kırgızistanlılar’a Tanıtıldı

Kırgız Milli Kütüphanesi Kırgızistan-Türkiye Cengiz Aytmatov Kültür Merkezi’nde düzenlenen konferansı ve sergiyi Kırgızistanlılar ilgiyle izledi.Türkiye Cumhuriyeti Bişkek Büyükelçiliği Kültür Sanat Kulübü ve Büyükelçilik Kültür ve Tanıtma Müşavirliği tarafından düzenlenen ve Büyükelçinin eşi Vasiliki Fırat’ın himayelerinde 21 Kasım 2018’de gerçekleştirilen etkinlikte Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurgül Begiç'in “Miras” adlı keçe sergisi ve “Türk Keçe Sanatının Emanetçileri” konulu konferansı yer aldı.TRT AVAZ / MEDIAMANAS muhabirine röportaj veren Doç. Dr. Nurgül Begiç, Türk keçe sanatını ata yurtta tanıtmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Doç. Dr. Nurgül Begiç, “Geleneksel Türk Keçe Sanatı’ndan örnekler getirdim. Bir de bir konferans vereceğim: Türk Keçe Sanatının Emanetçileri. 24 geleneksel keçe ustamızı anlatacağım. Ata yurdumuzda buradaki dostlarımızla birlikte olmak beni ziyadesiyle memnun etti. Konferansın sonunu da merak ediyorum; çünkü benzerlikleri ve farklılıkları da öğreneceğim. Türkmenistan, Kırgızistan, Sırbistan’da var, Bulgaristan’da var, Yunanistan’da var, Macaristan’da var, hatta İrlandaya gittiğimizde -hep keçeler bizim diyorduk- ama onlar da kendi ata sanatlarının keçe olduğunu söylüyorlar. Akademisyen olarak araştırma yaptığımızda da iklim şartlarının ve koyunun olduğu her yerde keçeciliğin var olduğunu görüyoruz.” dedi.Kültür ve Tanıtma Müşaviri Doç. Dr. Nuri Şimşekler de her ay düzenleyecekleri etkinliklerle geleneksel Türk sanatını Kırgızistan’da tanıtacakları bilgisini verdi. Doç. Dr. Nuri Şimşekler, “Birçok güzelliğimiz var, tarihi mirasımız var. Bütün bunlarla birlikte bir de geleneksel sanatlarımız dediğimiz hat gibi, ebru gibi, ciltçilik gibi, kündekâri gibi, keçecilik gibi sanatlarımız var. Kırgızistan’da bu güzel sanatlarımızın her dalını ayrı ayrı tanıtmayı amaçlıyoruz. Bugün bu vesileyle keçecilik sanatını ve Türkiye’deki keçe sanatını anlatmaya çalışıyoruz. Burada her ay bir etkinlik yapmayı planlıyoruz. Bugün de tarih öncesine dayanan güzel bir geleneksel sanatımızı Türkiye’de artık önemi daha da iyi anlaşılan keçecilik sanatımızı anlatıyoruz. Her ay bu etkinliklerimiz sanatımızın bir dalında devam edecek. Bütün Kırgızistanlı sanatçıları, tarihçileri, edebiyatçıları, konuyla ilkgili öğrencileri, öğretmenleri bu etkinliğe bekliyoruz.” diye konuştu.Keçe Ustası Tatyana Vorotnikova, düzenlenen etkinlikle iki halkın birbirine ne kadar benzediğini bir kez daha gördüklerini dile getirdi. Tatyana Vorotnikova, “Halklar arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi açısından çok doğru bir etkinlik olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu konuda birbirimizle paylaşabileceğimiz çok şey var. Birbirimize kültürlerimizi tanıtıyoruz. Bugünkü sergideki eserlerin ustası, şu anda da konferansı devam eden sanatçının söylemek istediklerini bütünüyle anladık; çünkü bu keçenin dili. Keçenin her yerde sevildiğini anlıyoruz. Keçenin bir oluşum ve gelişim süreci söz konusu. Bizim ülkemizde de çok sayıda keçe ustası çok çeşitli eserler üretiyor. Bunların hepsi çok yüksek kalitede. Ustalarımız saygın uluslararası festivallerde, yarışmalarda ve sergilerde ülkemizi başarıyla temsil ediyor. Bugün de birbirimize çok benzediğimizi, aramızda sınırların olmadığını gördük. Biz sanatımızla birlikte yaşıyor gibiyiz.” sözlerini sözledi.Keçe Ustası Erkebübü Cumagulova ise Türkiye’de erkek keçe ustalarının olduğunu öğrenmenin kendisini şaşırttığını ifade etti. Erkebübü Cumagulova, “Burada bizimkilere benzer eserler görüyorum; bu nedenle mutluyum. Türkiye’de keçe kullanılmadığını düşünüyordum; ama bugün Türkiye’de de keçenin çok tanındığını ve yaygın kullanıldığını öğrenmiş oldum. Orada da çok eskiden beri keçe işlerinin var olduğunu anladım. Benim için ilginç bir bilgi de Türkiye’de keçeyle erkeklerin de uğraşmakta olduğunu duymamdı; çünkü bizde sadece kadınlar bu işle ilgilenir. Bu etkinliğe katılmaktan dolayı çok  mutluyum.” sözleriyle duygularını dile getirdi.MEDIAMANAS

Tavuk ve yumurtada sıkıntı büyüyor...

 Haberi okuyunca beyaz et sektöründe yaşananları daha iyi anlayabileceğiz. Bugünkü yazımızda beyaz ette yaşananları sizlerle paylaşmak istedik. Beyaz et fiyatlarının son bir yılda yüzde 100 zamlanmasına dayanamayan beyaz et üretici firmaları bir bir kapanmaya başladı. Marmara’da 470, Ege’de 400 beyaz et üreticisi, artan maliyetler nedeniyle kepenk kapattı. Rakamlar gelecekteki tehlikeyi açık biçimde gösteriyor.Türkiye Kanatlı Hayvan Eti Üreticileri Merkez Birliği’nden (TÜKEBİR), Sakarya-Kocaeli Bölgesi’ndeki 1465 üretici firmanın 470’i; Ege Bölgesi’ndeki 3 bin firmanın da 400’ü artan maliyetlere dayanamayıp üretimini sonlandırdı. Ülke genelinde toplam 14 bin üretici firmanın bulunduğunu söyleyen TÜKEBİR 2. Başkanı Osman Bayraklı, bu firmaların yüzde 50’sinin aralık ayı itibarıyla kapanacağını öngördüklerini aktardı.Eğer, kriz devam ederse beyaz et ve yumurta üretimi azalacak demektir. Bu da arz-talep doğrultusunda yeni zamları beraberinde getirecek. İçinde bulunduğumuz şu günlerde bile beyaz et ve yumurta fiyatları piyasada “el yakar” durumda pahalı satılıyor. Tüketiciler “Neredeyse tavuk eti et fiyatlarına yaklaştı” diye yakınıyor.Türkiye’nin kanatlı sektöründe bulunan Keskinoğlu, Şenpiliç ve Erpiliç gibi sermaye grupları, ülke genelinde 14 bin üreticiyi kapsayan 18 entegre tesiste üretim yaptırıyor. Sermayedarların karşıladığı tek girdi ise yem ve civciv. Entegre tesisler, elektrik, kömür, çeltik, işçilik ve altlık gibi diğer tüm giderleri kendileri karşılamak zorunda. Ancak son bir yılda yüksek kurun etkisiyle ortalama yüzde 52.5 artan girdi maliyetleri, bazı kalemlerde yüzde 100’ü bulunca, tesisler bu yükün altından kalkamamaya başladı. Marmara, Karadeniz ve Ege bölgelerindeki entegre tesislerde yıllardır fason üretim yapan firma yetkilileri, “Son 3 yılda hiç zam almadık ama artan maliyetlerle baş etmeye çalışıyoruz. Cebimizden verip, üretime devam etmeye çalışıyoruz” dedi.Piyasada tavuk eti fiyatı ve yumurta ikiye katlandı. Buna rağmen üreticiler “Girdi fiyatlarındaki artış nedeni ile yine de kar edemiyoruz” diye yakınıyor.Sadece beyaz et üreticileri değil, ekmekten, domatese kadar üretim yapanların ortak sıkıntısı girdi fiyatlarındaki artış olarak gündeme geliyor.Aslına bakılacak olursa her sektörde girdi fiyatlarında artış var. Bu durum karşısında üretilen mallara ya zam yapılacak, ya üretim azalacak, ya da sektördekiler kapılarına kilit vurmak durumunda kalacak.Geçen yıl 300 TL olan bir ton çeltiğin bu yıl 600 TL’ye; bir ton kömürün ise 600 TL’den 1000-1250 TL’ye çıktığını belirten TÜKEBİR 2. Başkanı Bayraklı, “Sektörün bir dönemi 45 gündür. Bu süre içinde yalnızca elektriğe ödememiz gereken miktar geçen yıl 4 bin lira iken, bu yıl 7 bin 500 liraya çıktı” dedi. Ege Bölgesi’nde üretim yapan, aynı zamanda TÜKEBİR Genel Başkan Yardımcısı olan Mazlum Öztürk de “Elektrik borcumu kapamak için 2 tane jeneratörümden birini, 70 bin TL değerinde iken 25 bin TL’ye satmak zorunda kaldım. Entegre tesisler borçlarını ödeyemediği için ekipmanını satıp, tek tek kapanıyor” diye konuştu.Kanatlı sektörü, artan maliyetlerinin yanı sıra son dönemde artan konkordatolarla tahsilât sıkıntısı yaşıyor. Sektörde sıkıntı yaşayanların sayısında da artışların olduğuna vurgu yapılıyor. Samsun Kavak Kanatlı Üreticileri Birliği İsmail Cengiz Belli, yalnızca Karadeniz Bölgesi’ndeki üreticilerin, toplam 5-6 milyon liralık alacağı biriktiğini söylüyor. Bölgede yalnızca bir tane entegre tesisin olduğunu, bu tesise de Köytür’ün (Yemsel Tavukçuluk AŞ) üretim yaptırdığını anlatan Belli, “2015’te iflas erteleme davası açmışlardı. Halen sürüyor. 35 bin TL alacağım var. Yalnızca 2018 Mayıs’ta 6 bin lira yatırdılar. Gerisi beklemede” dedi. Belli, bazı firmaların alacağının 200 bin TL’ye kadar çıktığını kaydetti.Sektörün önemli firmalarından Keskinoğlu, 11 Haziran’da konkordatoya başvurmuş, tanınan 5 aylık geçici mühlet, bu ay itibarıyla 12 ay daha uzatılmıştı. Şirketin Ege Bölgesi’nden alım yaptığı entegre tesis yetkilileri, konkordatoya rağmen şirketin üreticiye alacak sıkıntısı yaşatmadığını, ancak üretimin her geçen gün düştüğünü söyledi.Sıkıntıların asıl nedeninin daha önce kurdaki yükseklikten yaşandığı söyleniyordu. Şimdi ise kur normal seyrinde devam ediyor. Buna rağmen girdi fiyatlarındaki yükselişlerde bir indirime gidilmiyor.Önlem alınmadığı takdirde ette yaşanan sıkıtının daha kapsamlısı beyaz et sektöründe de yaşanacak gibi görünüyor. necdetbuluz@gmail.comwww.facebook.com/necdet.buluz   

Azərbaycan Türk fəlsəfəsindən yarpaqlar: MİRZƏ ƏBDÜRRƏHİM TALIBZADƏ (4.Yazı)

