Özbekistan'da çevre sorunlarıyla mücadele etmeyi amaçlayan Ekoloji Partisi kuruldu.

Orta Asya'daki en büyük çevre felaketi olan Aral Gölü faciasının yaşandığı Özbekistan'da çevre sorunlarıyla mücadele etmeyi amaçlayan Ekoloji Partisi kuruldu. Ülkede faaliyet gösteren Ekoloji Hareketi, sivil toplum örgütü kimliğini değiştirerek siyasi parti olma kararı aldı. Başkent Taşkent'te düzenlenen Özbekistan Ekoloji Partisinin kuruluş kurultayına 250 delege katıldı. Hareketin lideri Bariy Alihanov, partinin genel başkanlığına seçildi.Alihanov, kurultayda yaptığı konuşmada, partinin başta Aral Gölü faciası ve onun sonuçlarının giderilmesinin yanı sıra çevre koruma meseleleriyle yakından ilgileneceğini kaydetti. Alihanov, amaçlarının ülkede ve bölgedeki çevre sorunlarını gündeme getirmek ve bu sorunlara çözüm bulmak olduğunu belirtti. Kurultayda, partinin merkez kurulu ve denetleme komisyonu oluşturulurken, tüzük ve programı da kabul edildi.Bir sivil toplum kuruluşu olarak 2008'de kurulan Özbekistan Ekoloji Hareketi, ülkedeki mevcut yasalara göre, herhangi bir seçime katılmadan parlamentonun alt kurulu olan Yasama Meclisinde 15 sandalye ile temsil ediliyordu.Kaynak: AA

BDT ülkelerinde en ucuz benzin Türkmenistan’da

Bağımsız Devletler Topluluğu’nda en ucuz benzin Türkmenistan’da satılıyor.150 Ülkede akaryakıt fiyatlarını günlük izleyen ve derecelendirme yapan Gobal Petrol Prays’n verilerine göre, Azerbaycan, Beyaz Rusya, Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Özbekistan, Rusya, Tacikistan ve özel statütüsyle Türkmenistan’dan oluşan BDT ülkeleri arasında benzin litre fiyatının en ucuz olduğu ülke 43 sent ile Türkmenistan, birinci srada yer alıyor.31 Aralık itibariyle   Türkmenistan, benzin fiyatları sıarlamasında dünyada benzinin en ucuz olduğu 7. Ülke statüsünde bulunuyor. Benzinin litresinin 0.43 Dolara satıldığı Türkmenistan; Venezuela, Sudan, İran, Kuveyt, Cezayir ve Nijerya’dan sonra 7. Sırada yer alıyor.Benzinin litre fiyatının en ucuz olduğu ülke 0.01 Dolarla Venezuelle olurken, litre fiyatının  2.04 Dolar olduğu Honk Gonk, benzin fiyatları sıralamasında birinci sırada yer alıyor.TRT Avaz 

TİKA'dan Kırgızistan'da kadınlara iş desteği

TİKA, Kırgızistan'da işsizlikle mücadele ve kadınların iş hayatına katılımına çeşitli projelerle destek sundu.Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığından (TİKA) yapılan yazılı açıklamaya göre, Kırgızistan Kadınlar Kongresi iş birliğiyle 2016-2018 yıllarında verilen temel bilgisayar eğitimi, dikiş nakış, diksiyon ve girişimcilik kurslarında başarılı olan kadınlara kendi işini kurma ve geliştirme konusunda destek sağlandı.Anadolu Ajansı'nın haberine göre Kırgızistan'da işsizliğin azaltılması amacıyla TİKA tarafından çeşitli alanlarda istihdam oluşturacak projeler gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada, "TOOLAI Moda Giyim" Konfeksiyon Atölyesi, Giyim Ürünleri Tasarım Atölyesi ve Yumurta Üretim Çiftliğine ekipman desteği sağlandığı belirtildi.Açıklamada, atölyeler ve çiftliğin faaliyete geçmesinin sağlandığı ve istihdam oluşturmalarının desteklendiği bildirildi. TİKA'nın desteğiyle kafeteryaya dönüştürülen bir fırında, çok sayıda engelli çocuğun da çalışması sağlandı.TİKA, tadilat ve donanım işlerinin 3 boyutlu çizimlerini yapan bir işletmenin kurulmasına da destek oldu.QHA

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, 2018 yılı hakkında değerlendirmelerde bulundu

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, "Dünyadaki ve bölgedeki olumsuz süreçlere rağmen 2018 ülkemiz için başarılı bir yıl oldu ve Azerbaycan çok yönlü ve dinamik gelişme kaydetti." dedi.Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, geçen yılın Azerbaycan için başarılı bir yıl olduğunu, çok yönlü ve dinamik gelişme kaydettiklerini söyledi.Anadolu Ajansı'nın haberine göre Aliyev, Bakanlar Kurulu Toplantısı'nda yaptığı konuşmada 2018 yılını değerlendirdi. Dış politikada bir dizi başarılar elde ettiklerini, Azerbaycan'la iş birliği yapmak isteyen ülkelerin arttığını belirten Aliyev, Ermenistan dışında tüm komşu ülkelerle ilişkilerinin yüksek düzeyde olduğunu kaydetti.Aliyev, Dağlık Karabağ sorunundan bahsederek,"Azerbaycan halkı ve devleti, hiçbir zaman işgali kabullenmeyecektir." dedi.Geçen yıl Azerbaycan'ın üçüncü uydusunun fırlatıldığını, Güney Gaz Koridoru'nun resmi açılış törenini gerçekleştirdiklerini, TANAP projesinin faaliyete geçtiğini, Alat Uluslararası Ticaret Limanı'nın açıldığını hatırlatan Aliyev, "2018'de petrol dışı sektör yüzde 1,8, sanayi üretimi yüzde 1,5, tarım sektörü ise yüzde 4,6 büyüdü. Döviz rezervimiz 45 milyar dolara ulaştı." ifadelerini kullandı.Aliyev, "Dünyadaki ve bölgedeki olumsuz süreçlere rağmen 2018 ülkemiz için başarılı bir yıl oldu ve Azerbaycan çok yönlü ve dinamik gelişme kaydetti."şeklinde konuştu.QHA

Turizmde de hedef büyüttük...

Necdet Buluz Dikkat ettiniz mi?Her turizm sezonu öncesi yetkililer yaptıkları açıklamalarda hedef büyütüp tahminleri aşan turist ağırlanacağını söylerler. Bu söylemler her yıl yinelenir. Ancak, bugüne kadar tahmin edilen turist sayısının tutturulamadığı gerçeğini de görmeliyiz.Turizmde birçok eksiğimiz var. Bu eksiklikler her yıl dile getirilir. Açıklamalar yapılır, ancak nedense bir türlü beklenen noktalar yakalanamaz. Temennimiz, bu kes belirlenen hedeflerin tutturulması, turizmde artık her alanda yüzlerin gülmesinin sağlanmasıdır. Hedef büyütmek güzel de bunu yakalayabilmek önemlidir. Şimdi, Turizm Bakanı Mehmet Ersoy Hollanda’da katıldığı turizm fuarında yaptığı açıklamada sektörün yeni hedefinin 70 milyon turisti ağırlamak olduğunu söyledi. Nitelikli turist getirmek için de THY ile anlaşma yapıldığını sözlerine ekledi.70 milyon turistin ağırlanması demek, 2019 sezonunda % 20 daha fazla turistin ağırlanması anlamına geliyor.Önce Turizm Bakanı Ersoy’un konu hakkındaki açıklamalarına bakalım:"Turist sayısında Türkiye rekorunu kırdık. Tahminen 45 milyon turist sayısını aşmış olacağız. 2019 yılında erken rezervasyon verileri oldukça iyi görünüyor. Özellikle Avrupa pazarında çok ciddi artış var. Ocak ayı ilk havalimanı verilerini Antalya'da almaya başladık. Antalya'nın havalimanı verilerinde ortalama yüzde 60 artış görüyoruz. Türkiye genelinde de ciddi bir artışın göstergesi. Hollanda'da yüzde 25-30 arası artış var. Umarım 2019 için bu rakamları yakalayacağız. 2023 için eski bir hedefimiz vardı, 50 milyon turist diye. Onu 2019 yılında 52 milyon turist olarak yakalarız diye düşünüyorum. Artık hedefleri yükselttik biliyorsunuz. Yeni hedefimiz 70 milyon turist, 70 milyar dolar gelir. Türkiye bu konuda uzmanlaştı. Önemli olan 70 milyar dolarlık kısmı yakalamak. Nitelikli turiste, konaklama günü ve harcaması yüksek turiste odaklanmamız gerekiyor. Bunlarla ilgili çalışmalarımızı yapmaya başladık. Nisan sonunda Antalya, Bodrum, Dalaman, İzmir havalimanlarına Avrupa'dan, Almanya'nın birçok kentinden, İngiltere, Rusya ve Körfez ülkelerinden direkt seferlere başlayacak. Protokolü haftalık 67 sefer olarak yaptık, ancak düzeltmeye giderek haftalık 80 sefere çıkardık. 2020 yılından itibaren THY bünyesine her yıl 50 yeni uçak katılacak. Bu turizm hamlesiyle 2023 yılına kadar Antalya, Bodrum, Dalaman havalimanlarına sefer sayılarını misliyle artırmaya gideceğiz. 500 tarifeli sefere kadar bu sayıyı çıkaracağız. Tarifeler açılmaya başlandı. Birkaç ay içinde kış tarifelerini de açacağız. THY kışın da uçmaya devam edecek. Sezonluk değil 12 aylık uçuş öngörülüyor. Turizmdeki hedeflere ulaşmak için diğer bir çalışma ise tanıtım. Tanıtım bütçeleri ve direkt tanıtım seferberliği başlatıldı. Ocak ayı itibarıyla Türkiye'ye en çok misafir veren ülkelerde Türk hükümeti direkt tanıtım çalışmalarına başladı. İngiltere, Almanya, Hollanda, Ukrayna, Rusya ve Körfez ülkelerinde, 15 Ocak'tan itibaren magazinlerde ve televizyonlarda yoğun tanıtım yapılacak. Bunu dijital tanıtım seferberliği takip edecek. Artık sayıya değil, gelire konsantre olacağız. "İlk bakışta alınan önlemlerin sevindirici ve umut verici olduğunu görüyoruz. Tanıtım eksikliğin de bu çerçevede giderilmesi yönünde çalışmalara ağırlık verilecek olması da ayrıca önemsenmelidir. Eğer söylendiği gibi turizmde hedefler tutturulabilirse bunun getirisinin bütçe açığının kapatılması ve cari açığın giderilmesinde önemli rol oynayacağını hemen söylemeliyiz. “Bacasız sanayi” turizm sektörü görebildiğimiz kadarı ile “can simidi” haline geldi.Özetleyelim:70 milyon turist demek, 70 milyar dolar gelir elde etmek demektir. Bunu da ancak nitelikli turistle elde edebiliriz.TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, nitelikli turist konusunda umutlu olduklarının altını çiziyor:"Bu yıl nicelikten niteliğe geçmeyi konuşmaya başladığımız bir sürecin de başlangıcı olacak. Ülkemize gelen turist sayısı ile birlikte kişi başı turizm gelirini artıracağımız bir döneme giriyoruz. Bu hedeflere ulaşmak için dünyada Türkiye'nin imajını yükseltecek etkinlik ve organizasyonlara sponsor olarak ülkemizin küresel rekabette öne çıkmasına katkı sağlıyoruz.”Turizm konusunda bugüne kadar yazdığımız yazılarda özellikle tanıtım eksikliğimizi dile getirmiş, nitelikli turist üzerinde durmuştuk. Bu konular şimdi gündemin başına oturtuldu. Sevindirici ve umut verici gelişmeler olarak değerlendiriyoruz.necdetbuluz@gmail.comwww.facebook.com/necdet.buluz   