Beləliklə, gəldiyimiz nəticə odur ki, Mirzə Əbdürrəhim Talıbzadə Talıbzadənin bir tərəfdən Qərb mədəniyyətinin təqlidindən əsasən kənar durulmasını vacib sayması ilə yanaşı, az-çox Qərb dəyərlərinə də müraciət edilməsini dilə gətirərkən min illik bir cəhalətdən bəhs etməsi doğru deyildir. Yuxarıda da yazdığımız kimi, bu kimi düşüncələr farslaşmış türklüyün, ya da irançılığın nəticəsi idi. Hər halda, Talıbzadənin düşüncəsində irançılığın az-çox təsirinin olmasını inkar etmək mümkün deyildir. Biz bu irançılıq təəssübkeşliyini Talıbzadənin “Millətin təklifi barədə” məqaləsində də görürük. O, bu məqaləsində dolayısıyla Qacarları millət təəssübkeşliyindən uzaq olmasında ittiham etmişdir: “Bizim bu azadlığı iki düşmən izləyir. Biri daxili ikiüzlülər və müstəbidlərdirlər. Onlar istəyirlər ki, tam özbaşınalıqlarını yenə fəal surətdə saxlasınlar, xalqın qanını içsinlər, bizim milliyyətimizin varlığını inkar edib özlərinin beşgünlük keflərinə satsınlar. Onların qeyrəti yoxdur, özlərində də iranlı və iranlı övladı qeyrəti yoxdur. Zira bir kürur (milyon) iranlının xarici ölkələrdə ac və lüt fəhləlik və dilənçilik etdiklərini görürlər. İranlı deyildirlər, çünki əgər olsaydılar, İran ölkəsini on-on beş tümənə, ya xaricinin bir tərifinə və mürəssə nişanına satmazdılar. Keçmiş təkrar olunmasın, azadlığımızı təzədən boğmaq təsəvvürü oyanmasın deyə, bu xəbis təbəqəni edam etmək hər bir iranlı üçün vacibdir, savabdır”.Halbuki bütün bunlarla yanaşı, biz onu da bilirik ki, müstəbid, istibdadçı adlandırılan Qacarlar dövlətində farsdililər də mühüm vəzifələr tutmuş, onların, iki-üç baş naziri çıxmaq şərtilə əksəriyyəti farsdilli olmuşlar. Ancaq bu gün Qacarlar dövründən söhbət gedəndə yalnız Qacarlar hökmdarları və türklər tənqid olunurlar. Yəni bu zaman Qacarlarda baş nazir və digər vəzifələr tutmuş farsdillilərin xəyanətkar əməllərindən və bu dövləti ingilislərlə rusların himayəsində hansı formada süquta sürükləmələrinin üstündən, əsasən, sükutla keçlilir. Bizə elə gəlir ki, əsl obyektivlik naminə yalnız Qacarlar dövlətini və türkləri hədəf kimi götürüb istibdadçı adlandırmaqdan yan qaçıb, eyni zamanda farsdilli məmurların da xəyanətkar əməlləri və ingilislərlə rusların tərtib etdikləri əsl planlar gün işığına çıxarılmalıdır. Hər halda Talıbzadələrin, Əfqanilərin, Zərdabilərin və başqa mütəfəkkirlərimizin doğru və yanlışlıqlarını görə bilməklə yanaşı, digər məsələləri də incəliklə tədqiq etmək məcburiyyətindəyik. Çünki yalnız bu halda Azərbaycan xalqının yenidən birliyini və diriliyini təmin etmək mümkün olacaqdır.Bu anlamda Talıbzadənin irançılıq ideologiyasının təsiri altında bəzi yanlış fikirlər səsləndirməsini, onun bütün hallarda böyük bir türk mütəfəkkiri olmasına xələl gətirmədiyinə inanmaqla bərabər, gerçəklərin ifadə olunmasını da vacib hesab edirik. Bizcə, Talıbzadə Qacarlar dövlətində islahatların aparılması məsələsində səmimi bir yol tutmuş, Qərb mədəniyyətinə münasibətdə əsasən doğru yolda olmuş, sadəcə, Türk-Turan dövlətlərinin hakimiyyət dövrünü cəhalətlə, İran-Fars dövlətlərinin dövrünü isə nisbətən müsbət formada izah etdiyi üçün yanlışlığa yol vermişdir. Ancaq biz onu da yaxşı bilirik ki, yalnız Talıbzadə deyil XIX əsr və XX əsrin əvvəllərində bir çox türk mütəfəkkirləri, o cümlədən M.F.Axundzadə, Z.Marağalı, M.Kazımbəy, Ə.Ağaoğlu, M.Ə.Rəsulzadə, S.H.Tağızadə və başqaları da ilk dövrlərdə irançılığın təsiri altında olmuş, onlardan yaınız Ə.Ağaoğlu, M.Ə,Rəsulzadə sonralar birmənalı şəkildə bu təsirdən qurtularaq Türk-Turançı yolu izləmişlər.Talıbzadə hesab edirdi ki, “İran” millətinin ikinci düşməni birincidən qat-qat güclü olan elmsizlik, mənəviyyatsızlıqdır. Belə ki, millətin daxilində məslək vəzifələrinin müqəddəsliyinə, ya da mənəviyyatın hüduduna inam yoxdur və hər iş şüursuz, müəyyən bir qərəz üzündən görülür. O yazır: “Xalqdan gizli, ya aşkar surətdə aldığımız malı sahibinə qaytarmırıq. Ehsan veririk, öz cəlal təmtərağımızı göstərmək üçün – möhtac yoxsul kənarda qalır, varlıları dəvət edirik. Bir qarınlıq şey satmaq üçün on dəfə Allahın adına and içirik, yalandan şahid çəkirik. Bir qardaş gündəlik xərcinə möhtacdır, bir qardaş var-dövlət içində üzür. İstisnasız olaraq, bizim bütün işlərimiz mövzu və mənadan xaric olmuşdur. Buyurun, əgər bizim inamımız olsaydı, belə edərdik?.. Deməli, bu inam zəifliyi bizim vicdan güzgümüzü ləkələmişdir. Bu cəhətdən bizim mənəvi hissiyyatımız tamamilə məhv olub yoxa çıxmışdır. Əsli mənada ya diri ölü, ya hərəkət edən cəmad (canlı) olmuşuq. Bu qədər fəlakət, əziyyət, zülm və istibdadın ayaq altısına düçar olmaqda, sanki bizə Allahın qəzəbi tutmuşdu. Əgər ayılıb hissə gəlməsək, dirilməsək, öz azadlığımızı qoruyub saxlamaq qüdrətinə qabil olmayacağıq. Bu çox ali “bəxşeyiş” asan gəldiyi kimi, asanlıqla da gedəcəkdir. Əgər bu, müsəlləmdirsə, pinəçidən tutmuş birinci şəxsə qədər hamımız bu hədiyyəni ələ gətirməyə əlbir olduğumuz kimi, onun islahında da gərək hamımız – kişi-arvad, yoxsul-varlı, savadlı-savadsız, böyük-kiçik, bütün ölkə əhalisi müttəfiq və əlbir olaq”. Talıbzadəyə görə, bu anlamda nüfuzlu şəxlər, tacirlər, sənətkarlar, ruhani alimlər bu məsələdə əlbir olub yalnız millətin mənafeyini düşünməlidir. Maraqlıdır ki, əvvəlki dövrlərlə müqayisədə 1906–1907-ci illərdə yazdığı bəzi məqalələrində Talıbzadə artıq Rusiya və İngiltərəni müsəlman-türk dövlətlərinə, o cümlədən Qacarlara düşmən kimi görmədiyini yazaraq Qərb mədəniyyətini əvvəlki kimi tənqid etmirdi. O yazır: “Mən ərz edirəm ki, bu iki dövlət əvvəllər bizim düşmənimiz idi, indi isə dostlarımızdırlar. Bu nə deməkdir?! Dünən İranın düşməni, bu gün dostu: bu necə oldu? Bəli, bu iki inkişaf etmiş ölkə dünən bizim elmsizliyimizin, bizim bekarçılığımızın, bizim fərasətsizliyimizin düşməni idilər. Onlar məəttəl qalmışdılar ki, biz nə üçün bu qədər zülm-fəsadın pəncəsində əsir qalmışıq, nə üçün süduri-binur (Nazirlər Kabineti) ölkənin və xalqın məhvinə bu qədər çalışır? Məgər bu, ölüm yuxusudur ki, bunlar ayılmırlar: Bu necə şiddətli ölümdür ki, min İsrafil şeypuru çalındı, lakin cəhalət qəbirlərində yatmış bunlar hələ də ayağa qalxmadılar?! Həmən iki dövlət bizim bu cəhalətlərimizin düşməni idilər, yoxsa ölkəmizin düşməni deyildirlər. İndi ki iranlı bircə “ədalət” şeypurundan ayıldı, onlar bizə ancaq məhəbbət, köməklik və inkişafımıza yardım edəcəklər; nə indi, nə də gələcəkdə bizimlə heç bir ədavətləri olmayacaqdır. Çünki ayıq və fərasətli xalqla dostluq, məhəbbət və ticarət əlaqəsi qafil, cahil, süst və tənbəl xalqdan yüz dəfə yaxşıdır”. Bizcə, Talıbzadənin Qərb mədəniyyətinə münasibətdə mövqeyinin xeyli dərəcədə dəyişməsi təsadüfi ola bilməzdi. Əvvəllər Qərb mədəniyyətini süni mədəniyyət adlandırıb onu təqlid etməyin mənasızlığından bəhs edən Talıbzadənin artıq onları tamam başqa bir formada təqdim etməsi çox düşündürücüdür. Hər halda ömrünün son çağlarında onun dünyagörüşündə Qərb mədəniyyətinə və irançılığa meyilliliyin bir qədər artması hiss olunur.Talıbzadə əvvəlcə bir məsələni də çox doğru müəyyənləşdirmişdir ki, İslam dünyasının mövcud problemlərdən xilas olması üçün çıxış yolu nə xaçpərəstləri düşmən elan edib onlarla müharibəyə girmək, nə də Qərb dəyərlərini kor-koranə şəkildə təqlid yoluyla İslam Şərqi ölkələrində tətbiq etmək də dogru ola biilməz. O, bütün bunlardan ən doğru yol kimi, birincisi milli-dini dəyərləri yenidən gözdən keçirib onlara olunmuş əlavələrdən xilas olmağı vacib hesab etmişdir. Talıbzadəyə görə, əgər İslam dini və milli adət-ənənələr bütövlükdə hər hansı müsəlman xalqının varlığıyla birbaşa bağlıdırsa, o zaman onları yenidən nəzərdən keçirib yanlışları və doğruları obyektiv şəkildə ortaya qoymaq lazımdır. Xüsusilə də İslam dininə və onun qayda-qanunlarına münasibətdə həssas olmaqla yanaşı, Talıbzadə hesab edirdi ki, əgər bu gün müsəlman xalqlarında, onun dövlətlərində bir geriləmə, tənəzzül varsa, bunu ilahi təqdirlə bağlayıb qeyri-adi dini-mistik üsullarla həllinə ümid etmək doğru deyildir. Çünki bu cür düşüncə tərzi müsəlman xalqlarını düşdüyü bəladan xilas etmək əvəzinə, əksinə, inkişaf yolunu tutmuş Qərb dövlətlərinin köləsi halına gətirir. Deməli, müsəlman xalqları da mahiyyətinə varmadan bütün milli-dini adət-ənənələrdən möhkəm yapışmaqdansa, rasional şəkildə onları müzakirəyə çıxarıb saf-çürük etməyi bacarmalıdır. Çünki yalnız o xalqlar daim dünyada varlıqlarını qoruyub saxlaya bilirlər ki, dünyanın real şərtlərinə uyğun olaraq zəmanə ilə ayaqlaşır, milli-dini adət-ənənələri ilə dövrün tələb etdikləri arasında uzlaşmanı tapmağı bacarırlar. Maraqlıdır ki, Sovetlər Birliyi dövründə bəzi tədqiqatçılar Talıbzadənin bu cür islahatçı fikirlərindən çıxış edərək onu ateist və kommunist kimi qələmə verməyə çalışmışlar. Əsl həqiqət isə ondan ibarətdir ki, Talıbzadənin dünyagörüşündə səmavi dinlərin inkarı deyil, həmin dinlərə, o cümlədən İslam dininə olunmuş əlavələrin, dini xurafatın və dini mövhumatın tənqidi, eyni zamanda isə Qərb mədəniyyətinin də müsbət və milli xüsusiyyətlərə zidd olmayan cəhətlərindən faydalanmaq mühüm yet tutmuşdur. Bu baxımdan Talıbzadəyə görə, islam dünyasının mövcud problemlərdən xilas olması üçün ən vacib məsələlərdən biri də Qərb dövlətlərinin tənəzzüldən tərəqqiyə, sxolastik fəlsəfi təfəkkürdən dünyəvi fəlsəfi təfəkkürə hansı üsullardan istifadə edərək yol almasını müəyyənləşdirmək idi. Bizcə, bu məsələdə də Talıbzadə xeyli dərəcədə haqlı idi ki, müsəlman xalqları, onun dövlət başçıları və mütəfəkkirləri Qərb mədəniyyətini ya qara, ya da tamamilə ağ rəngdə görməkdən əl çəkib, onların əldə etdikləri uğurların əsl mahiyyətinə varmalı və bundan özlərinə müəyyən bir nəticə çıxarmalıdırlar. Bu dövrdə Qərb mədəniyyətinin, Qərb fəlsəfəsinin əsl mahiyyətinin aşkara çıxarılması ilə yanaşı, onun müsəlman xalqları arasında nə cür başa düşülməsi, hansı anlamda tətbiqinin mümkünlüyü, ya da mümkünsüzlüyü detallarına qədər analiz edilməlidir. Ümumilikdə, Talıbzadənin, əsasən, həm milli-dini dəyərlərə münasibətdə, həm də Qərb dəyərlərinin hansı şəkildə mənimsənilməsi məsələsində doğru yol tutması qənaətindəyik. Hesab edirik ki, Talıbzadə də Əfqaninin, Zərdabinin müəyyənləşdirdiyi kimi, milli-dini dəyərlərlə Qərb dəyərlərinin hansı formada və üsulda uzlaşdırılması məsələsində əsasən doğru bir yol izləməyi bacarmışdır. Sadəcə, o, yuxarıda da qeyd etdiyimiz kimi, yalnız ömrünün son çağlarında Qərb mədəniyyətinə və irançılığa bir qədər çox meyil göstərmişdir. Ancaq ömrünün son dövrlərində onun Qərb mədəniyyətinə və irançılığa müəyyən qədər meyil göstərməsi ümumilikdə Azərbaycan türk fəlsəfi və ictimai fikir tarixinə verdiyi töhfələrə ciddi xələl gətirməmişdir.AMEA Fəlsəfə İnstitutunun aparıcı elmi işçisi,dosent, fəlsəfə üzrə fəlsəfə doktoru Faiq Ələkbərli (Qəzənfəroğlu) 