"Akciğer kanseri" deyip geçmeyelim...

NECDET BULUZ Çağımızın hastalığı kanser konusunda bazı ilginç verileri bugün sizlerle paylaşmak istedik Özellikle erkeklerde yaygın olarak görülen akciğer kanserindeki gelişmeler ve bu hastalık için ilaçlara ödenen paraların çok önemli bir yer tuttuğunu da bu yazımızda öğrenmiş olacağız. Akciğer Kanserleri Derneği, Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği, Türkiye Kanser Enstitüsü ve Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği'nin bir araya gelerek, AstraZeneca Türkiye'nin koşulsuz desteğiyle hazırladığı bu raporda bir ilke imza atıldı. Akciğer kanserinin Türkiye'de neden olduğu ekonomik yük, tüm doğrudan ve dolaylı maliyetler hesaba katılarak kapsamlı bir şekilde ortaya konuldu. Türkiye'de Akciğer Kanseri Raporu'ndaki verilere göre, akciğer kanserinin ülkemizdeki toplam ekonomik yükü 8.791.885.018 TL olarak hesaplandı.  Demek ki, kanser ilaçları için dışarıya ödenen para ithal edilen birçok ürünün önüne geçiyor.  Hasta başı ortalama doğrudan maliyetin küçük hücreli akciğer kanseri hastalarında 48.731 TL, küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarında ise 56.478 TL olduğu ortaya çıktı. Dolaylı maliyetlerin de dahil edilmesiyle hasta başı ortalama maliyetin 175.838 TL'ye yükseldiği belirlendi. Bu durum, akciğer kanserinde dolaylı maliyetlerin toplam ekonomik yük içinde önemli bir paya sahip olduğunu ortaya çıkardı.   Raporda akciğer kanserinin yarattığı ekonomik yükün yanı sıra; akciğer kanserinde risk faktörleri ve önlenmesi, erken tanı ve tarama programları, tanı ve tedavi süreci, destek tedavi konularıyla ilgili ülkemizdeki mevcut durum analiz edildi ve her bir alan için iyileştirme yapılabilecek noktalar belirlenerek, çözüm önerileri sunuldu. Sunulan çözüm önerilerinden bazıları şöyle: ·         Akciğer kanseri için ülkemize özgü risk faktörleri bilimsel çalışmalar ile desteklenerek belirlenmeli.·         Hastaların bu risk faktörleri doğrultusunda değerlendirilerek doğru hekimlere yönlendirilmesi sağlanmalı. ·         Tütün ve tütün ürünü kullanımını azaltıcı tedbirler ve eğitimler artırılmalı, bırakmaya yönelik ilave teşvik edici programlar düzenlenmeli.·         Akciğer kanserinde erken tanı önceliklendirilmeli ve bu yönde disiplinler arası uygulamalar yaygınlaştırılmalı.·         Dünyada örneklerini gördüğümüz genomik belirteçler ile ilgili ülkemizde de Sağlık Bakanlığı desteği ile yapılacak bilimsel çalışmalar yaygınlaştırılmalı.·         Tedavi alamayacak durumda olan hastalar için palyatif bakım ve son dönem bakım merkezlerinin sayısı artırılmalı ve yeni bakım evleri kurulmalı.·         Mevcut oluşan ekonomik yük göz önünde bulundurularak, erken teşhisi mümkün kılacak çalışmalar yapılmalı.  Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl’ün konu ile ilgili açıklamaları şöyle:   “Akciğer kanseri ülkemizdeki erkek nüfusun çok önemli bir bölümünü etkilemektedir ve erkeklerde en yaygın görülen kanser türüdür. Akciğer kanserine yol açan pek çok sebep olsa da, bildiğimiz en büyük ve engellenebilir sebep sigaradır. Sigara kullanımının gençlerde ve kadınlarda da hızla artması nedeniyle, akciğer kanserine yakalanan kadınların sayısı da hızla artmaktadır. Bu nedenle sigarayla mücadele, akciğer kanseriyle mücadelenin birinci adımıdır.”   Türkiye'de Akciğer Kanseri Raporu Bilimsel Kurul üyelerinden Prof. Dr. Ahmet Özet’in açıklamalarına da bakalım:   “Dünya genelinde kanser için belirlenmiş risk faktörleri tütün ürünleri, kilo artışı, alkol, ultraviyole ışınlar, işlenmiş ve hazır gıdalar, enfeksiyonlar ve hareketsizliktir. Bizim toplumumuza da özel risk faktörlerini netleştirip, bunlara karşı topyekün mücadeleye girmeliyiz. Ayrıca her yıl 30 binin üzerinde insanımızı kaybettiğimiz bir tedavi alanı için mükemmeliyet merkezleri kurulması düşünülmelidir. Göğüs hastalıkları uzmanı, göğüs cerrahisi uzmanı, onkolog, patolog, psikolog gibi tüm paydaşların içinde olduğu, akciğer kanserine özel merkezlerin kurulması sağlık turizmine de önemli katkı sağlayacaktır.”  Türkiye'de Akciğer Kanseri Raporu Editoryal ve Bilimsel Kurul üyelerinden Prof. Dr. Nuri Karadurmuş şu bilgileri paylaştı: “Türkiye'de erkeklerde en sık görülen kanser türü akciğer kanseri iken kadınlarda akciğer kanseri 5. sırada yer almaktadır. Sağlık Bakanlığı Kanser İstatistikleri verisine göre Türkiye'de yaklaşık 50.000 akciğer kanseri hastası bulunmaktadır.”          Türkiye'de Akciğer Kanseri Raporu Editoryal ve Bilimsel Kurul üyelerinden Prof. Dr. İrfan Çiçin’in verdiği bilgilerde özetle şöyle:   “Akciğer kanserinin toplam maliyetinin %31'ini doğrudan maliyetler, %69'unu ise dolaylı maliyetler oluşturmaktadır. Maliyet azaltıcı yaklaşımlar belirlenirken dolaylı maliyetlerin doğrudan maliyetlerden daha fazla olduğunun göz önünde bulundurulması gerekmektedir.”   AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Ecz. Serkan Barış, rapor hakkındaki görüşlerini atlamayalım: “AstraZeneca olarak biz de çok kıymetli bir referans kaynak olacağına inandığımız bu çalışmayla, akciğer kanseriyle ilgili öncelikle hastalar için nelerin iyileştirebileceğinin belirlenmesine ve bu hastalığın toplumumuza olan mevcut ekonomik yükünün ortaya konulmasına destek olduk. Akciğer kanseri için bundan sonra da yürütülecek projelerde AstraZeneca olarak her zaman bir paydaş olarak yer almaktan mutluluk duyacağız.” necdetbuluz@gmail.comwww.facebook.com/necdet.buluz   

Kıbrıs’ta neden iki devletli çözüm?

Kıbrıs konusunun çözülebilmesi için 50 yılı aşkın bir süre zarfında yapılan müzakerelerde bir türlü istenilen sonuç elde edilemedi. Kıbrıs müzakere tarihinin neredeyse son 40 yılı federasyon temelinde çözüm arayışları ile geldi geçti!Öyle ki bazı kesimler günümüzde Kıbrıs konusunun çözülebilmesi için federasyon konusunu özellikle tabu haline getirebilmek için büyük bir çaba harcamaktadırlar. Bir sorunu çözebilmek için tabular yaratmak acaba ne kadar doğru bir yaklaşım? Tabular yaratmak yerine açık fikirli olmak gerekir…  Kıbrıs müzakere tarihi boyunca BM nezdinde konuşulup kayda geçirilmeyen hiçbir şey kalmamıştır! Rum tarafının katı ve uzlaşmaz tavırları 50 yılı aşkın süre zarfında hiç değişmemiştir! Rum tarafı müzakere tarihi boyunca Ada’nın tek sahibi kendileriymiş gibi davranarak bu süre zarfında Kıbrıs Türk tarafının da bu durumu kabullenmesini bekleyip durdu!Rum tarafı Kıbrıs Türklerinin federal bir çözümde azınlık olmayı kabul etmeyeceklerini artık anlamış durumdadır! Rum Ulusal Konseyi’nin, Crans Montana sürecinin çökmesinden en az 4 ay(Nisan 2017) öncesinden başlayarak iki devletli çözüm modelini görüşmeye başlayarak bu doğrultuda stratejiler geliştirmeye başladığını defalarca yazdım.Rum tarafı Crans Montana sonrasında arzu ettikleri çerçevede federasyon temelinde bir çözüme ulaşılamayacağını artık kendileri de görerek farklı alternatifleri kapalı kapılar ardında görüşerek müzakere etmeye başlamıştır!Peki, Kıbrıs Türk tarafı olarak biz hala federasyon dışındaki seçenekleri görüşmeyiz mi diyeceğiz? Rum tarafı kapalı kapılar ardında iki devletli çözümü konuşurken, bizim federasyon modelinde katı ve uzlaşmaz bir tavır sergileyerek ısrar etmemiz ne kadar doğru? Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’la ilgili geçici özel danışmanı Jane Holl Lute’un, ay sonunda Ada’ya yeni bir müzakere sürecinin başlayabilmesi için referans şartları konusunda taraflara önerilerde bulunmak üzere gelmesi bekleniyor.Bayan Lute Aralık ayı içerisinde gerçekleştirdiği ziyaretlerde tarafların yaklaşımlarını öğrenmeye çalışmıştı. Oysa tarafların yaklaşımları son 50 yıldır belli. Tarafların yaklaşımları BM nezdinde yapılmış olan müzakere kayıtlarda mevcut. Konuşulmayan, tartışılmayan neredeyse hiç bir şey kalmamıştır.Bayan Lute ay sonunda geldiğinde umarım tarafların nabızlarını ölçtüm. Müzakerelere en kısa zamanda yeniden federasyon zemininde başlanmalıdır demez!Bayan Lute’dan beklentimiz arabuluculuk yapması değildir. Bilakis Rum tarafının kabul edilmesi mümkün olmayan ve parametreleri dikkate almaksızın takındığı uzlaşmaz tavırları nedeniyle müzakerelerin mümkün olmayacağını açıklamasıdır. Ört bas etmekle bir yere varılmıyor. Çözümsüzlüğün sorumlusu BM ve dolayısı ile Bayan Lute tarafından açıkça işaret edilmelidir.Devletlerarasında varılabilecek federal çözüm modeli en son ulaşılabilecek bir sonuçtur. Bu bağlamda federal çözümü bir binanın çatısı gibi görebiliriz. Bir bina yapılırken doğal olarak çatıdan değil temelden başlayarak yapılabilir.Bugüne kadar Kıbrıs konusuna çözüm bulunabilmesi amacıyla yapılan en büyük yanlış temelden başlamak yerine çatıdan başlanmaya çalışılmasıyla yapılmıştır.Bugün dünyada başarılı ve başarısız olan federasyonlar bu bağlamda incelenebilir. Çatıdan başlayarak baskı ve dayatma sonucunda kurulan federasyonlar zaman içinde dağılmış, temelden başlayarak hareket edenlerin büyük bir kısmı ise başarılı olabilmişlerdir.Bir federasyonun başarılı bir şekilde kurulabilmesi için öncesinde devletlerarasında güvene, iyi niyete, sevgi ve saygıya dayalı küçük çapta anlaşmalar denenmelidir. Kıbrıs’ta taraflar arasında son 50 yılı aşkın süre zarfında en küçük bir anlaşma yapılabilmiş midir? Hayır. Bırakın bir anlaşma yapılabilmesini taraflar arasında imzalanmış resmi bir ateşkes anlaşması dahi henüz ortada yoktur!Federasyon çok uzun yollar kat edildikten sonra varılabilecek bir sonuçtur. Müzakere tarihi boyunca federasyon temelinde bir anlaşmaya varılamayacağı defalarca görülmüştür!Önümüzdeki süreçte Rum tarafı da iki devletli çözüm modelini hazır kapalı kapılar ardında konuşmaya başlamışken iken bu zemin üzerinde yoğunlaşılmalıdır.Bu güne kadar federasyon zeminindeki müzakere süreçleri devam ederken iki taraf arasında yapılamayan küçük çaptaki anlaşmaların bundan sonraki yeni bir süreçte yapılabilmesi için karşılıklı denemeler yapılmalıdır.Telefon, itifaye, sağlık ve benzeri alanlarda güvene, iyi niyete, sevgi ve saygıya dayalı iki taraflı anlaşmalar gündeme getirilerek iki devletli çözüm modeline ulaşılmaya çalışılmalıdır.Yukarıda da ifade ettiğim üzere federasyon bir binanın çatısı durumundadır. Biz önce temelden başlamalıyız. Bu çerçevede en alt seviyede taraflar arasında güvene ve iyi niyete dayalı küçük çaplı anlaşmaları önce konuşmaya başlamalıyız.Sınırda meydana gelecek yangınlara karşı ortak müdahale edebilecek itifaye mekanizması kurulmasını gündeme getirmeliyiz. Ada’nın her iki tarafında çalışacak cep telefonu organizasyonu kurulmasını sağlamaya çalışmalıyız.Ada etrafında yapılacak her türlü hidrokarbon arama faaliyetlerini ve paylaşımı sağlayacak ortak bir mekanizmanın kurulması denenmelidir.Sağlık alanında acil durumlarda karşılıklı işbirliği modellerini gündeme getirmeliyiz. Trafik ve adli suçlarla mücadele konusunda ikili işbirlikleri sağlayacak modelleri konuşarak bulmayı denemeliyiz.Sonuç olarak, Kıbrıs’ta neden federasyon değil de iki devletli çözüm? Çünkü federasyon bir binanın çatısı durumunda olduğuna göre biz daha önce binanın temelini sağlam bir şekilde kurmayı öncelik olarak ele almalıyız! Temel olmadan çatı kurulamaz! Karşılıklı güveni inşa edecek adımlar atmadan federasyon mu? Konfederasyon mu? Konularına takılı kalmadan yolumuza bakmamız gerektiğini artık düşünmeliyiz. Ya da dünya devletlerinin siyasi bakış açısı değişmeye başlamışken KKTC olarak yeni bir yol haritası çizerek yürümeliyiz. Kıbrıs konusu tabulaştırılarak değil yeni fikirlere açık yaklaşımlarla ancak çözülebilir…