İstanbul'da Büyük Bozkırın Tarihi ve Kültürel Mirası Sergisi

Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ve Kazakistan Cumhuriyeti Devlet Merkez Müzesi'nin iş birliğiyle düzenlenen Büyük Bozkırın Tarihi ve Kültürel Mirası Sergisi, Türk İslam Eserleri Müzesi'nde açıldı.İstanbul’da Türk İslam Eserleri Müzesi'nde Büyük Bozkırın Tarihi ve Kültürel Mirası Sergisi düzenleniyor.Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ve Kazakistan Cumhuriyeti Devlet Merkez Müzesi'nin işbirliğiyle düzenlenen sergide eski dönemlerde Orta Asya'da yaşayan halkların göçebe kültürüne ilişkin arkeolojik buluntuların yanı sıra, Kazakların yaşam, çevre ve kültürel özelliklerini yansıtan etnografik eserleri yer alıyor.İçlerinde Kazakistan’ın en önemli arkeolojik buluntularından olan ve ulusal sembollerinden birine dönüşen “Altın Elbiseli Adam” kalıntılarının da yer aldığı, Kazakistan coğrafyasında milattan önceki dönemden günümüze kadar yaşayan çeşitli medeniyetlerin kültüründen haber veren eserlerden oluşan sergi, 9 Kasım- 9 Aralık 2018 tarihleri arasında ziyarete açık olacak.QHA

Türkiye-KKTC Ticaret Odası Forumu

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, TOBB İkiz Kuleler'de düzenlenen Türkiye-KKTC Ticaret Odası Forumu'nda konuşma yaptı.Hisarcıklıoğlu, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan'ın da katılımıyla TOBB İkiz Kuleler'de düzenlenen "Türkiye-KKTC Ticaret Odası Forumu Tanıtım Toplantısı"nda yaptığı konuşmada, odanın kuruluşunun vizyoner bir adım olduğunu söyledi.Kıbrıs Türk Ticaret Odasının, KKTC halkının iktisadi varlık mücadelesinin sembolü olduğunu ifade eden Hisarcıklıoğlu, TOBB'un söz konusu kuruluşla ilişkileri geliştirmeye her zaman önem verdiğini belirtti.Hisarcıklıoğlu, KKTC halkına uygulanan haksız izolasyonların aşılmasında daima Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile birlikte hareket ettiklerini vurgulayarak, "Türkiye ile KKTC arasındaki iktisadi ve ticari ilişkiler, iş dünyamız için son derece önemli. Ekonomi, ticaret, turizm, eğitim, yatırım ikili ilişkilerimizde elbette çok önemli. Türkiye ile KKTC arasındaki kardeşlik ilişkisidir." diye konuştu.Kıbrıs Türk Sanayi Odası ile de ilişkileri güçlü tuttuklarına işaret eden Hisarcıklıoğlu, iş dünyası olarak Kıbrıs Türklerinin zenginleşmesini istediklerini dile getirdi.Hisarcıklıoğlu, KKTC ekonomisi için reformların önem taşıdığına dikkati çekerek, "Bundan sonra da Kıbrıs Türklerinin yanında olacağız. KKTC'de adil ve kalıcı çözüm sürecini her zaman desteklemeye devam edeceğiz." ifadesini kullandı.Doğrudan yabancı yatırımların ekonomik kalkınma için büyük önem taşıdığını anlatan Hisarcıklıoğlu, ülkelerin doğrudan yatırım çekmek için birbiriyle rekabet ettiğini ve düzenlemeler yaptığını bildirdi.Hisarcıklıoğlu, 2011'de dönemin KKTC hükûmetine TOBB ve KKTC iş dünyasıyla bir model önerdiklerini ve Yatırım Danışma Konseyinin kurulduğunu hatırlattı. Yatırım Danışma Konseyinin mutlaka canlandırılması gerektiğini dile getiren Hisarcıklıoğlu, bu konuda Kıbrıs Türk Ticaret Odasına sorumluluk verilmesinin yararlı olacağını kaydetti.Hisarcıklıoğlu, Lefkoşa Ekonomi Forumunun da 2014'te kurulduğunu hatırlatarak, forumun Ada'daki çözüm müzakerelerinde iş dünyasının desteğini vurgulamak açısından önemli bir platform olduğunu söyledi. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Türk Eximbank'ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) yerleşik firmalara da ihracat kredi desteği sağladığını belirterek, "KKTC'deki firmalarımızın bu imkanlardan faydalanmasını diliyoruz. Türk Eximbank'ın kapıları KKTC'li ihracatçılarımıza açıktır." dedi.Pekcan, TOBB İkiz Kuleler'de düzenlenen Türkiye-KKTC Ticaret Odası Forumu'nda yaptığı konuşmada, 35. kuruluş yıl dönümünü tebrik ettiği KKTC'nin "ilelebet özgür ve müreffeh yaşaması" dileğinde bulundu.KKTC'nin Türkiye için herhangi bir ülke olmadığını vurgulayan Pekcan, iki ülke arasındaki dayanışmanın, somut olarak birçok alanda kendini gösterdiğini söyledi.Pekcan, alt ve üst yapı projelerinden, turizm ve eğitime kadar pek çok konuda KKTC'nin yanında yer aldıklarını ve almaya devam edeceklerine dikkati çekerek, "Ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ve kültür bağından güç bulan ticari ve ekonomik ilişkilerimize daha da güç katmak için çalışıyoruz ve çalışacağız. Kıbrıs Türklerinin refahının artırılmasında, ticaret ve yatırım ortaklıklarımızın öneminin bilincindeyiz. Bu ortaklıkların artırılması için ise STK'lerimize de çok önemli görevler düşüyor." değerlendirmesinde bulundu.Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile iki köklü bakanlığın tek çatı altında birleştiğini anımsatan Pekcan, 81 ilde bu yeni yapıyla çok daha etkin ve hızlı çözüm ürettiklerini dile getirdi.- "Türk Eximbank'ın kapıları KKTC'li ihracatçılarımıza açıktır"Pekcan, söz konusu yeni yapının KKTC ile Türkiye'nin ticari ve ekonomik ilişkilerine de ivme katacağını belirterek, "Türk Eximbank, KKTC'de yerleşik firmalarımıza da ihracat kredi desteği sağlamaktadır. KKTC'deki firmalarımızın da bu imkanlardan faydalanmasını diliyoruz. Türk Eximbank'ın kapıları KKTC'li ihracatçılarımıza açıktır." ifadelerini kullandı.İki ülke arasındaki ticaret akışının daha da hızlandırılması için çalıştıklarını aktaran Pekcan, KKTC'nin e-Devlet altyapısının tamamlanarak Türkiye'nin e-Devlet sistemiyle tam uyumunu sağlamak için çalışmaların devam ettiğini söyledi.Ruhsar Pekcan, bu kapsamda mevzuat uyumu ve elektronik gümrük altyapısının kurulması için gerekli teknik destek, eğitim ve yazılımın da bakanlıkça sağlanacağına işaret ederek, "2019 sonuna kadar gümrüklerimizin hem dijitalleşmede hem de uyumda entegrasyonunun sağlanmasını hedefliyoruz." diye konuştu.- "KKTC'nin geleceği için elimizden geleni yapmaya kararlıyız"KKTC'de üretilen bütün ürünlerin, Türkiye'ye en ufak bir aksamayla karşılaşmadan ihracı için her türlü desteği verdiklerini vurgulayan Pekcan, KKTC menşeli ürünlerin, Türkiye içinde üretilen ürünlerle aynı muameleyi görmeye devam edeceğinin altını çizdi.Pekcan, KKTC'den Türkiye'ye yönelik kargo taşımacılığında karşılaşılan beyanname açma yetkisine ilişkin sorunun da talepler doğrultusunda çözüldüğü bilgisini vererek, şöyle konuştu:"Üçüncü ülkelerden gelip, Türkiye üzerinden KKTC'ye ithal edilen ürünlerde yaşanan sorunların çözümü için ortak çalışmamız devam ediyor. Tüm bu çabalarımızın temelinde KKTC'nin uğradığı haksız ticari ambargolara rağmen, Kıbrıs Türklerinin zengin geleceğine olan inancımız var. İş birliğimiz bununla sınırlı değil. Tüketicinin korunması alanında imzaladığımız protokol var. Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri ile Kıbrıs Türk Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifleri arasında iş birliği protokolü imzalanmıştır. Bu protokolle Kıbrıs Türk Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Merkez Kooperatifi'nin, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birliklerine ortak olması için gereken düzenleme yapılmaktadır."KKTC'nin 21-24 Kasım'da gerçekleşecek 17. MÜSİAD EXPO Fuarı'na katılımından memnuniyet duyacaklarını belirten Ticaret Bakanı Pekcan, KKTC ekonomisinin zengin geleceği için yapılabilecek ne varsa yapmaya kararlı olduklarını, iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmek için çabalamaya devam edeceklerini kaydetti.- "İki ülke arasındaki ticarette Türk Lirası kullanılmalı"KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Özdil Nami ise forumun KKTC ile Türkiye arasındaki ticari ilişkilerin iyileştirilerek ileriye taşınması açısından önem taşıdığını vurgulayarak, şunları söyledi:"2017 verilerine bakıldığında KKTC yaklaşık 4 milyar dolar gayri safi millî hasılası olan, kişi başına 14 bin dolar millî geliri bulunan bir ekonomi. Bugüne kadar yıllık ortalama büyümemiz yüzde 5 civarında. Geçen yıl KKTC toplam 1,8 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirirken ihracatımız ise 105 milyon dolar seviyesinde kaldı. Hedefimiz önümüzdeki 10 yılda kişi başına düşen millî gelirimizi 20 bin doların üzerine çıkarmak."KKTC'nin ekonomik aktiviteyi arzu edilen seviyeye yükseltmek için yüksek katma değer üreten bir ekonomiye ihtiyaç duyduğunu belirterek Özdil, "Ülkemizin resmî para birimi Türk Lirası, dolayısıyla Türk Lirasındaki kur dalgaları bizi de etkiliyor. Bu konuda alacağımız tedbirler arasında Türkiye ile müzakere ederek hayata geçirebileceğimiz düzenlemeler de var. KKTC ekonomisinin rekabet gücünün ve yatırım ortamının iyileştirilmesi, yerli üretimin desteklenmesi ve enerji maliyetlerinin düşürülmesi yönünde KKTC ile Türkiye arasındaki iş birliği artırılmalı." ifadelerini kullandı.Özdil, iki ülke arasındaki ticarette Türkiye'de Türk Lirası cinsinden faturalandırılan ürünlerin KKTC'de de Türk Lirası cinsinden faturalandırılması gerektiğine dikkati çekerek, daha yakın ilişkilerin tesis edilmesi için her türlü iş birliğine hazır olduklarını dile getirdi.TRT AVAZ 