TÜRKSOY "2020 Türk Dünyası Kültür Başkenti" adayı Hive'de

Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı TÜRKSOY Genel Sekreteri Büyükelçi Düsen Kaseinov, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev'in 2020 Türk Dünyası Kültür Başkenti olarak aday gösterdiği kadim Hive şehri için çalışmalarına başladı.Kırgızistan’ın Çolpan Ata kentinde düzenlenen ve Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye'nin üyesi olduğu Türk Konseyi’nin 6. Zirvesi’ne ‘onur konuğu’ olarak katılan Özbekistan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev burada yaptığı konuşmasında, TÜRKSOY tarafından 2012 yılından itibaren uygulanan "Türk Dünyası Kültür Başkenti" uygulaması kapsamında Özbekistan'ın Hive kentinin 2020 yılında aday olduğunu duyurmasının ardından çalışmalarına başlayan TÜRKSOY Genel Sekreteri Kaseinov, beraberindeki heyetle başkent Taşkent'i ziyaret etti.Özbekistan'ın Kültür Bakanı Bahtiyar Sayfullayev'in davetlisi olarak Özbekistan'a gelen Kaseinov, Taşkent ile Hiva şehrinin bulunduğu Harezm vilayetinin başkenti Urgenç'te görüşmelerde bulundu.Özbekistan Kültür Bakanlığında, TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen Kaseinov ile Kültür Bakanı Bahtiyar Sayfullayev, Bakan Yardımcıları Ozodbek Nazarbekov, Umidjon Kukonbaev ve diğer yetkililer arasında yapılan görüşmede taraflar, 25 yıl önce kurulan TÜRKSOY'un kurucu üyelerinden biri olan Özbekistan'ın "Kültür Başkenti" süreciyle işbirliğini geliştireceğini vurgulayarak, Türk Dünyası zengin kültürel mirasını dünya genelinde tanıtmayı kendine amaç edinen TÜRKSOY'ın faaliyetlerinde Özbekistan'ın katılımlarının önemli olduğuna dikkati çekti.Özbek Cumhurbaşkanı Mirziyoyev'in açıklamasının kendileri için bir ivme olduğunu dile getiren Kaseinov, Özbekistan'ın teşkilattaki faaliyetine kısa bir ara verdiği dönemde bile Özbek kültür ve sanat adamlarıyla iş birliğinin devam ettiğinin altını çizdi.Kaseinov, "Özbekistan'ın faal katılımı olmadan Türk dünyası eksikti. Özbekistan'ın zengin tarihi ve kültürü, sadece Türk dünyasının değil, dünya medeniyetinin hazinesidir." dedi.Kaseinov, Özbekistan'ın teşkilata faal katılımının önemine işaret ederek "TÜRKSOY'daki yeriniz duruyor. Bayrağınız da asılı. Özbekistan Kültür Bakanının TÜRKSOY'daki temsilcisine ait oda da sizleri bekliyor. Ne zaman isterseniz herhangi bir açıklama yapmaksınız gelebilirsiniz. Biz, bu kararı bekliyoruz. TÜRKSOY, Özbekistan'ın faal katılımıyla daha da güçlenecektir." diye konuştu.Bakan Sayfullayev, Cumhurbaşkanı Mirziyoyev tarafından Özbekistan'ın tarihi ve kültürel zenginliklerin korunması ve tanıtılması yönünde güçlü bir  iradenin ortaya konulduğunu ve Hive'nin aday gösterilmesinin bu adımlar kapsamında gerçekleştirildiğini dile getirdi.Sayfullayev Özbekistan'ın, üyesi olduğu TÜRKSOY ile işbirliğini daha da geliştirmek istediğini kaydederek, "Kimse bizi TÜRKSOY'dan çıkarmadı, bizim bayrağımız (orada) asılı duruyor. Biz, sadece geçici olarak faaliyetimize kısa bir ara vermiştik." ifadesini kullandı.Taşkent'teki görüşmelerinin ardından Bakan Yardımcısı Nazarbekov'un eşliğinde Harezm vilayetinin başkenti Urgenç'i de ziyaret eden Kaseinov ve beraberindeki heyet, 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar hanlık başkenti olan ve UNESCO Dünya Kültürel Miras Listesinde yer alan  kadim Hive'yi gezdi. Hive'nin tarihe meydan okuyan sarayları, benzersiz mimarisi ve çini süslemeleri bulunan medrese, cami, hamam ve diğer binaları TÜRKSOY heyetini kendisine hayran bıraktı.Urgenç'te Harezm Valisi Farhod Fermonov ile görüşen Kaseinov, TÜRKSOY'un faaliyetleri ve 2020 yılı Türk Dünyası Kültür Başkenti adayı Hive şehrinin adaylık süreci hakkında bilgi verdi.Görüşme'de Düsen Kaseinov, "Türk Dünyası zengin kültürel mirasıyla Altaylardan Balkanlara geniş coğrafyada yayılmıştır. Bu zengin coğrafyanın içerisinde ise eşine rastlanmayacak nadir bölgeler vardır. Hive, tarihi, kültürü, mimarisi ile bu bölgelerden biridir. Özbekistan TÜRKSOY faaliyetlerine kısa bir süre ara verdikten sonra muhteşem bir etkinlikle çalışmalara katılmaktadır. Özbekistan'ın çalışmalara aktif katılımı TÜRKSOY'u daha güçlendirecek, Hive'nin 2020 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti olması, bu projemizin  marka değerini daha da yükseltecektir." şeklinde konuştu.TÜRKSOY heyetini kadim Türk toprakları ve Hive hanlığının başkentinde ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Harezm Valisi Farhod Fermonov, "Hive yıllara meydan okuyan tarihi bir Türk yurdu, hanlık merkezi. Atalarımızın zengin kültür ve sanatının yüksek düzeyini her taşında, her sütununda bizlere anlatan tarihi bir şehir. TÜRKSOY'un çalışmalarıyla birlikte dünyadaki tek açık hava müzesi olan Hive'yi bütün dünyaya tanıtmayı ve bir çekim merkezine dönüştürmeyi amaçlıyoruz" diye konuştu. Büyükelçi Kaseinov'un Özbekistan temaslarında, TÜRKSOY Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Fırat Purtaş da hazır bulundu. Hive'nin 2020 yılı Türk Dünyası Kültür Başkenti adaylığıKırgızistan’ın Çolpan Ata kentinde 3 Eylül 2018 tarihinde düzenlenen Türk Konseyi’nin 6. Zirvesi’ne ‘onur konuğu’ olarak katılan Özbekistan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev, TÜRKSOY'un 2012 yılından bu yana devam ettirdiği "Kültür Başkenti" uygulamasına değinerek, Dünyadaki tek müze şehir, Orta çağ Türk – İslam medeniyetinin nadir kültürel ve mimari anıtı olan kadim Hive kentinin, 2020 yılında "Türk Dünyası Kültür Başkenti" olmasını teklif ediyoruz. Bu amaçla halklar arası kardeşlik bağları daha da güçlendirmek, ekonomi ve ticari ilişkileri geliştirmek, turizmin en üst düzeyde canlanmasını hedefliyoruz.” diye konuşmuştu.

Nasrettin Hoca Türkmen Tiyatrosunda

Aşkabat Alp Arslan Tiyatrosunda “Efendi, Kimsin Sen” adlı Nasrettin Hoca oyunu sahnelendi.Türkmen oyun yazarı, Nobatguly Rejepov'un  yazdığı oyunda Nasrettin Hoca, ünlü tiyatro oyuncusu Charyyar Annamuradov tarafından,  nazik ve adil bir kalbi olan, insanları güldüren şakacı bir halk kahramanı olarak canlandırılıyor. Oyunda Nasrettin Hoca, nükteleri ve sözleri ile insanları güldürmesinin yanı sıra, zenginlerin açgözlülüğü ve kibirli soylularla alay eden mizahi kişiliği ile  de ön plana çıkartılıyor.“Efendi Sen Kimsin” oyununda Nasrettin Hoca, Doğu dünyasında iyi bilinen, güldüren ve düşündüren sözleriyle halk arasında evrensel sevgi kazanmış bir model olarak tanıtılıyor.Yeni yılda sahneye konulan ve seyirci tarafından büyük beğeni ile izlenen “Efendi Sen Kimsin” Nasrettin Hoca oyununun yönetmenliğini Türkmenistan onur sanatçısı Handurdy Berdiyev yapıyor.TRT Avaz 

Astana’daki Dostluk Evi etnik gruplara imkanlar sağlıyor

Kazakistan’ın başkenti Astana’daki Dostluk Evi, ülkede yaşayan Türk, Kırgız, Özbek, Tacik, Azeri, Tatar ve etnik grupların ana dillerini, gelenek ve göreneklerini öğrenmeleri, geliştirmeleri ve yaymaları için imkan sunuyor.Dostluk Evi, Astana’nın başkent oluşunun 20. yılı kutlamaları çerçevesinde geçen yıl Mangıstau eyaleti tarafından kuruldu.Kazakistan Halkı Asamblesi bünyesindeki 22 etnik cemaat, Dostluk Evi'nde açtığı kültür merkezleriyle ana dillerini, kültürlerini ve geleneklerini tanıtıyor.Dostluk Evi binasında sergi salonları, etnik grupların ofisleri, konferans salonu, müze ve yemekhane bulunuyor.Türk, Kırgız, Özbek, Tacik, Azeri, Tatar, Uygur, Çeçen, Dungan, Bulgar, Belarus, Kore ve diğer halkların kültür merkezleri, burada herkese ücretsiz dil ve dans kursları veriyor.Etnik gruplar, aynı zamanda Dostluk Evi'nde düzenledikleri kültürel etkinliklerle ana dillerini, kültürünü ve geleneklerini yaşatıyor."Tüm şartlar oluşturuldu"Kazakistan Halkı Asamblesi Başkan Yardımcısı Leonid Porkopenko, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Dostluk Evi'nin ülkedeki tüm etnik gruplar için bir merkez olduğunu belirterek "Burada onların ana dillerini, gelenek ve göreneklerini geliştirmeleri ve korumaları için tüm şartlar oluşturulmuştur." dedi."Herkese eşit imkanlar sağlanıyor"Kazakistan Halkı Asamblesi Sekreterliği Başkanı Lyazzat Kusayinova, etnik cemaatlerin ana dillerini, kültürünü öğrenmeleri için para tahsis ettiklerini söyleyerek "Kültürlerini ve ana dillerini geliştirmeleri için herkese eşit imkanlar sağlanıyor." diye konuştu.Kusayinova, Dostluk Evi'nde Yenilenme Yolu Gençlik Hareketi, Anneler Konseyi, Toplumsal Uyum Konseyi gibi asamble yapılarının da yer alacağına dikkati çekerek "Zamanla burayı barış ve uyum merkezine dönüştürmeyi planlıyoruz." ifadelerini kullandı.TRT Avaz 

Macaristan hükümeti, Türklerle akrabalığını araştırmak için enstitü kurdu

Macaristan’da hükümet Macarların kökenini araştıracak bir enstitü kurdu. Başbakan Victor Orban’ın imzaladığı kararname ile 1 Ocak’tan itibaren faaliyetlerine başlayan Macaristan Araştırma Enstitüsü’nün yapacağı çalışmalar sonucunda Türklerle akrabalık olup olmadığı yönündeki tarihsel kimlik bilmecesine açıklık getirilmesi amaçlanıyor.Enstitünün kurulmasına öncülük edenlerden İnsan Kaynakları Bakanı Miklós Kásler ekim ayında konuyla ilgili yaptığı açıklamada ‘bu alanda yapılacak çalışmalar Türk-Finno-Ural dil varsayımına ya da kimlik tartışmasına son verebilir’ demişti.Bakan Kásler’e göre söz konusu enstitü bünyesinde tarihçiler, arkeologlar, dil bilimciler, etnograflar ve antropologlar bir araya gelecek.Bilim insanları Macarların Karpatlar havzasına geldikleri 9. yüzyıl öncesini, Macarların kökenini, Macaristan topraklarını fethini ve Ortaçağ Macar halkını mercek altına alacak. Gabor Jozsef Horvath-Lugossy’nin başına getirildiği enstitünün çalışma alanları arasında Macar dilinin yapısı, özellikleri ve Macar kültürüyle ilişkisi de incelenecek.Macaristan Başbakanı Victor Orban eylül ayında Kırgızistan’da düzenlenen Türk Konseyi 6. Devlet Başkanları Zirvesi’nde yaptığı konuşmada Macar dilinin Türk diliyle bağlantılı olduğunu dile getirmişti.Macar kavminin tam olarak hangi bölgeden geldikleri konusunda Macar tarihçileri arasında fikir birliği yok. Birçok tarihçi Macarların nereden geldiklerinin bilinmediğini savunuyor.www.kazakistan.kz 