17 Kasım: Azerbaycan'ın Milli Uyanış Günü

Azerbaycan halkının 1988 yılında Sovyetler Birliği'ne karşı başlattığı bağımsızlık hareketinin dönüm noktalarından olan 17 Kasım Milli Uyanış Günü, çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.Azerbaycan halkının 1988 yılında Sovyetler Birliği'ne karşı başlattığı bağımsızlık hareketinin dönüm noktalarından olan 17 Kasım Milli Uyanış Günü, çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.17 Kasım 1988 tarihinde Ermenistan'ın Azerbaycan'a karşı toprak iddiaları ve Dağlık Karabağ bölgesinde Ermeni mezalimlerinin başlaması, başkent Bakü'de yüzbinlerce insanın katılımıyla Azatlık Meydanı'nda büyük bir protesto gösterisi düzenlemesine yol açmıştı. Moskova'nın yapılanlara sessiz kalmasına karşı bağımsızlık temayüllerini dile getiren protestocuların sayısı diğer bölgelerden gelen katılımcılarla birlikte neredeyse bir milyon kişiye ulaşmış, 5 Aralık tarihinde Sovyet ordusu protestoya müdahale etmişti. Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazandığı 1992 yılından bu yana 17 Kasım, Milli Uyanış Günü olarak kutlanıyor.QHA

KKTC ile Kırgızistan Arasında İş Birliği Artıyor"

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) Bişkek Temsilcisi Atınç Keskin, Kırgızistan hükümetiyle yüksek eğitim ve öğretim, sportif, sosyal ve kültürel faaliyetler çerçevesinde sürdürülen iş birliğinin her geçen gün arttığını belirtti.KKTC'nin 35. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla AA muhabirine açıklama yapan Keskin, ülkesinin tarihi gelişim sürecini, Türkiye ile bağı ve Kırgızistan ile ilişkilerini değerlendirdi.Kırgızistan ile 12 yıldır iş birliğini sürdürdüklerini ifade eden Keskin, "Tam 12 yıl önce Kuzey Kıbrıs'ımızın Beşparmak Dağları ile Kırgızistan'daki Tanrı Dağlarını bir araya getirdik. Atalarımızın yaşadığı bu kadim topraklarda bulunmak şahsım için sadece bir görevden ibaret değildir, sevgidir, onurdur ve gururdur." diye konuştu.Keskin, KKTC ile Kırgızistan arasında nitelikli insan kaynağı ihtiyacı başta olmak üzere yüksek eğitim ve öğretim, sportif, sosyal ve kültürel faaliyetler çerçevesinde sürdürülen iş birliğinin her geçen gün arttığını vurguladı."Mutlu Barış Harekatı sadece Kıbrıslı Türklere değil, Kıbrıslı Rumlara da barış getirdi"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin, 15 Kasım 1983 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisinin oybirliğiyle aldığı kararla dünya ve tarih önünde ilan edildiğini hatırlatan Keskin, KKTC'nin o tarihten bu yana Türkiye'nin desteğiyle günden güne gelişerek güçlendiğini ve yüzlerce turizm tesisi, 182 bin öğrencinin eğitim gördüğü üniversiteleri ve üretime dayalı ekonomik faaliyetleriyle dikkati çektiğini belirtti.Türkiye'nin Kıbrıs Türklerine yönelik katliama son vermek için meşru haklarını kullanarak, 20 Temmuz 1974 yılında gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı'na işaret ederek, "Harekatın gerçekleştirildiği 20 Temmuz 1974 tarihi, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinde önemli bir dönüm noktasıdır. Mutlu Barış Harekatı sadece Kıbrıslı Türklere değil, Kıbrıslı Rumlara da barış getirdi." değerlendirmesinde bulundu.Barış harekatında şehit düşen kahraman Mehmetçiklere ve sivil halka Allah'tan rahmet, gazilere minnet ve şükranlarını sunan Keskin, şunları kaydetti:"Ulusal ve uluslararası alanda bizlere her daim destek veren ana vatan Türkiye Cumhuriyeti devleti ve halkı sayesinde, 20 Temmuz 1974'ten bugüne Kıbrıs halkı huzur ve barış içerisinde yaşamaktadır. Bilinmelidir ki, ana vatan Türkiye Cumhuriyeti'nin etkin ve fiili garantisi dışında bir anlaşmanın Kıbrıs adasında icra edilmesi mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti halkı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı ayrılmaz bir bütündür, et ve tırnak gibidir, geçmişte olduğu gibi, gelecekte de bu birliktelik devam edecektir."Kabar.kg 

Varoluş ve Özgürlük Mücadelemiz Devam Ediyor…

Kıbrıs Türk Halkının çok ağır bedeller ödeyerek vermiş olduğu varoluş ve özgürlük mücadelesi sonucunda bağımsızlık, egemenlik ve özgürlüğünün simgesi olarak ilan ettiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti 35’inci kuruluş yıl dönümünü kutluyor.Kıbrıs Türk Halkının varoluş ve özgürlük mücadelesi tamamlanmış bir süreç değildir. Bilakis ilk günkü azim ve kararlılıkla yoluna devam etmekte olan canlı bir süreçtir… Kıbrıs konusuna bir çözüm bulunabilmesi amacıyla 50 yılı aşkın süredir aynı yöntemlerle devam ettirilmeye çalışılan müzakereler en son olarak Crans Montana’da Rum lideri Nicos Anastasaides’in de geçtiğimiz hafta itiraf ettiği üzere Rum tarafınca sabote edilerek çökertilmiştir!  BM Genel Sekreterinin kısa süre önce BM Güvenlik Konseyine sunduğu raporunda da belirttiği üzere Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının ortak şekilde bir vizyon ve müzakere yöntemi belirleme talebi söz konusu olmuştu! Anlaşılan o ki BM Genel Sekreterinin taraflarının ortak şekilde bir vizyon ve müzakere yöntemi belirleme talebi daha ilk andan itibaren görüldüğü gibi Rum tarafınca kesin bir dille geri çevrilerek reddedilmiştir!KKTC’nin 35’inci yıl kutlamalarının tam da arifesinde Rum lider Nicos Anastasiades basın mensuplarının karşısına çıkarak; Kıbrıs Türklerinin yönetime etkin katılımını kabul etmiyoruz. Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitlikten kaynaklanan tüm kurumlarda karar alma mekanizmalarına etkin katılım hakkına karşıyız. Türkiye’nin garantörlüğü sona erdirilerek Türk askerleri Ada’dan tamamen çekilmelidir. Doğal gaz konusunu müzakere masasına getirmeyiz. Doğal gaz federal devletin konusudur! Şeklinde bir dizi açıklamalarda bulunmuştur!Anastasiades, görüldüğü üzere olası bir federasyon temelindeki çözümde federal devletin sadece Rumlara ait olacağı gibi hâkimiyetçi bir düşünce yapısına sahip olduklarını açıkça ortaya koymaktadır! Rum tarafı federal ortaklığı birlikte yönetilecek bir sistem olarak değil de sadece Rumlara ait bir hak olarak görmektedir!  Anastasiadis bununla da yetinmeyip her kurumda etkin katılım aramak, azınlığın bu hakkını kötüye kullanması, çoğunluğun hakkını engellemesi tehlikesini getirir. Bu gerek bakanlar kurulu gerekse de diğer federal kurumlar için geçerlidir. Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türklere verilecek geniş hakların devletin işlevselliğini bozacağını düşünüyorlar” diyerek, Kıbrıs Türkleri olarak bizleri en başından buyana azınlık olarak gördüklerini açıkça bir kere daha ifade etmiştir.Rum tarafı siyasi eşitlik, yönetime etkin katılım, dönüşümlü başkanlık, güvenlik ve garantiler gibi konuları kabul etmeyeceklerini açık açık söylüyor. Söylemeye de devam ediyor. Üniter Rum devleti içerisinde federal devlet organizasyonunun Rumlara ait bir hak olduğu ve bu bağlamda otonom bir bölgede Kıbrıs Türkleri olarak bizden azınlık haklarını kabul etmemiz bekleniyor. Rum tarafının böyle bir durumu asla kabul etmeyeceğimizi bile bile dile getirmeleri ne anlama geliyor?Federal çözümün yönetim, yetkiler ve tüm zenginliklerin adil bir şekilde paylaşılarak birlikte yönetme prensibine dayanmasına karşın Anastasiades’in dolayısı ile Rum toplumunun, Kıbrıs Türkleri ile yönetimi, yetkileri ve doğal zenginlikleri paylaşma niyetinde olmadığı bir kere daha açıkça ortaya konmuştur!Elli yılı aşkın süredir Kıbrıs konusunun çözülebilmesi için yapılan müzakereler, Rum lideri Nicos Anastasiades’in geçtiğimiz hafta düzenlediği basın toplantısında itiraf ettiği üzere Rum tarafının katı ve uzlaşmaz yaklaşımları nedeniyle mümkün olmamıştır!Anastasiadis, dolayısı ile Rum tarafı bizden federasyon görünümlü otonom/üniter Rum devletini azınlık olarak kabul etmemizi bekliyor! Rum tarafının bütün amacı 1963’de gasp ederek üniter Rum Devleti’ne dönüştürdükleri sözde Kıbrıs Cumhuriyeti ünvanını ve bu durumun kendilerine sağladığı tüm ayrıcalıkları korumaktır! Kıbrıs Türk Halkı çok ağır bedeller ödeyerek vermiş olduğu varoluş ve özgürlük mücadelesini Rum üniter devleti içerisinde azınlık haklarını kabul etmek için mi vermiştir? BM Genel Sekreterinin Güvenlik Konseyine sunduğu raporunda da belirttiği, taraflarının ortak şekilde bir vizyon ve müzakere yöntemi belirleme talebinin gerçekleşmesi Rum tarafının ortaya koymuş olduğu düşünce yapısı itibarı ile yakın bir tarihte pek mümkün görünmemektedir. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın Crans Montana sonrasında sık sık dile getirdiği Rum tarafında zihniyet değişikliği beklentisinin oluşmadığı ve yakın bir gelecekte de olmasının mümkün olmadığı açıkça Anastasaides tarafından açıkça ifade edilmiştir.Peki, bundan sonra Kıbrıs Türk tarafı olarak ne yapacağız? Bizi Rum lideri Anastasiades’in açıklamaları ilgilendirmez! Biz BM Genel Sekreterinin Güvenlik Konseyine sunduğu raporu dikkate alıp tek taraflı olarak kendi vizyon ve müzakere yöntemimizi belirleyerek Rum tarafında zihniyet değişikliği olmasını mı bekleyeceğiz? Bir toplumda zihniyet değişikliği acaba ne kadar sürede gerçekleşir hiç düşündünüz mü? Müzakere tarihi boyunca yani 50 yılı aşkın süredir değişmeyen katı ve uzlaşmaz Rum zihniyetinin ne kadar sürede değişeceğini öngörebiliriz? Federal çözümden başka hiçbir öneriyi görüşmez ve müzakere etmeyiz diyerek Rum tarafının oluşturduğu statükonun devamına hizmet etmiş olmaz mıyız? Kıbrıs Türk Halkı, Rum tarafında pozitif yönde bir zihniyet değişikliği olması için acaba ne kadar bir süre daha bu şekilde ambargolar altında yaşamaya devam edecektir?  Rum tarafında bir zihniyet değişikliği olmasını beklemek ucu açık olmayacak bir müzakere süreci anlayışı ile çelişmez mi?Artık bir yol ayrımına geldiğimizi herkes görmelidir! Var olan yalın gerçekleri görmemezlikten gelmeye çalışmak ne yazık ki Kıbrıs Türk Halkının varoluş ve özgürlük mücadelesine zarar verir!Kıbrıs Türk Halkının beklentisi 50 yılı aşkın süredir devam eden bu belirsizliğin artık ortadan kalkmasıdır. Kıbrıs Türk Halkı Rum üniter devleti içerisinde asla azınlık olmayı kabul etmez! Kıbrıs Türk Halkının bir 50 yıl daha beklemeye tahammülü yoktur.  Tüm iyi niyetli uyarılara rağmen Rum tarafı hala Doğu Akdeniz’de katı ve uzlaşmaz tavırlarını devam ettirerek bir çatışma ortamı oluşmasına hizmet eder şekilde davranmaya devam ediyor! Rum tarafının saldırgan ve tehditkâr tavırları umarım kötü bir durumla karşı karşıya kalmamıza neden olmaz!  Sonuç itibarı ile;Kıbrıs Türk Halkı olarak Birleşmiş Milletler yetkililerinden beklentimiz bir an önce durum tespiti yaparak ambargoların kaldırılması yönünde somut adımlar atmalarıdır! Kıbrıs Türk Halkı asla Rum tarafının peşinden sürüklenmek istememektedir. Kıbrıs Türk Halkının beklentisi uluslararası alanda hak ettiği haklarını alabilmektir. Anastasiades ve Rum tarafı şunu iyi bilmelidir ki, Kıbrıs Türk Halkının varoluş ve özgürlük mücadelesi tamamlanmış bir süreç değildir. Bilakis azim ve kararlılıkla devam etmektedir…Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletimizin 35’inci kuruluş yıl dönümü hepimize kutlu olsun.   

SANAT ENGEL TANIMAZ...

SİVAS’TA BİR İLKE DAHA İMZA ATILIYOR…  “ZOR ZANAAT İNSAN OLMAK” KOMEDİ OYUNUENGELLİLER TARAFINDAN SAHNELENECEK…  Sende Gülümse Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ile Sivas Sanat Konağı-Sanat Evi’nin (Sivas Görsel Sanatlar ve Kültür Derneği) birlikte oluşturduğu “Sanat Engel Tanımaz Projesi” kapsamında, tamamı engelli bireylerden oluşan Replikhane Tiyatro Gurubu 04 Aralık 2018 Salı günü Saat:19.30’da Sivas Atatürk Kültür Merkezi’nde Vedat Çiftçi’nin derlediği “Zor Zanaat İnsan Olmak” adlı komedi oyunuyla seyirciyle buluşuyor.  Proje bu güne kadar ülke genelinde yapılan engelli projelerinden çok daha farklı. Bu gurupta, oyuncusundan rejisine, makyözünden suflörüne kadar gurubun tamamı engelli arkadaşlardan oluşuyor. Ayrıca oyunu izlemeye gelecek olan sağır ve dilsiz arkadaşlar için bir Türk İşaret Dili Eğitmeni sahnenin köşesinden oyunu onlara anlatıyor.  Projenin kabul edilmesi halinde gurup bu oyunu, ülke genelinde tüm şehirlerde seyirciyle buluşturacak. Oyunu, Sivas Görsel Sanatlar ve Kültür Derneği Başkanı Sema Çiftçi yönetiyor. Sende Gülümse Derneği Başkanı Pehlül Polat projenin amacını şöyle açıklıyor:  “Projenin amacını engelli bireylere bireysel becerilerinin farkında olmaları konusunda yardımcı olmak, sosyal ortamlarda iletişim kurmaları konusunda cesaretlendirmek ve özgüvenlerini artırmak, yaratıcılıklarını ve yeteneklerini sergileyebilecekleri ortamlar oluşturmak, günlük hayatta yaşadıkları sorunları sahneden anlatarak diğer bireyleri bilinçlendirmek ve daha duyarlı hale getirmek olarak sayabiliriz. “ Sivas Görsel Sanatlar ve Kültür Derneği Başkanı Sema Çiftçi ise şöyle diyor:  “Sanat dalları içerisinde en zor dallardan biri olan tiyatro sanatının gücünü engelli arkadaşlarımızın gücüyle birleştirerek onların yeteneklerini ve özgüvenlerini açığa çıkarıp sanatsal faaliyetlerin engel tanımadığını ispat edeceğiz. Tüm sanat severleri 4 Aralık 2018 günü saat 19:30’da Sivas Atatürk Kültür Merkezi’ne bekliyoruz.”  Formun Üstü Formun Altı  

Bişkek’te KKTC’nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlandı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 35’inci kuruluş yıl dönümü Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te düzenlenen programla kutlandı.Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bişkek Temsilciliği tarafından 15 Kasım 2018'de düzenlenen programa büyükelçiler, müşavirler, akademisyenler ve basın mensupları katıldı.Program şehitler için saygı duruşu ve milli marşların okunmasıyla başladı ve ardından KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı mesajının okunmasıyla devam etti. Özersay mesajında, “Kıbrıs Türk Halkının kendi kendini yönetme ve kendi geleceğini tayin etme hakkının en önemli simgesi olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35. yıl dönümü kutlu olsun. Bu topraklarda onurumuzla bir Halk olarak yaşayabilme ve kimliğimizi var etme mücadelemiz devletimizin kuruluşundan da önceye dayanmaktadır ve geçen süre zarfında bu uğurda çok bedeller ödenmiştir.” dedi.Türkiye Cumhuriyeti Bişkek Büyükelçisi Cengiz Kamil Fırat, programda, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarının Kıbrıs davasını yüreklerinde taşıdıklarını söyledi. Cengiz Kamil Fırat, “Saygıdeğer Büyükelçim, 35. yıl dönümümüzü kutluyoruz burada. Ana vatan, yavru vatan, hep bir aradayız. Size hem görevinizde başarılar diliyorum hem de Türkiye Cumhuriyeti Bişkek Büyükelçiliği olarak her zaman Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin buradaki temsilciliğiyle bir arada olacağımızı, her zaman birlikte hareket edeceğimizi bugün de dile getirmek istiyorum. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, demokratik, hukukun üstünlüğüne dayalı, insan hak ve özgürlüklerine saygılı ve çoğulcu bir devlettir. Kıbrıs Türk Halkı bu aşamaya büyük güçlüklerden sonra birlik ve beraberliği korumak suretiyle gelmeyi bilmiş, tarihte pek az halkın karşı karşıya kaldığı çetin sınavları başarıyla vermiştir. Kıbrıs Türk Halkı’nın varlığını, hakkını ve eşitliğini muhafaza kararlılığı, geleceğin en büyük teminatıdır. Şüphesiz ana vatan bu yolda Kıbrıs Türkü’nün her zaman destek bulduğu, sonsuza kadar da bulacağı yerdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin her vatandaşı Kıbrıs davasını yüreğinde taşımakta, sizlerle üzülüp sizlerle sevinmektedir. Gücümüz, birliğimizden ve sarsılmaz gönül bağımızdan ileri gelmektedir.” diye konuştu.Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bişkek Temsilcisi Atınç Keskin de ata yurt Kırgızistan ile ilişkilerin geliştirilmesinin memnuniyet verici olduğunu ifade etti. Atınç Keskin, “Bugün ata yurt Kırgızistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilişkilerinin geliştirilmesi konusunda önemli bir köprü vaziyeti gören Temsilciliğimizin ata yurt Kırgızistan’daki faaliyetlerinin 12’inci yıl dönümünü kutlamanın da ayrıca haklı gururunu yaşamaktayız. Dile kolay tam 12 yıl önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’mizin Beşparmak Dağları ile ata yurt Kırgızistan’ımızın ulu Tanrı Dağları’nı bir araya getirdik. Başta turizmde nitelikli insan kaynağı ihtiyacı olmak üzere yüksek eğitim ve öğrenim alanlarında, sportif, sosyal ve kültürel faaliyetler çerçevesinde ata yurt Kırgızistan ile kurduğumuz ilişkilerimizin her geçen gün geliştiğini huzurlarınızda ifade etmek isterim.” sözlerini söyledi.Atınç Keskin, TRT AVAZ / MEDIAMANAS muhabirine verdiği röportajda da ülkenin kuruluş yıl dönümünü dostlarla birlikte kutlamaktan memnuniyet duyduğunu belirterek, “Bugün 15 Kasım 1983’te kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 35. kuruluş yıl dönümü için burada bulunmaktayız. Temsilciliğimiz bugün bu konuyla ilgili resepsiyon verdi. Açıkçası çok da mutlu olduk. Dostlarımızı bir arada görmekten dolayı mutlu olduk. Kırgızistan’da bizi seven insanların bu anlamlı günde sevincimizi paylaşması bizi fevkalade onurlandırmıştır. Sizlerin aracılığıyla Cumhuriyetimizi tekrardan kutluyor, teşekkür ediyorum.” dedi.Resepsiyona katılanlar TRT AVAZ /MEDIAMANAS Muhabirine verdikleri röportajlarda duygularını dile getirdi:Türkiye Cumhuriyeti Bişkek Büyükelçiliği Üçüncü Kâtibi Ayşe Aydoğdu, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasının yıl dönümünü kutlamak için burada bir araya geldik. Bunu Kıgızistan’da ata yurdumuzda yaptığımız için çok memnunuz. Biliyorsunuz Kırgızistan’da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bir temsilcisi var. Burada bir Büyükelçimiz var. İlk defa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Büyükelçisi bu güzel günü Kıgızistan’da kutluyor. Bu da ayrıca memnuniyet verici bir durum.” dedi.Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Bişkek Program Koordinatörü Ali Muslu, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35. yılını Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ve şahsım adına tebrik ediyorum. Malum, geçmişte çok acılar yaşandı. İnşallah bundan sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, dünya siyasetinde ve halklar arasındaki yerini alacaktır. Buna inancımız sonsuz. Bizim de Türkiye olarak, bir Türk vatandaşı olarak, bu konuda elimizden gelen gayreti göstereceğimizi ifade etmek istiyorum.” dedi.T.C. Bişkek Büyükelçiliği Kültür ve Tanıtma Müşaviri Doç. Dr. Nuri Şimşekler, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’mizin kuruluş yıl dönümünü bugün ata topraklarında, ata yurtta kutlamanın büyük sevincini ve gururunu yaşıyoruz. Bu vesileyle gönlümüzde her zaman en önemli yere sahip olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni, kardeşlerimizi, vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasında emeği geçen vefat etmişlere Allah’tan rahmet diliyoruz. Hep birlikte aynı gönülde, aynı güzelliklere hizmet etmek dileğiyle selamlıyor, herkese sağlık diliyorum.” dedi.Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Anvarbek Mokeyev, “Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bişkek Temsilciliği’nde hepimiz yavru vatanımız olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35. yıl dönümünü kutlama törenine katılıyoruz. Ben çok gurur duyuyorum. Asırlar boyu bağımsızlık için mücadele eden Kuzey Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin uluslararası kurumların tarafsızlığıyla inşallah gelecekte bağımsızlığı uluslararası düzeyde tanınan bir devlet olacağına inanıyorum. Tabii Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin halkı bu yolda büyük kayıplar, şehitler verdi. Kırgızistan’ın Türkiye Büyükelçiliği’nde çalıştığım dönemde, Kırgızistan’ın Tahran Büyükelçiliği’nde müsteşar olarak çalıştığım dönemde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en kuvvetli, en kararlı ve ilk Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf Denktaş ile de birkaç defa görüşmüştük. Biz kendisinin bağımsızlık yolundaki mücadelesini ve kararlılığını biliyorduk. O da her zaman ‘İnşallah bir gün gelecek ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olacaktır.’ diyordu. Biz de onun dilek ve temennilerini aynen destekliyorduk ve şimdi de desteklemeye devam ediyoruz. İnşallah rahmetli Cumhurbaşkanı’mızın dilekleri gerçekleşecek ve emellere ulaşılacak. Fırsattan yararlanarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35. yıl dönümünü kutluyor, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan kardeşlerimizi en kalbi duygularımla tebrik ediyorum.” dedi.Program ikramlarla sona erdi.KKTC Bişkek Temsilcisi Atınç Keskin aynı gün MEDIAMANAS'ın canlı yayın konuğu olarak, KKTC'nin 35. kuruluş yıl dönümü ve ülke hakkında bilgi verdi.MEDIAMANAS