Ceenbekov 2019’u Bölgesel Gelişme ve Ülkelerin Dijitalleşmesi Yılı ilan etti

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov 2019 yılını Bölgesel Gelişme ve Ülkelerin Dijitalleşmesi Yılı olarak ilan etti.Ülkenin Çüy bölgesine bağlı Sokuluk ilçesini ziyaret eden Ceenbekov, Sokuluk sakinleriyle yaptığı toplantıda 2019’u Bölgesel Gelişme ve Ülkelerin Dijitalleşmesi Yılı olarak ilan ettiğini söyledi.Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Ceenbekov 2019 yılında ilk çalışma ziyaretini bugün, 9 Ocak’ta Çüy bölgesine bağlı Sokuluk ilçesinden başladı.2018 yılının Bölgesel Kalkınma Yılı ilan edildiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı, ana faaliyet ülkedeki kırsal alanların geliştirilmesi, orada yeni istihdamların yaratılması, kırsal alanlarda girişimciliğin gelişmesi için uygun koşulların yaratılması olduğuna işaret etti.Ceenbekov ayrıca, köylerdeki girişimcileri desteklemek amacıyla onlar için uygun şartlar yaratıldığını vurguladı.Toplantıda konuşan Devlet Başkanı, 2018’in Bölgesel Kalkınma Yılı ilan edilmesi ile birlikte 2500 kişiye yeni iş yeri verildiği, toplam olarak 200 yeni şirket açıldığını bildirdi.Bölgeleri geliştirme çalışmaları artırılacağına vurgu yapan Ceenbekov, sonraki yıllarda da devletin önceliği olacağını söyledi. Ceenbekov, bölgelerin daha da geliştirilmesi ve toplumun günlük yaşamına yeni teknolojilerin getirilmesi amacıyla 2019’un Bölgesel Gelişme ve Ülkelerin Dijitalleşmesi Yılı olarak ilan edildiğini duyurdu.İlerleyen yıllarda, yeni teknolojiler kullanarak, gelişme hızına ivme kazandırmanın ulusal ölçekte gerekli olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı, “Toplumun dijitalleşmesi günümüzün bir gereğidir. Bu vatandaşlarımız için yeni fırsatlar açacaktır. Kamu hizmetlerinin sunumunda insan faktörü dışlanacak ve bu da yolsuzluk unsurlarının ortadan kaldırılmasına katkıda bulunacaktır.” ifadelerini kullandı.Devlet Başkanı, Tündük elektronik sistemi aracılığıyla 189 kamu hizmetinin dijitale dönüştürüleceğini belirtti.Ceenbekov, “Dijital altyapı, vatandaşların yolsuzluğun ortadan kaldırılmasında temel araç olan yetkililerle doğrudan temaslarını önemli ölçüde azaltacaktır. 2019 yılında, ülkenin kalkınması için dijital temellerin oluşturulması devlet politikasının bir önceliği olmalıdır. Bu amaçla, 2019 Yılını Bölgesel Gelişme ve Ülkelerin Dijitalleşmesi Yılı ilan edilmesine karar verilmiştir. Bu hafta ilgili Kararnameyi imzalayacağım.” dedi.Kabar.kg 

Özbekistan, hacı turizmi için ilk uluslararası foruma ev sahipliği yapacak

Özbekistan’ın Bişkek Büyükelçiliğinden GBNews’e aktarılan habere göre, 21-23 Şubat 2019 tarihlerinde Buhara'da (Özbekistan) Pasifik Turizmi ile ilgili ilk Uluslararası Forum (hacı turizmi) düzenlenecek.Forum, Ziyorat turizminin gelişmesinde uluslararası işbirliğini genişletmek, Özbekistan'ın dünyanın en büyük hac turizm merkezlerinden biri olarak uluslararası tanınmasını sağlamak, cumhuriyeti potansiyel yabancı turist hacıları arasında cazip bir turizm merkezi olarak tanıtmak, doğrudan yatırım çekmek ve uluslararası"Helal" standartları tanıtmak için düzenleniyor.Forumda bilim adamlarının, ilahiyatçıların, uzmanların, ziyorat turizmi alanındaki uzmanların yanı sıra yabancı eğitim kurumları başkanları ve temsilcilerinin, hacı turizmi dernekleri, ajanslar, turizm merkezleri ve diğer ilgili kuruluşların katılması bekleniyor.Etkinliğin katılımcıları için, hac bölgelerinin ve Buhara'daki Ziyorat turizminin nesnelerinin gezi turları düzenlenecek.Buna ek olarak, forumda ziyorat turizminin gelişimini tartışmak, yatırımları çekmek ve hibe turizminin altyapısının geliştirilmesine katkı sağlamak için bir forum oluşturmak öngörülüyor.Forum katılımcılarının, İslam kültürü ve medeniyetinin gelişiminde Özbekistan'ın kültürel ve tarihi merkezlerinin rolü hakkında bir Deklarasyon kabul etmesi ve yabancı ortaklarla yatırım anlaşmaları imzalanması bekleniyor.Kabar.kg 

İki kardeş ülkeden yeni müzik - Fargana Qasimova ve Mahmut Cemal Sari Düeti

İki kardeş ülke ve kültür, yeni bir müzik videosu aracılığıyla bu kardeşliği herkese bir kez daha hatırlattı. Azerbaycan kadın ses sanatçıları arasında dünyada kendine haklı bir yer edinmiş olan UNESCO müzik ödülü sahibi Fargana Qasimova ve Türkiye’de halk müziği alanında kendini yeni yeni tanıtmaya başlayan genç kuşak virtüöz Mahmut Cemal Sari, bir ‘Kul Ahmet’ deyişinde buluştular. Beğenilerek dinlenen ‘Seher Yeli Nazlı Yare’ ismiyle herkesçe bilinen eser ortaklaşa seslendirildi.Süreç Mahmut Cemal Sari’nin ÖZ isimli albümünün sosyal medya üzerinden Fargana Qasimova tarafından dinlenmesi, beğenilmesi, diyaloğa geçilmesi ve ortak bir eser seslendirme fikrinin olgunlaşması şeklinde başlamıştır. Önce Mahmut Cemal Sari’nin ÖZ isimli albümünün de kaydedildiği Doç. Dr. Ersen Varlı’nın ev stüdyosunda alt yapı müzikleri kaydedilmiştir. Alt yapıda duyulan bağlama ailesi çalgıları usta icracı Mahmut Cemal Sari tarafından farklı tekniklerle icra edilmiş ve perküsyon düzenlemeleri de Ersen Varlı tarafından yapıldı. Sonra Fargana Qasimova tarafından Bakü’de bu alt yapı üzerine vokal kaydı yapılmasıyla süreç devam etmiştir. En son olarak Bursa’daki Ersen Varlı’nın ev stüdyosunda kalan kayıtlar, mix ve mastering işlemleri yapılarak müzik kısmı tamamlanmıştır. Video da aynı şekilde Fargana Qasimova’nın Bakü’de çektiği görüntülerle, Mahmut Cemal Sari’nin Bursa’da çektiği görüntülerin Ersen Varlı tarafından kurgulanmasıyla hazırlanmıştır.Son zamanlarda gittikçe artan Türkiye-Azerbaycan dostluk ve işbirliği ortamına kültürel bir katkı sunabilecek olan bu video klip çalışması, ucu açık olarak devam edecek bir sürecin de başlangıcı niteliğindedir. Bu ikilinin düetlerini ilerleyen süreçlerde farklı eserlerde dinleyebilmemiz oldukça kuvvetli bir ihtimal dahilinde görünüyor.  Fargana Qasimova kendisi gibi UNESCO müzik ödülü sahibi olan babası Alim Qasımov ile birlikte çocukluğundan beri uzun yılardan buyana sahne almaktadır. Azerbaycan’ın klasik müziği olan muğam denildiği zaman ilk olarak akla muğam müziğinin duayen ismi olan Alim Qasimov gelmektedir.Azerbaycan Mugamı, bilindiği üzere 2008 yılında UNESCO tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi'ne kaydedilmiştir.VİDEO

Kadınlarımızı koruyabiliyor muyuz?..