KKTC'nin kuruluşunun 35. yıl dönümü

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, KKTC'nin kuruluşunun 35. yıl kutlamaları münasebetiyle düzenlenen törenlere katılarak konuşma yaptı.Oktay, KKTC'nin kuruluşunun 35. yıl dönümü dolayısıyla Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, kuruluş yıl dönümü vesilesiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan adına Ada'da bulunmaktan ve bu bayram coşkusunu Kıbrıslılar ile paylaşmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi.Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın içten kutlama dileklerini, selam ve sevgilerini ileten Oktay, "Hak ve eşitlik mücadelesinde nice badireler atlatan ve birçok zorluğa göğüs geren Kıbrıs Türkü'nün sabrı ve dirayetinin ayrılmaz parçası olduğu Anavatan için bir gurur kaynağıdır." diye konuştu.Oktay, Kıbrıs Türkü'nün mücahitlerinden aldığı azimle, uygarca yaşama hedefine kararlılıkla ilerlemesinin her türlü takdirin üzerinde olduğunu belirtti.15 Kasım 1983 tarihinde kurulan KKTC'nin Kıbrıs Türkü'nün özgürlük mücadelesinin en anlamlı eseri ve Ada üzerindeki vazgeçilmez haklarının teminatı olduğunu vurgulayan Oktay, Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş başta olmak üzere, Kıbrıs Türk halkının var olma mücadelesinde emeği geçenleri rahmet ve şükranla yad etti.Kıbrıs meselesinin Rumların Kıbrıs Türklerini 1960'ta kurulan ortaklık devletinden dışlayarak devleti gasp etmeye çalıştıkları 1963 yılından bu yana, uluslararası toplumun gündeminde olduğunu anımsatan Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:"Yarım asrı aşan bu süreçte Kıbrıs Türk halkı başından itibaren çözümden ve uzlaşıdan yana olmuş, iyi niyetle ve kararlılıkla müzakere sürecine sahip çıkarak Rumların bozduğu ortaklığı yeniden tesis edebilmek için her zaman yapıcı bir yaklaşım sergilemiştir. Bugün Ada'nın halen çözüme ulaşmamış olmasının nedeni, maalesef çözümsüzlüğü şiar edinen Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmaz tutumudur. Kıbrıs Konferansı 2017 Temmuz ayında Rum tarafının bu tutumu nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Rumlar o tarihten bu yana Kıbrıslı Türklerle siyasi eşitlik temelinde ortaklık kurma ve siyasi gücü paylaşma niyetlerinin bulunmadığını açıkça ortaya koymuştur. Kurduğunuz devlet, Ada’nın kurucu ve eşit iki parçasından biridir. Kıbrıs Rum tarafının bu gerçeği sulandırma yönündeki çabalarına bugüne kadar izin verilmemiştir, bundan sonra da verilmeyecektir.”Oktay, hedeflerinin Kıbrıs Türkü’nün siyasi eşitliğinin sağlanması ve Ada’daki meşru haklarının, güvenliğinin ve refahının garanti altına alınması olduğunu dile getirdi.Bu hedef doğrultusunda Türk tarafının 50 yıldır yapıcı ve yaratıcı fikirler sunduğunu, her türlü yöntemi denediğini ancak bu çabaların Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle her seferinde akim kaldığını vurgulayan Oktay, bugün Kıbrıs Türk halkının hala birçok alanda ambargo ve kısıtlamalara maruz kalmasının akıl, vicdan ve insaf sınırlarını zorladığını aktardı.Kıbrıs Türk halkının hak ettiği refah seviyesine ulaşmasının engellenmesine ve mevcut statükonun sürdürülmesine izin vermeyeceklerini vurgulayan Oktay, şu değerlendirmelerde bulundu:"Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşmesi önündeki engellerin kaldırılması uluslararası toplum için de hem siyasi hem ahlaki bir yükümlülüktür. Tüm olumsuzluklara rağmen, Türk tarafının çözüme yönelik siyasi iradesi her zamankinden daha kuvvetlidir. Ancak, BM Genel Sekreteri’nin İyi Niyet Misyonu Raporu'nda da işaret ettiği üzere, gelinen aşamada artık yeni fikirlere ve önerilere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu minvalde, ucu açık müzakere süreçlerinin, Ada’daki mevcut gerçekleri göz ardı eden yaklaşımların bir tarafa bırakılması gerekmektedir. Anavatan ve garantör Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çözüm için her zaman olduğu gibi omuz omuza birlikte çalışmaya devam edeceklerdir."Oktay, yeni keşfedilen hidrokarbon kaynaklarının Ada’yı daha büyük bir cazibe merkezi haline getirdiğini anımsattı.Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının Ada'nın barış ve refah merkezi haline gelmesi için bir fırsat olarak kullanılması gerektiğini her zaman savunduğunu, savunmaya da devam edeceğini ancak Rum tarafının tek yanlı faaliyetleriyle, doğal kaynakları da paylaşma niyetinde olmadığını açıkça ortaya koyduğunu söyleyen Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:"Ada’nın tek sahibi olduğunu zanneden Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türkü’nü yok sayan girişimlerine göz yummayacağımızı, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının Doğu Akdeniz’deki meşru hak ve menfaatlerini her zaman, her şartta ve her şekilde korumaya devam edeceğimizi buradan bir kez daha vurgulamak istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın da belirttiği gibi, bölgede Türkiye’nin yer almadığı her türlü girişim başarısızlığa mahkumdur. Kıbrıs, bizim milli davamızdır. Kıbrıs Türk'ünün her zaman yanında durduk, durmaya da devam edeceğiz. KKTC’nin gelecek tasavvuru için de uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli mücadeleyi dün olduğu gibi bugün de vereceğiz."Oktay, Türkiye olarak sadece KKTC konusunda değil, uluslararası toplumu ilgilendiren tüm konularda, iyi niyetle ve yapıcı katkılar sağlayarak, ortak anlayış ve ortak akla dayanan çözümlerden yana olduklarını ifade etti."Oldu bittilere izin vermedik, vermeyeceğiz"Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki çok yönlü dış politikanın onurlu bir duruşa ve güçlü ilkelere dayandığını dile getiren Oktay, şunları kaydetti:"Yaşanılan haksızlıklara karşı duruşumuz ve mazlumun yanında oluşumuz tüm dünyaca bilinmektedir. Dış politikada sürdürdüğümüz kararlılığımızı ve dik duruşumuzu halen anlamayanlar varsa buradan bir kez daha sesleniyorum. Geçmişte olduğu gibi bugün de dış politika ilkelerimizden ve onurlu duruşumuzdan taviz vermeyeceğiz. Ne sahada ne masada oldu bittilere izin vermedik, vermeyeceğiz. Biz bir yerde yanlışlık varsa bunu dile getiririz. Haklı ve dik duruşumuzu Kıbrıs’ta, Suriye’de ve Libya’da da aynı kararlılıkla sergilemeyi sürdüreceğiz. Uluslararası toplumu ilgilendiren konularda kimi ülkelerin tek taraflı müdahalelerini ve sadece kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmelerini kabul edemeyiz. Gayemiz, güncel uluslararası sorunlara, bazı ülkelerin bakış açısına ve çıkarlarına göre değil uluslararası hukukun gereğine göre adil ve kalıcı çözümler bulunmasıdır."Oktay, KKTC'nin aradan geçen 35 yılda büyük mesafe kat ettiğini, demokratik, çoğulcu, insan haklarına saygılı, müreffeh toplum sistemini her geçen gün pekiştirdiğini, kurulduğu yıldan bu yana hem Ada’da hem Doğu Akdeniz’de barış ve istikrarın ana unsuru olduğunu belirtti.KKTC’nin kalkınmasının, kendine yetebilen, küresel şartlara uyumlu, rekabetçi ve sürdürülebilir ekonomik düzene sahip olabilmesinin öncelikli hedefleri olduğuna dikkati çeken Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:"Bugün turizm ve eğitim sektörlerinde ulaşılan düzey, Kıbrıs Türkü’nün haklı gururudur. KKTC her iki alanda da bölgesinde merkez olabilecek imkan ve kabiliyetlere sahiptir. Büyük turizm yatırımları, giderek artan sayıda turisti KKTC’ye çekerken, yükseköğretim kurumları da birçok ülkeden öğrenciye yüksek kalitede eğitim sunmaktadır. KKTC’de büyük çaplı altyapı projelerinin hayata geçirilmesine ve ekonomik kalkınma programlarının uygulanmasına devam edilecektir. Bunların yanı sıra, ekonomik yapının ve mali sisteminin güçlendirilmesi zaruridir. İçinde bulunduğumuz yıl içerisinde Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak ekonomik ve mali birçok sınamayla karşı karşıya kaldık. Her zaman olduğu gibi tüm bu zorluklardan birlikte güçlenerek çıkacağız. Türkiye, Kıbrıslı Türk kardeşleriyle tam bir dayanışma içinde olmaya devam edecektir."Oktay, KKTC’nin geleceğine ümitle bakmasının ancak genç nüfusunun bilinçli ve donanımlı bir şekilde yetiştirilmesiyle mümkün olacağını söyledi.Türk milletinin tarihten aldığı cesareti, kahramanlığı, adalet ve hakkaniyete olan bağlılığı ile mazlumların her zaman yanında olması Kıbrıslı Türk gençlerine kalan değerli bir miras olduğunu söyleyen Oktay, "Kuzey Kıbrıs'ın gençlerinin ortak tarihimizden almış oldukları bu mirası gönül köprüleri kurarak geleceğe taşıyacaklarına ve yükselen KKTC’nin asli unsuru olacaklarına inanıyorum. Donanımlı ve farkındalığı yüksek bir genç nesil adada kalıcı bir siyasi çözüm yolunda da Kıbrıs Türkü’nün elindeki en önemli değerdir. Anavatan ve garantör Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da özverili desteğini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine sağlamaya devam edecektir." ifadelerini kullandı.Oktay, KKTC'nin kurulmasını ve bugünlere ulaşmasını canları pahasına sağlayan aziz şehitleri rahmetle, kahraman gazileri şükranla andı.TRT AVAZ 

Bakü'de Türkiye Mezunları Buluşması

Türkiye'de lisans, yüksek lisans ve doktora düzeylerinde eğitim alıp ülkesine dönen Azerbaycanlı mezunlar, başkent Bakü'de bir araya geldi.Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığınca (YTB) Azerbaycan'da ilk kez düzenlenen programa, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, YTB Başkanı Abdullah Eren, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Türkiye'nin Bakü Büyükelçisi Erkan Özoral, Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Desteği Konseyi Başkanı Azay Guliyev, milletvekilleri ve 500'ün üzerinde Türkiye mezunu katıldı.İstiklal Marşı ve Azerbaycan Milli Marşı'nın okunmasıyla başlayan etkinlikte konuşan Bakan Kasapoğlu, Azerbaycan ve Türkiye'nin kaderinin, arada coğrafi sınırlar olsa da gönül birliğiyle birbirine bağlı olduğunu söyledi.Kasapoğlu, iki ülkenin gerçekleştirdiği enerji ve ulaştırma projelerinin çok iyi meyveler verdiğini ifade ederek, "Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ortak projeler bölgeye damgasını vurdu ve vurmaya da devam edecek. Bu projeler iki ülkenin yüz akı olarak yarınlara dair ümitlerimizi güçlü kılıyor." dedi.Türkiye'nin uğradığı her saldırının Azerbaycan'ı derinden üzdüğünü dile getiren Kasapoğlu, "15 Temmuz gecesi milletimiz FETÖ'nün hain darbe girişimine karşı mücadele ederken, Türkiye ile ilk temas kuran ülkenin dost ve kardeş Azerbaycan olduğunu hiçbir zaman unutmayız." şeklinde konuştu.Kasapoğlu, Azerbaycan ve Türkiye'nin her alanda birbirinin ortağı konumunda olduğunu vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:"Bu ortaklığın en değerlilerinden biri eğitim alanındaki iş birliğimizdir. Türkiye 26 yıldır Azerbaycanlı kardeşlerimize üniversitelerinde ev sahipliği yapıyor. Bu çalışmalar merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal zamanında başladı. Bu çalışmalar vesilesiyle pek çok Azerbaycanlı kardeşimiz Türkiye'de eğitim görme fırsatı buldu. Bu çalışmalar zamanla hızını kaybetti ancak sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde yeniden canlandırıldı. Türkiye'mizde hala 160 farklı ülkeden 16 bin öğrenci burslu eğitim alıyor. Onlar rahat eğitim görsünler diye her türlü desteği veriyoruz."Mezunları Türkiye'nin gönüllü elçisi olarak gördüklerini belirten Kasapoğlu, "Türkiye'nin sizlere dair hayalleri var. İstiyoruz ki öğrencilerimiz Türkiye'den ayrıldıktan sonra başarı dolu bir hayata adım atsınlar ve attıkları her adım onları parlak geleceğe taşısın. Mezunlarımız arasında çok önemli görevlerde olan arkadaşlarımız, kardeşlerimiz var. Onlarla gurur duyuyoruz. Onların başarıları sadece Azerbaycan'ın değil Türkiye'nin de iftihar vesilesidir." ifadelerini kullandı.Günümüz dünyasının ihtiyacı olan sevgi ve kardeşliğin bu coğrafyada asırlarca ortak yaşama kültürü olarak tecrübe edildiğini vurgulayan Kasapoğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:"Bütün insanlık için barış ve huzur dolu bir dünya istiyoruz. Nice medeniyetler inşa ederek bugünlere taşıdığımız barış ve dostluk iklimini bütün insanlıkla paylaşmak istiyoruz. Yunus Emre Enstitüsü, TİKA, YTB gibi pek çok kurumumuzla dünyaya açıldık. Barış ve dostluk mesajımızı bizden binlerce kilometre uzaklıktaki insanlara ulaştırıyoruz. Sesini duyuramayanların sesi olmaya çalışıyor, yardıma ihtiyacı olanların imdadına koşuyoruz. Bu bizim tarihi misyonumuzdur. Tarih boyunca mazlumların yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Türkiye artık bir umut ülkesidir."Türkiye'nin Bakü Büyükelçisi Erkan Özoral ise Türkiye'de öğrenim gören en büyük yabancı öğrenci grubunu Azerbaycanlı gençlerin oluşturduğunu belirterek, "Mezun olan 125 bin kişi Türkiye ile Azerbaycan arasındaki en kuvvetli gönül bağını oluşturmaktadır. Bu nedenle biz geleceğe daha büyük bir umutla bakıyoruz." dedi.Özoral, Türkiye olarak Azerbaycan'ın gelişmesini ve güçlenmesini arzu ettiklerini ve bu uğurda ellerinden gelen çabayı gösterdiklerini söyledi.- "Yurt dışındaki en büyük mezun buluşması Bakü'de"YTB Başkanı Eren de Türkiye'nin uluslararası eğitim alanında 1992'den itibaren inanılmaz bir çaba gösterdiğini söyledi.Türkiye'de bugün 20 bin Azerbaycanlının eğitim gördüğü bilgisini paylaşan Eren, "Mezun buluşmalarına çok önem veriyoruz. 19 ülkede 22 mezun derneğimiz var. Sene sonuna kadar bu rakamı 30'a, 2019'un sonunda da 50'ye çıkarmak istiyoruz." dedi.Eren, basın mensuplarına yaptığı açıklamada da "Yurt dışındaki en büyük mezun buluşmasını Bakü'de gerçekleştirdik. YTB olarak mezun derneklerini destekliyoruz ve cesaretlendiriyoruz. Azerbaycan'da da çok ciddi bir mezun potansiyelimiz var. Mezun potansiyelinin iki ülke arasındaki ilişkilere ciddi şekilde katkı sağlaması lazım. Azerbaycan'daki mezunlarımızın bu potansiyele yakışır şekilde faaliyetler yapacağına inanıyoruz." ifadelerini kullandı.Etkinlikte, alanında fark yaratmış, önde gelen Türkiye mezunlarına ödüller takdim edildi.Azerbaycan Milli Konservatuarı öğretim görevlisi Memmedeli Memmedov yönetimindeki orkestranın müzik dinletisi sunduğu etkinlikte, Türk mutfağından çeşitli tatlar ikram edildi.TRT AVAZ 

Kırgızistan ve Özbekistan'ın meclis başkanları bir araya geldi

Kırgızistan ve Özbekistan'ın meclis başkanları, Bişkek'te ikili ilişkileri masaya yatırdı.Kırgızistan ve Özbekistan meclis başkanları Bişkek'te bir araya geldi.Kabar ajansı'nın bildirdiğine göre, Meclis (Cogorku Keneş) Başkanı Dastanbek Cumabekov, Özbekistan Meclis Başkanı Nurdincan İsmailov’u makamında kabul etti. İsmailov’un ziyaretinin iki ülke arasındaki dostluk ve ortak ilişkilerin gelişmesi için önemli olduğuna işaret eden Cumabekov, “Halklarımız ve ülkelerimiz arasındaki karşılıklı anlayış ve destek düzeyine değer veriyoruz. Daha önce varılan anlaşmaların uygulanması, işbirliğini güçlendirecek ve daha fazla işbirliği için yeni olasılıklar yaratacaktır. Kırgız-Özbek ilişkilerini güçlendirmek ve genişletmek için çaba göstermemiz gerekiyor.” dedi.OŞ'TAKİ ÖZBEK AZINLIK İLİŞKİLERDE ARTIK BİR KÖPRÜ, PROBLEM DEĞİLKırgızistan Meclis Başkanı Dastanbek Cumabekov da Özbek mevkidaşı gibi “Kırgız-Özbek ilişkilerini güçlendirmek ve geliştirmek için çaba göstereceğiz.”dedi. Cumabekov ayrıca, 1 Eylül’de ülkenin güney başkenti Oş’ta açılışı yapılan Kırgız-Özbek Okulu için Özbek tarafına teşekkürde bulundu.İki ülkede de çeşitli kültürel etkinliklerin yapıldığına dikkat çeken Cumabekov, dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un 90. yıldönümü Özbekistan’da geniş olarak kutlanması dolayısıyla Özbekistan’lı mevkidaşına teşekkür etti.Öte yandan, mevkidaşına sıcak karşılamaları için teşekkür eden Özbekistan Meclis Başkanı Nurdincan İsmailov, ülkeler arasındaki ikili ilişkilerin ekonomi, siyasi, kültür dahil çok alanlardaki işbirliği sayesinde geliştiğini kaydetti.Toplantı bitiminde Cumabekov, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Parlamenter Asamblesi Başkanı sıfatında Özbek mevkidaşı İsmailov’u 20-21 Kasım tarihlerinde Türkiye’nin İzmir şehrinde yapılacak olan TÜRKPA 8. Toplantısına davet etti.

TÜRKSOY Halk Çalgıları Japonya Turnesi: Kawasaki'de Türk Dünyası Melodileri

TÜRKSOY Halk Çalgıları Orkestrası Japonya Turnesi, 14 Kasım 2018 tarihinde Japonya’nın Kawasaki şehrinde gerçekleştirilen konserle devam etti.12 ülkeden 50 sanatçının katıldığı turnenin Japonya’daki ilk büyük konseri olan etkinlik, Kawasaki şehrinin en görkemli konser salonu olan Culttz Kawasaki Konser Salonu’nunda gerçekleştirildi. Konser oncesinde TÜRKSOY heyeti ve Kawasaki Belediyesi yetkililileri bir araya gelerek olası işbirlikleri üzerine görüş alışverişinde bulundu.Saat 18.45'de başlayan konserde sanatseveleri Kazakistan’ın Tokyo Büyükelçisi Yerlan Baudarbek-Kozhatayev ve Türkiye’nin Tokyo Büyükelçisi Murat Mercan selamladı. Kazak Büyükelçi Kozhatayev konuşmasında TÜRKSOY’un Türk dünyası için önemine değinerek,''TÜRKSOY bundan 25. yıl önce kuruldu. Kuruluşundan bu yana geçen sürede pek çok ilke imza attı.Şimdi sırada ortak kültürümüzü Japonya'da tanıtmak var.  TÜRKSOY Halk Çalgıları Orkestrası'nın Japonya turnesi'nde işbirliği gerçekleştirmekten dolayı çok mutluyuz. Başarılar diliyorum'' dedi.Türk Büyükelçi Murat Mercan ise, TÜRKSOY’un girişimleri ile hayata geçen turne’nin sadece Japonya –Türkiye ilişkileri açısından değil, Tüm Türk dünyası arasında ve Japonya ile olan ilişkilerde olumlu katkı sağlayacağının altını çizerek TÜRKSOY'un kuruluşunun 25. yılını kutladı.Yaklaşık 90 dakika süren konserde Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Türkiye, Başkurdistan (RF), Hakasya (RF), Tıva (RF), Saha-Yakut (RF), Gagavuz Yeri (Moldova) ve Moğolistan geleneksel müzik ustaları, solist sanatçılar ve dansçılar sahne aldı.Konserin sonunda coşkulu alkışları ile beğenilerini ifade eden Japon sanatseverler, uzun süre boyunca salondan ayrılmayarak, sanatçılarla fotograf çektirmek için sıraya girdi.TÜRKSOY Halk Çalgıları Orkestrası Japonya Turnesi, 15 Kasım’da Yokohama,16 Kasım’da Tokyo, 18 Kasım’da Hamamatsu ve 20 Kasım’da Tokyo şehirlerinde gerçekleştirilecek konserlerle devam edecek.

Türk ülkelerinin istihbarat servisleri Kırgızistan'da bir araya geldi

Türk Konseyi'nin düzenlediği Türk Dili Konuşan Ülkeler İstihbarat Servisleri 21. Konferansı, Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te düzenlendi.Kırgızistan'ın başkenti Bişkek, Türk Dili Konuşan Ülkeler (Türk Konseyi) İstihbarat Servisleri 21. Konferansı'na ev sahipliği yaptı.Kırgızistan Milli Güvenlik Devlet Komitesinden yapılan açıklamaya göre, Kırgızistan Milli Güvenlik Devlet Komitesi (KMGK) Başkanı İdris Kadırkulov'un başkanlığında Türk Dili Konuşan Ülkeler İstihbarat Birimleri Konferansı'na Azerbaycan, Kazakistan, Türkiye ve Özbekistan'dan istihbarat birimlerin yöneticileri ve temsilcilerinin yanı sıra diğer ülke gözlemcilerinin katıldığı belirtildi.PROTOKOL İMZALANDIKonferansta, Afganistan ve Suriye ile Irak sınırlarındaki silahlı çatışma bölgesinde yaşanan son gelişmeler ve bunun Türk Konseyi üye devletlerinin güvenlik durumu üzerindeki etkilerinin ele alındığı kaydedildi. Açılış konuşmasının ardından Afganistan, Suriye ve Irak sınırlarındaki son gelişmelere ilişkin rapor sunumunun yapıldığı aktarıldı.Konferansın sonunda, üye ülke istihbarat birimleri arasında terörle mücadele konusunda varılan anlaşmaların uygulanmasına yönelik tedbirlerin alınması ve uygulanması konusunda gerekli kontrolün sağlanması kararlaştırıldı.Türk Dilli Devletler İstihbarat Servisleri Konferansı'nın kurulmasına ilişkin protokol, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye ve Türkmenistan tarafından 20 Mayıs 1998'de imzalanmıştı. Türk Dili Konuşan Ülkeler devlet başkanları en son Kırgızistan'ın Çolpon-Ata kentinde 3 Eylül 2018'de bir araya gelmişti.