Necdet Buluz Yukarıda başlığa aldığımız soruya yanıt vermeden önce kadın cinayetlerinde son 15 yılda % 478 artış olduğunu belirtelim. Bu rakam, öyle sanıyoruz ki sorumuzun da yanıtı olacaktır.CHP Giresun Milletvekili Necati Tığlı konu ile ilgili bir rapor hazırladı. Raporda, kadın cinayetlerinin yanı sıra, kadına şiddet olaylarında da artışların yaşandığı gözler önüne seriliyor. TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Üyesi olan Necati Tığlı, 2018 Ağustos ayında hazırladığı Kadın Cinayetleri Raporu’ndan sonra çarpıcı bir rapor daha hazırladı. Hazırlanan rapor 2016, 2017 ve 2018 yıllarında Türkiye’de yaşanan Kadına Yönelik Şiddeti, Tecavüzleri ve Kadın Cinayetlerine ait verileri ele alıyor.Hiçbir uygar ülkede 2 yılda en az 1184 kadının cinayete kurban gittiğini göremezsiniz. Ancak, Türkiye’de bu sergilenebiliyor. Tığlı yaptığı açıklamada, “2016, 2017 ve 2018 yıllarında işlenen cinayet, tecavüz ve şiddet verilerini 6 aylık dönemler halinde rapor haline getirdik. Çalışma süresince aylık verileri derledik, kadın hakları üzerine faaliyet gösteren örgütlerin dokümantasyonlarını, verilerini inceledik, basında yer alan haberleri kaydettik. Rapor’da tüm hak ihlallerine yer vermeye özen göstermiş olsak da kayıt altına alınamayan çok çeşitli vakaların olduğunu tahmin ediyoruz. Bu raporda kullanılan veriler, adli makamlar tarafından kayıt altına alınmış verilerdir. Ülkemizde yaşanan Kadın Cinayetleri verilerine baktığımızda, 01.01.2016 ile 31.12.2018 tarihleri arasında öldürülen kadın sayısı en az 1184’dür” diyor.Dünya Ekonomik Forumu 2018 Cinsiyet Eşitliği Raporu’na göre 149 ülke arasında 130’ncu sırada olan Türkiye’de 2003 yılında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 83 iken, 2018 yılında bu sayı 439 olmuştur. Özetle, 15 yıldaki dehşet verici artış yüzde 428.9 olarak ortaya çıkıyor. Türkiye'de kadınlara yönelik şiddet, tecavüz, taciz ve cinayetlerin son üç yılı 2016, 2017 ve 2018 verileri incelendiğinde ortaya çıkan artış tüyler ürperticidir.Görüldüğü gibi her geçen gün kadın cinayetleri, tecavüz ve şiddet artıyor. Eğer 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun etkin bir şekilde uygulanmış olsaydı bu veriler böyle yüksek olabilir mi? Bunun da ayrıca incelenmesi gereken önemli bir konu olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’de Kadın Cinayetleri Raporu’nda yer alan bazı konu başlıkları şu şekilde:-2016 yılının ilk altı ayında 152 olan kadın cinayeti sayısı, ikinci yarıda yüzde 14’lük bir artışla 174’e yükselmiş ve toplamda 336 olmuştur. Yine aynı yıl 349 kadın şiddete maruz kalırken, 120 kadın tecavüze uğramıştır.-2017 yılının ilk altı ayında 206 olan kadın cinayetleri sayısı, ikinci yarıda 203’e düşmüş olması toplamda 409 sayısını değiştirmediği gibi 2017 yılına göre de yüzde 21,7’lik bir atış göstermiştir. Aynı yıl 320 kadın şiddete maruz kalırken, 154 kadın tecavüze uğramıştır. -2018 yılının ilk altı ayında 206 olan kadın cinayetleri sayısı, ikinci yarıda yüzde 13’lük bir artışla 233’e çıkmış ve toplamda 439 olmuştur. Aynı yıl 342 kadın şiddete maruz kalırken, 106 kadın da tecavüze uğramıştır.-Geneli üzerine baktığımızda 1 Ocak 2016 ile 31 Aralık 2018 tarihleri arasında en az 1184 kadın erkekler tarafından öldürülmüştür.-2016 yılı ile 2018 yılı arasındaki artış ise maalesef yüzde 30,6’dır.-2003 yılında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 83 iken, 2018 yılında bu sayı 439 olmuştur. Bu verileri dikkate aldığımızda 15 yıldaki dehşet verici artış, yaklaşık yüzde 428,9 olmuştur.Necati Tığlı’nın şu açıklaması ile yazımızı sonlandırıyoruz:“AKP iktidarının son 2016, 2017 ve 2018 yılı verilerine baktığımızda, kadın cinayetlerindeki korkunç artış açıkça gözler önüne serilmektedir. Rakamlar, sayılar ve korkunç tablo gözler önünde olmasına rağmen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “2017'de 358 olan Kadın Cinayetinin 2018 yılında 238’e düştüğünü” açıklaması üzerine, rakamların ve verilerin Bakan Soylu’ya yanlış aksettirildiğini düşünen Tığlı, “2016, 2017 ve 2018 yıllarına ait verileri derleyip, topladığımızda ortaya çıkan tablo hem korkunç, hem de Sayın Soylu’nun söylediği nitelikte değildir. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından yapılan açıklamalar ile bizim ortaya sunduğumuz rakamlar arasında büyük fark olduğunu görüyorum. Bizim topladığımız bu bilgiler medyaya yansıyan kadın cinayetleri verilerinden elde edilmiştir” diyen Tığlı, “Bakan tarafından açıklanan verilerin nasıl elde edildiğini bilmediğini söylerken, kamuoyunun aydınlanması için bakanlığın veri elde etme yöntemini bizlerle paylaşması gerekmez mi?” necdetbuluz@gmal.comwww.facebook.com/necdet.buluz  

Azərbaycan Türk fəlsəfəsindən yarpaqlar: HƏSƏN BƏY ZƏRDABİ (2.Yazı)

Bizə elə gəlir ki, Həsən bəy Zərdabinin milli birliklə dini birlik məsələsinə bu cür yanaşmasının nəticəsi olaraq, həmin dövrdə onun çağdaşı olan erməni başbilənləri təşvişə düşmüşlər. 1870-ci illərdə Tiflis­də çıxan “Mşak” adlı erməni qəzeti Zərdabinin yuxarıdakı məqaləsini, ermənicə öz səhifəsində çap edərək, yazır ki, zəmanəmiz elm zəmanəsi olsa da, müsəlmanların ziyalıları da birlik iddiasına düşüb, Məkkəyə getmək adı ilə bütün islam xalqlarını «ittihadi-islam» ilə birləşdirmək istə­yir­lər. “Mşak” yazır: “Verin bizə bizim yerləri ki, keçmişdə on­ları güc ilə zəbt etmisiniz və ondan sonra gedib ittihadi-islamı səhralarda eləyin ki, orada islam bina olub və mon­qol tayfasını (bu tayfanı Avropa əhli biqabiliyyət hesab edir) birləşdirməyə səy edin”. Deməli, erməniləri islam birliyindən daha çox, “monqol” adlan­dır­dıq­ları türklərin oyanışı, milli özünüdərki, eyni zamanda, “islam birliyi” adı altında bir türk-islam birliyinin yarana bilməsi təşvişə salmışdır. Zərdabi də yaxşı anlayırdı ki, bu dövrdə Qafqaz-Azərbaycan müsəlmanları ilə müqayisədə, elm, təhsil və başqa sahələrdə daha çox inkişaf etmiş ermənilərin məqsədi nədir. Bu baxımdan Zərdabi ermənilərin bu təlaşına cavab olaraq yazır: “Ey cənab, Arsruni (zikr olunan qəzetin münşisinin adıdır) əgərçi cəna­bı­nız doğru buyurursunuz ki, zəmanəmiz elm zəmanəsidir və bu halda ermənilər bizdən artıq elm təhsil etməyə rağib­dir­lər, amma, neçə yüz ildir ki, biz ermənilər ilə qonşuluq edi­rik, indi cənabınıza eyib deyilmi ki, bizim aramızda əda­vət salırısınz…”. Zərdabi bundan başqa, bir neçə dəfə də müsəlmanların, o cümlədən müsəlman türklərin birləşməsinin, milli cəmiyyət-təşkilat yaratmasının vacibliyini vurğulamışdır. Zərdabiyə görə, Qərb xalqlarında olan birliyin müsəlmanlar arasında olmama­sı­nın başlıca səbəbkarı xalq özüdür: “Bəs tavana və kasıbların hər biri üçün lazımdır ki, insan elm öyrənib malik dünya ol­ma­ğa səy etsin. Və bizim Məşriq-zəminin Avropa əhlindən geri qalmağına bir ümdə səbəb budur ki, tavana və kasıbla­rın arasında bu barədə ittifaq yoxdur”. Zərdabi böyük uzaqgörənliklə Qafqaz-Azərbaycan mü­səl­manlarını, yəni türkləri vaxtında birləşməyə çağırırdı. Türk­lərin qonşuları olan ermənilərin, gürcülərin bu istiqamətdə atdığı addımları vaxtında anlayan Zərdabi, eyni ideyaları öz milləti arasında yaymağa çalışırdı: «Ey müsəlmanlar, vaxt keçməmiş fikrinizi birləşməyə verin ki, dağınıq millət çox tez puç olur». Deməli, Zərdabi «Əkinçi»nin ilk saylarındaca ehtiyatla milli-dini birlik ideyalarını yaymağa başlamış, əsas diqqəti müsəlmanların-türklərin maariflənməsinə və birləşməsinə yö­nəlt­mişdir. Zərdabiyə görə, artıq zəmanə dəyişir və dün­ya­nın ağıllı xalqları tərəqqi edirlər, müsəlmanların da arasında inkişafa meyil edənlər var ki, onların qarşısını almaq əvə­zi­nə, kömək etmək lazımdır. Zərdabi müsəlmanların-türklərin (Azərbaycan) anlayan, qa­baqcıl şəxslərindən xahiş edir ki, qəzet oxumağa əngəl ol­ma­sınlar, əksinə səy göstərsinlər ki, qəzet oxuyanların sayı çox olsun, xalq tərəqqiyə qədəm qoysun: «Onların belə irəli get­məyinə mane olmaq, yəni onların keçən zəmanənin qay­dası üzrə saxlamaq məsləhət deyil, ona görə ki, bu yolu onlar bizsiz də gedəcəklər. Bəs bizim anlayan və qabaqcıl kəslərə ey­ni məsləhətdir bu yolu onlar ilə bir yerdə getsinlər, ta ki on­ların tez tərəqqi etməyinə səbəb olsunlar və buna görə gə­lə­cəkdə həmçinin onlara pişrov olsunlar». Zərdabinin başlıca məqsədi Qafqaz müsəlmanlarını savad­landırmaq yolu ilə qədim bir millət olduqlarını, ancaq son əsrlərdə böhranlar yaşamaqla inkişaf etmiş millətlərin sırasından geri qaldıqlarını anlatmaq idi. Bunun üçün, müsəl­man türklər maariflənməli, elm öyrənməli, təhsil almalı və məktəblərə getməli, qəzet oxumalı, milli cəmiyyətlər yaratmalı və bu kimi işlərlə məşğul olmalı idilər. Bu baxmdan Zərdabi həmişə zəmanədən şikayətlənərək köhnə bayatını oxuyan gerilikçi müsəl­man­lara üzünü tutub, onlara zəmanədən şikayət etmək əvə­zi­nə iş görməyi, tərəqqi etməyi məsləhət görür. O, qeyd edir ki, bunun əsası isə ancaq ağıldır və ağıl elə bir şeydir işlən­dik­cə tərəqqi edər, yəni insanın elmi atdıqca ağlı da artar: «Bi­zim zəmanəmiz dəyişilib, biz elm sahiblərinə rast gəl­mi­şik. Bizim ilə zindəganlıq cəngi edən millətlər elm təhsil edir­lər. Ona görə gərək biz də elm təhsil edək ki, onlara zin­də­ganlıq cəngində qalib olmasaq da, onların bərabərində dayanıb duraq, yoxsa dövlət və xoşgüzəranlıq onların əlinə gedəcəkdir və bizlər mürür ilə zindəganlıq cəngində məğlub olub tələf olacayıq». Zərdabi onu da qeyd edir ki, son illərdə (1870-ci illərdə) Rusiyanın hər yerində, o cümlədən Qafqazda da məktəblər açılır və oxuyanların sayı çoxalır. Qafqazın məktəblərinin çoxunda, o cümlədən yeganə Bakı gimnaziyasında oxuyan­la­rın sayı 500 nəfərdir ki, onlardan 250-si rus, 150-si erməni və 100-ü isə müsəlmandır. Halbuki 100 min nəfər əhalisi olan Bakıda yaşayanların böyük əksəriyyətini müsəlmanlar təşkil edir. Lakin müsəlmanlar təhsilə, elmə ciddi fikir vermirlər: «Bəs bizim məktəbxanalarımızda oxuyanlar rus, erməni və qeyri-millətlərdir. Biz müsəlmanlar elmdən vəba naxoşluğundan qaçan kimi qaçırıq, hətta padşahlıq xərci ilə də oxumaq istəmirik… Belə olan surətdə biz müsəlmanlar elm təshil etməkdən, yəni zindəganlıq cənginin əsasını ələ gətirməkdən qaçmaqlığa görə o cəngdə məğlub olub mürür ilə tələf olacayıq». Zərdabinin müsəlmanların təhsil almayacaqları təqdir­də məhv olacaqları haqqında söylədiyi fikir heç də təsadüfi deyildi. O başa düşürdü ki, əgər Qafqaz, o cümlədən Quzey Azərbaycan türk­lə­ri elm, maarif yolunu tutmasalar inkişaf etməkdə olan qey­ri-millətlər türklərin mədəniyyətinə də, tarixinə də və ən əsası torpaqlarına da gələcəkdə sahib çıxacaqlar. Bu baxım­dan türklərdə milli hissləri oyatmağa çalı­şan Zər­da­bi qeyd edirdi ki, biz necə tələf olmayaq ki, bizim qon­şular bizlərdən birə əlli artıq elm, təhsil almağa səy göstə­rir­lər. Ona görə də, elmi səviyyə baxımından onların biri əlli müsəlmana bərabərdir. O yazır: «Ey müsəlmanlar, heç mürvvət­dir­mi ki, tamam dünya bizim qonşularımız ilə belə elm təh­sil et­mə­yə səy etsinlər ki, zindəganlıq cəngində düşmənə faiq (üstün) gəl­sin­lər, amma bizlər Allahdan buyruq, ağzımıza quyruq de­yib duraq? Ey müsəlmanların millət təəssübü çəkən kəsləri, bir açın gözünüzü, dünyaya tamaşa edin­». Bununla da “din təəssübü” ilə yanaşı “millət təəssübü” uğrunda da mübarizə aparan Zər­da­bi qeyd edir ki, bu yazıları yazmaqda məqsədi nə Qafqaz, nə də bir qanda və məzhəbdə olduqları Qacarlar və Osmanlı müsəl­man­larını pisləmək, onlarla düşmən olmaq deyildir. Burada başlıca məqsəd bütün müsəlmanların inkişafına, birliyinə nail olmaqdır, ancaq bu işdə isə ona ikiüzlü ruhanilər, ha­cı­lar əngəl olurlar: «Müsəlmanların düşməni mən deyiləm, məzkur hacı kimi adamlardır ki, bizi millətlər arasında gülüş yeri edib elmdən və dünyadan bixəbər qoyub sərgə­r­dan və payimal ediblər». Ümumiyyətlə, Zərdabi də, Axun­dzadə kimi xalqda «millət təəssübünün» unudulmasının başlıca günahkarını İslam dini adından çıxış edən riyakar ruhanilərdə görürdü. Ancaq Axun­dza­də­dən fərqli olaraq Zərdabi bu problemin kökünü islamın əsa­la­rın­da deyil, ruhanilərin ikiüzlü əməllərində və onların islam qanunlarına olduğu kimi əməl etməmələrində axtarırdı. Bu məsələdə islamın deyil, bu dinin təmsilçilərinin və təbliğatçılarının daha çox günahkar olmasını sübut etmək üçün Zərdabi dini və dünyəvi elmlərlə bağlı müzakirənin başlanmasına özü qəsdən şərait yaratmışdır. Belə ki, Heydəri adlı bir müəllif Dağıstandan-Petrovskidən “Əkinçi”yə yazırdı ki, şəhər əhlindən bilikli bir adam ondan bir məsələyə aydınlıq gətirməsini istəyib: “..sizin peyğəmbər Məhəmmədü Mustafa buyurmuş: elmlər iki növdür: bədənlərə aid olan elm və dinlərə aid olan elm. Ağıl da iki növdür: məişətə aid olan ağıl və axirətə aid olan ağıl. Mənə bəyan elə görüm ki, o həzrətin mənzuru bu kəlamda nə imiş. Mən öz qüvvəm qədər əqli və nəqli sözlərdən o qədər ki, bilirdim o şəxsin cavabında dedim. O şəxs mötəbər dəlillər ilə mənim sözlərimi rədd edib dedi ki, müsəlman din və məad elmi behşt və huri qılman ümudi ilə yaxşı bilirlər, amma məaşi-əqli və bədən elmi ki, onlardan ləfzən və mənən sibqəti var, bilmərrə əllərindən verib və heç bir şey. Bu iki lazım olan zaddan bilmirlər. Çün mən maleysə ləkə bihi elmün (sənin ondan xəbərin yoxdur) babətindən məəttəl qalıb və mülzəm oldum buna görə “Əkinçi” qəzetinin inşa edəndən iltimas edirəm ki, öz qəzetində isteanət üçün bizim milləti qardaşlarmızdan xahişi-cavab eləsin ki, elmi-əbdan və əqli-məaş şərhində bir müəyyən cavab yazsınlar ki, mən o şəxsi sakit edib cavabını verim”. Əslində Zərdabinin burada başlıca məqsədi həmin dövr­də dini elmlərlə yanaşı, dünyəvi elmlərin də öyrənilməsinin vacibliyini göstərmək və millətini cəhalət yuxusundan oyatmaq olmuşdur. Zərdabi bu məsələni gündəmə gətirmək üçün özü də müsəlman alimlərinə sual edirdi ki, bəs, bu dünyəvi və di­ni elmləri kimdən və necə öyrənmək lazımdır: «Çünki bi­zim peyğəmbərimiz müsəlmanlara elmül-əbdanı (dünyəvi elmlər – F.Ə.) təhsil etməyə hökm edib və ona görə də bizlərə vacibdir ki, o elmləri təhsil edək, onları kimdən öyrənək? Və əgər bir xaricə elmül-əbdandan xəbərdar ola, ondan o elm­ləri öyrənmək olurmu ya elmül-ədyan (dini elmlər – F.Ə.) oxudan gərək bizlərə elmül-əbdanı da oxutsun?». Təkcə «Əkinçi» qəzetində başlayan dünyəvi elmlər və dini elmlər problemi, öz miqyasına görə milli fəlsəfəmizin yenidən təşəkkülü prosesində çox mühüm bir hadisə idi. Qafqaz müsəlmanları ilk dəfə millət və onun inkişafı ilə bağlı olan bir məsələnin açıq müzakirəsinə başlamışdı, bir-birinə həcv, nəzirə, mədhiyyə yazanlar şeir-qəzəl məclislərindən kənara çıxmışdılar. Bu baxımdan «Əkinçi»də millətin oyanışı və inkişafı naminə dini və dünyəvi elmlərdən hansının vacibliyi məsələsini meydana çıxması təsadüfi deyil, əksinə zərurətdən irəli gəl­miş­di. Bu mübahisədə iştirak edən ziyalılar – H.Zər­da­bi, Əhməd Hüseynzadə, Ə.Heydəri, M.F.Axund­­za­də, S.Ə.Şirvani, M.M.Nəvvab və başqaları millətin inkişafında da­ha çox dünyəvi elm­lərin vacibliyini irəli sürsələr də, müəy­yən qədər dini elm­lə­rin rolunu qeyd edənlər də az deyildi.  AMEA Fəlsəfə İnstitutunun aparıcı elmi işçisi, dosent, fəlsəfə üzrə fəlsəfə doktoru Faiq Ələkbərli (Qəzənfəroğlu)