Türk Dünyasının Genç Şairleri Semerkant'ta Buluştu

Özbekistan'ın Semerkant kentinde Türk dili konuşan ülkelerden genç şairlerin katılımı ile 'Semerkant Şiir Akşamları' programı başladı.Türk dili konuşan ülkelerden genç şairler, 14-16 Kasım tarihleri arasında Özbekistan'ın Semerkant kentinde düzenlenen "Semerkant Şiir Akşamları" programında buluştu. Programa Özbekistan,Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye ve Türkmenistan'dan şairler katıldı. Türkiye adına ise etkinliğe Avrasya Yazarlar Birliği üyesi Ali Oktay Özbayrak katıldı.Program, Türk halkları arasındaki edebi ilişkileri güçlendirmeyi hedefliyor. Üç günlük program çerçevesinde şiir dinletisi, yuvarlak masa toplantıları, ünlü şairlerle görüşmeler yapılacak. Etkinlik Özbekistan Gençler Birliği ve Özbekistan Yazarlar Birliği'nin destekleriyle düzenleniyorKabar.kg 

KKTC'nin 35. kuruluş yıl dönümü Bakü'de kutlandı

KKTC'nin Azerbaycan Temsilcisi Ufuk Turganer'in ev sahipliğinde düzenlenen resepsiyona, Milletvekilleri, Azerbaycan'da faaliyet gösteren Türk kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, iş adamları ve çok sayıda davetli katıldı.İstiklal Marşı ve Azerbaycan Milli Marşı'nın okunduğu resepsiyonda konuşma yapan Turganer, 35 yıl önce kurulan demokratik, laik ve çağdaş bir hukuk devleti olan KKTC'nin uluslararası toplumun haksız baskı ve insanlık dışı ambargolarına rağmen Kıbrıs Türklerinin iradesi ve Türkiye'nin desteğiyle günden güne geliştiğini ve güçlendiğini söyledi.Türkiye'nin adadaki askeri varlığının Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında sürdürülebilir, adil ve kalıcı bir çözüm bulunana kadar Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlayan en önemli unsur olduğunu vurgulayan Turganer, "Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli ve siyasi eşitliğe dayalı kalıcı bir anlaşmaya varmak için 50 yıldan bu yana BM himayesinde müzakereler yürütülmüştür. Kıbrıs Türk tarafının adada adil ve kalıcı bir çözüm bulunması için gösterdiği iyi niyet ve yapıcı yaklaşımlar Kıbrıs Rum tarafından karşılık görmemiştir." ifadelerini kullandı.Kıbrıs Türklerinin yüce Türk ulusunun ayrılmaz bir parçası olmanın gururunu yaşadığını dile getiren Turganer, "Kıbrıs Türk halkı, diline, dinine, milletine, vatanına, bayrağına her zaman sahip çıkmıştır ve çıkmaya da devam edecektir." şeklinde konuştu.Azerbaycan Basın Konseyi Başkanı Milletvekili Eflatun Amaşov da KKTC'nin 35. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Kıbrıs Türklerini kutladı. Azerbaycanlıların KKTC ve Kıbrıs Türklerini çok sevdiğini vurgulayan Amaşov, KKTC'nin sağlık ve eğitim alanlarında çok önemli başarılar elde ettiğini kaydetti.Resepsiyonda, Türk Hava Yolları tarafından çekilişle katılımcılardan birine KKTC'ye uçak bileti hediye edildi.Resepsiyonda, konuklara Türk mutfağından lezzetler ikram edildi.TRT AVAZ 

Cengiz Aytmatov Doğumunun 90. Yılında İstanbul’da Anıldı

Programa, Kırgız Cumhuriyeti Milletvekilleri Aalı Karaşev ve Kanıbek İmanaliyev, Kırgızistan Ankara Büyükelçisi İbragim Cunusov, Kırgızistan İstanbul Başkonsolosu Erkin Sopokov, Aydın Üniversitesinden Prof. Dr. Yadigâr İzmirli, Prof. Dr. Türkay Bulut, Prof. Dr. Kâzım Yetiş, Prof. Dr. Şuayip Karakaş, Kırgız-Türk Manas Üniversitesinden Prof. Dr. Osmanakun İbrayimov katılarak, Cengiz Aytmatov’un hayatı ve eserleri ile ilgili konuşma yaptılar.Program Kırgızistan İstanbul Başkonsolosu Erkin Sopokov’un kapanış konuşmasının ardından, teşekkür plaketlerinin takdimi ve resim sergisinin gezilmesiyle tamamlandı.

Ekonomide faiz krizi...

NECDET BULUZŞu noktaya dikkat:Alınan onca önleme rağmen piyasalardaki durgunluk sürüyor. Halk deyimi ile “dal kımıldamıyor.”Pahalılık sürüyor, buna bağlı enflasyon yükseliyor.Bankalar % 15-20 arasında faiz yarışına girdi.Parası olan parasını faize veriyor. Harcamaktan kaçınıyor. Dövizdeki beklentiler faizlerdeki yükselmeye bağlı şimdilik olduğu yerde duruyor. Faizlerde inme beklendiği anda faizde yükselmenin olacağı endişesi halen giderilemedi.Faizlerin bu kadar tavan yaptığı bir ekonomide döviz belli noktada durabilir, bunu bu şekilde frenlemek mümkündür ama işte piyasalarda “dalın kıpırdamaması” buradan kaynaklanıyor.Bu durumda ekonomideki beklentilerde iyileşme olabilir mi?Bunun yanıtını İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan bakınız ne şekilde veriyor, kendisini dinleyelim:"Bazı ülkeler enflasyona, bazı ülkeler işsizliğe hassas. Türkiye ekonomisi, Türk toplumsal hayatı da dövize hassas. Dövizin mutlaka dengeye oturması çok önemliydi. Şu anda o konuda önemli, pozitif gelişmeler var. Bunun arkasından enflasyonu dengelememiz gerekiyor. Türkiye'nin yeniden hiper enflasyonu yaşama lüksü yok. Enflasyon bütün kötülüklerin anası-babası. Çift haneli enflasyonun en kısa zamanda hayatımızdan çıkması gerekiyor. Tabi biraz zaman alacak, burada biraz sabra ihtiyacımız var. Ardından da faizlerin dengeye oturması gerek. Faizlerin şu an en yüksek seviyesinden geriye doğru gidişini görmekteyiz ama bunun Türk sanayisi için rekabet edebilir faiz oranı olduğunu söylemek mümkün değil. Bu faiz oranları ile Türkiye'nin bırakın yeni yatırım yapması, mevcudu bile sürdürmesi mümkün değil. Bu yüzden mutlak suretle enflasyon ve faizleri, finansal istikrarın çizgisi içinde makule getirmemiz gerek. Belki Hazinenin faizleri bir iki puan düşüyor, bu sevindirici ama bankaların oluşturduğu kaynak noktasında henüz enflasyona bağlı olarak daha mevduat faizlerini düşürmesi adına elleri çok güçlü değil. Dışarıdan da henüz istenen ölçüde, güçlü, Türkiye'yi rahatlatacak maliyetli fon akışı sağlanmış değil".”Ekonomide sorunlar bu kadar mı?Hiç kuşkusuz değil.İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan'a göre Türkiye ekonomisini sıkıntıya sokan bazı başlıklar şunlar: Özel sektörün döviz borcu: Reel sektörün çok ciddi döviz yükümlüğü var. Dövizde oynama olduğu zaman Türk şirketlerinin bilançolarında ciddi bir tahribat oluşuyor. Tasarruf eksikliği: Temel problemimiz şu; ne yazık ki biz kendi tasarruflarımızla borçlanmıyoruz. Öyle olunca da tabii yurt dışındakilerin tasarrufuna ihtiyacınız var. Bu nedenle özel sektörün borç yükünün ötesinde bu borcun kaynağının yabancı finansman olması sorunu Türkiye’nin temel problemi. KDV yük oldu: Tüketim vergisi diye hayatımıza giren KDV, tüketim vergisi olmaktan çıkmış sanayicilerin üzerinde muazzam bir finansman yükü haline gelmiş. Geçen yılın en büyük 500 sanayi şirketinin 7-8 milyar lira seviyesinde KDV yükü var. Reel sektör üzerinde tahminimiz 70-80 milyar liralık KDV yükü var. Haksız rekabet, kayıt dışının en temel nedenlerinden birisi KDV. Bu haliyle KDV'nin Türkiye'nin menfaatlerine ve gerçek anlamda girişimciliğine fayda mı zarar mı getirdiği konusunda şüphelerim var. Bunun masaya yatırılması lazım.Konuyu toparlayalım:İçinde bulunduğumuz ekonomik durum kırılganlığını koruyor. Faizlerin yükselişinden yakınmamıza rağmen, dövizdeki yükselişi bu şekilde önleyebildiğimiz görülüyor.Demek ki ortada dengesizlik var. Alınması gereken önlemler var. “Günü kurtarmak” anlayışından vaz geçip, köklü önlemlerle ekonomimizi ancak düzlüğe çıkarabiliriz. Bugünkü anlayışla da bunun şu an için mümkün olmadığını görmekteyiz.Zaten İTO Yönetim Kurulu Başkanı Bahçıvan’ın Türkiye ekonomisini sıkıntıya sokan nedenlerine kulak verdiğimizde konuyu daha iyi anlayabiliriz.necdetbuluz@gmal.comwww.facebook.com/necdet.buluz   

Dünya Halter Şampiyonası sona erdi

Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat'ta yapılan 2018 Dünya Halter Şampiyonası sona erdi. 1 Kasım’da başlayarak 10 gün süren yarışlara 94 ülkeden yaklaşık 800 halterci katıldı. Tüm grup ve vücut ağırlıklarında 180 madalya sahibini buldu.Çin Halk Cumhuriyeti’ni temsil eden halterciler 20 altın, 23 gümüş ve 10 bronz olmak üzere toplam 53 madalya ile birinci sırada yer alırken, Taylantlı sporcular 9 altın, 2 gümüş, 6 bronz madalya ile ikinci, Kuzey Koreli halterciler ise 9 altın, 4 gümüş, 3 bronz ile üçüncü sırada yer aldı.Şampiyonada kadın haltercilerin başarısı dikkat çekti. Çinli haltercilerden kadınlar erkeklere göre daha fazla madalya kazandı. Altın madalyaların 9’unu erkek sporcular, 11’ini kadın sporcular kazandı. Tayland’ın ise bütün altın madalyalarını kadın halterciler kazandı.Dünya Halter Şampiyonası'nın kapanış töreni Aşkabat Olimpiyat Köyü Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. Daha sonra erkekler ve kadınlar arasında grup sıralamasında kazananlara ödülleri verildi. Törende Uluslararssı Halter Federasyonu Başkanı Tamas Ayan, Federasyon flamasını önümüzdeki yıl Dünya Halter Şampiyonasının yapılacağı Taylantlı temsilciye teslim etti.Türkmenistan’ın şampiyonadaki ev sahipliği, organizasyondaki başarısı ve yüksek kaliteye sahip tesisleriyle, Uluslararası Halter Federasyonu temsilcileri, sporcular ve gazeteciler tarafından tam not aldı. Türkmenistan, geçtğimiz yıl da 60'ın üzerinde Asya ve Okyanusya ülkesinin katıldığı Kapalı Salon ve Savaş Sanatı 5. Asya Oyunlarına ev sahiplipği yapmıştı. Türkmenistan son yıllarda başarıyla gerçekleşrtidiği uluslararası spor organizasyonları ile dikkat çekiyor.TRT AVAZ 

Türkiye Cumhurbaşkanı Türkmenistan’ı ziyaret edecek

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en yakın zamanda Türkmenistan’ı ziyaret edeceği kaydedildi. Bu konu, Asya turu kapsamında Türkmenistan’a çalışma ziyaretinde bulunan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Türkmenistan Devlet Başkanı Sayın Gurbanguli Berdimuhamedov’un arasındaki görüşmede değerlendirildi.Türkiye’nin Aşkabat Büyükelçisi Mustafa Kapucu’nun da yer aldığı görüşmeden sonra Türkmen basınına değerlendirmede bulunan Bakan Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkmenistan’ı ziyaret edeceğini ve bununla ilgili konuyu bu kabulde görüştüklerini kaydetti.Türkmen Lider ile Bakan Çavuşoğlu görüşmesinde Türkmenistan ile Türkiye arasında bugüne kadar imzalanan ikili anlaşmalar kapsamında çeşitli sektörlerdeki işbirliği alanları ele alındı. Bu konuda özellikle ticaret, enerji, ulaştırma ve diğer sektörler masaya yatırıldı. Afganistan-Türkmenistan-Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye (Lapis Lazuli) Uluslararası Transit Koridorunun oluşumuna yönelik görüş alışverişinde bulunuldu.Bakan Çavuşoğlu, Türkmen Lideri’ne Türk işadamlarına sağladığı destekten dolayı teşekkür etti. Taraflar ayrıca insani alandaki münasebetleri, özellikle eğitim, bilim, kültür, sanat, spor ve turizm işbirliği imkanlarını masaya yatırdı.TRANSHAZAR BORU HATTI DA ELE ALINDI2 günlük çalışma ziyaretinde bulunan Bakan Çavuşoğlu, Türkmenistan Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Raşit Meredov ile Dışişleri Bakanlığı’nda bir araya geldi. Bu görüşmede Trans Hazar doğalgaz boru hattı projesi de ele alındı. Türkmen gazının Trans Anadolu (TANAP) hattıyla dünya pazarına ulaşmasına yönelik konuda görüş alışverişinde bulunuldu.12 Haziran’da Eskişehir’de TANAP doğalgaz boru hattı hizmete açılmıştı. Bu hatla Azerbaycan’dan Türkiye’ye doğalgaz akışı sağlanacak. Daha sonra TAP hattıyla Avrupa’nın güney bölgesinde doğalgaz sevkiyatının yapılması beklenmektedir.http://www.atavatan-turkmenistan.com