Azərbaycan Türk fəlsəfəsindən yarpaqlar: HƏSƏN BƏY ZƏRDABİ (1.Yazı)

XIX əsrin ikinci yarısında milli fəlsəfi və ictimai fikrin inkişafında Həsən bəy Məlikzadə-Zərdabi (1837-1907) və onun «Əkinçi» qəzetinin müstəsna rolu olmuşdur. 1837-ci il Bakı quberniyası Göyçay qəzasının Zərdab kəndində zadəgan ailəsində dünyaya gələn Zərdabi ilk təhsilini mədrəsədə almış, doğma türk dili (Azərbaycan) ilə yanaşı ərəb, fars və rus dillərini mükəmməl mənimsəmişdir. 1850-ci illərdə Şamaxıda təhsilini davam etdirən Zərdabi daha sonra 1-ci Tiflis gimnaziyasında 5-ci sinfə qəbul edilmişdir. 1861-1865-ci illlərdə Moskva Universitetində fizika-riyaziyyat fakültəsində ali təhsil alan Zərdabi buranı bitirdikdən sonra, Tiflisə qayıdaraq dövlət məmuru kimi, məhkəmə işlərində (Tiflis Mərz Palata İdarəsində) çalışmışdır. Ancaq o, burada uzun müddət işləyə bilməmiş, süründürməçiliyə, rüşvətxorluğa etiraz olaraq tutduğu vəzifəsindən istefa vermişdir. Həmin dövrdə çarizm Qafqazada mirovoy (sülh) və okurjnoy (dairə) məhkəmələri təsis edirdi ki, Zərdabi bu dəfə Quba şəhərinə məhkəmə katibi vəzi­fə­sinə təyin olunsa da, 1869-cu ildə buradan da uzaqlaşmalı oldu. 1870-ci illərdə Bakı gimnazisiyasnda müəllim kimi işləmiş Zərdabi 1872-ci ildə yoxsul şagirdlərə yardım etmək və əhalini maarifləndirmək məqsədilə Xeyiryyə Cəmiyyəti təşkil etmişdir. Həmin Xeyriyyə Cəmiyyətinin təşkilatçılığı ilə 1873-cü ilin martında M.F.Axundzadənin “Hacı Qara” dramı Zərdabi və N.b.Vəzirovun rəhbərliyi altında səhnədə nümayiş etdirilmiş, bununla da Azərbaycan milli teatrının əsası qoyulmuşdur. Ancaq Zərdabinin xalqı qarşısında ən böyük xidməti 1875-ci ilin iyulunda “Əkinçi” qəzetinin (1875-1877) nəşrinə başlamaqla milli mətbuatın təməlini qoyması oldu. Dörd il fasiləsiz olaraq Qafqazda türk dilində qəzet nəşr etməyə çalışan və axırda istəyinə nail olan Zərdabinin təkcə bu əməli, nəinki Azərbaycan, bütün Türk dünyası üçün mühüm əhəmiyyət daşımışdır. Bütün çar Rusiyasında, o cümlədən Qafqazda ilk türk qəzeti olan «Əkin­çi»nin yaranması ilə (1875) Azərbaycan türkləri yeni bir mərhələ­yə qədəm qoymuş oldular. “Əkinçi” qəzetinin nəşri üçün bütün varlığını ortaya qoyan, eyni zamanda onu demək olar ki, təkbaşına ərsəyə gətirən Zərdabinin bütün fədakarlıqlarına baxmayaraq çarizm çox keçmədən bu qəzeti bağlatdırmış və onun özünü də doğulduğu Zərdab kəndinə sürgünə göndərmişdir. Təxminən 20 ilə yaxın Zərdab kəndində müəllimlik və elmlə məşğul olan Zərdabi, 1896-cı ildə yenidən Bakıya qayıdaraq ömrünün axırna­dək “Kaspi” qəzetində fəaliyyət göstərmişdir. Çox keçmədən Bakı Şəhər Dumasının da üzvü seçilən Zərdabi, eyni zamanda Azərbaycan müəllimləri qurultayına da sədrlik etmişdir. Yeri gəlmişkən, «Əkinçi» qəzetinin fəal yazarları arasında Əhsənül-Qəvaid adlı bir imzaya da rast gəlirik ki, bəzi tədqiqatçıların fikrincə, Ə.Qəvaid Həsən bəy Zərdabi ya da Hacı Məhəmməd Sadığın təxəllüsü olmuşdur. Məsələn, Firudin bəy Köçərlinin «Azərbaycan türklərinin ədəbiyyatı» kitabının ikinci cildinin izah və qeydlər bölümündə yazılır ki, Əhsənül-Qəvaid maarifçi və jurnalist, gəncəli Hacı Məhəmməd Sadığın təxəllüsüdür. M.Sadıq həmin dövrdə Rəştdə yaşamış və oradan «Əkinçi»yə məqalələr göndərmişdir. İzah və qeydlərin tərtibçisi fkrini əsaslandırmaq üçün Feyzulla Qasımzadənin «XIX əsr Azərbaycan ədəbiyyatı tarixi»nə, 1960-cı illərdə nəşr olunmuş, üç cildlik «Azərbaycan ədəbiyyatı tarixi»nə istinad edir. Digər tədqiqatçılar, məsələn Salman Mümtazla  Heydər Hüseynova görə isə Əhsənül-Qəvaid imzalı müəllif Həsən bəy Zərdabinin özüdür. Doğrudur, Zərdabi «Əkinçi»nin saylarının birində yazmışdır ki, onu Əhsənül-Qəvaid hesab edənlər yanılırlar: «Quba şəhərində Hacı Nəcəfqulu və Məşədi Məhəmməd adından Əhsənül-Qəvaidə yazılıb, bizim adımıza göndərilən həcv kağızını yazana bəyan edirəm ki, cənab Əhsənül-Qəvaid bu halda İrana səfərə gedib. Çünki cənab molla bizi Əhsənül-Qəvaid hesab edib, ona binaən biz Əhsənül-Qəvaidin əvəzində ol cənaba ərz edirik ki: Əgər yarasanın gözü gündüzlər görmürsə, günəşin günahı nədir?». Hesab edirik ki, Zərdabu bu sözləri məcburiyyətdən yazmışdır və “Əhsənül-Qəvaid” imzası ona məxus olmuşdur. Çünki Zərdabi ilə “Əhsənül-Qəvaid” imzalı müəllifin bütün fikirləri tamamilə eynidir. Dini və ictimai-maarifçi görüşləri. Zərdabinin dünyagörüşündə dini və ictimai-maarifçi məsələlər mühüm yer tuturr. Onun çağdaşlarından başlıca üstünlüyü dini və ictimai-maarifçi ideyaları ortaya qoymaq üçün daha əlverişli bir vasitəni – mətbuatı seçməsi idi. Mətbuat xalqın kütləvi şəkildə maariflənməsi, Azərbaycan türklərinin oyanışı, milli-dini birlik ideyasının yayılması baxımından çox önəmli idi. Ən vacib məqam odur ki, «Əkinçi»nin dövründə köhnəpərəstlərə (lokal-sxolastik-gerilkçi islamçılara) qarşı bütöv bir yenipərəstlər (dünyəvi-yenilkçi islamçılarla türkçülər) cəbhəsi yarandı. Artıq Azərbaycan Türk ziyalıları tək-tək deyil, xüsusilə Zərdabinin və onun “Əkinçi”si ətrafında toplananların simasında sxolastik fəlsəfi dünyagörüşə və mühafizəkarlığa qarşı, müəyyən mənada vahid cəbhədən mübarizə aparmağa başladılar. Azərbaycan türklərinin yenidən təmərküzləşməsi və milli-dini birliyin yaranması Zər­da­bi­nin yaradı­cılığında vəhdət təşkil etmişdir ki, onun «müsəlman», «müsəlman milləti» ifadələri ilə «türk», «Qafqaz türkləri», «türk milləti» an­la­yış­ları bir-birinin sinonimi anlamında idi. Başqa sözlə, ana dili­nin və mil­lə­tinin «türk» olduğunu yaxşı dərk etdiyi üçün «Əkin­çi»də tez-tez doğma dilini “türk dili” adlandırmaqla yanaşı Zərdabinin “Qaf­qaz müsəl­man­ları”, “müsəlman”, “islam milləti” an­la­yış­la­rın­dan isti­fa­də etməsi də təbii idi. Zərdabi «Əkinçi»yə yazdığı məqalələrinin birində bu məsələyə müəyyən qədər aydınlıq gətirməyə çalışmışdır. Onun fikrinə görə, qədim dövrlərdə Qafqaz Asiya ilə Av­ro­pa arasında körpü rolunu oynamışdır. Asiya qitəsində əha­li çoxaldıqca Qafqazdan köçüb Avropaya gedirmiş. An­caq bununla yanaşı, həmin tayfalardan bəziləri Qafqazda məskunlaşmışlar. Zərdabiyə görə, sonra Qafqaza ərəblər gəlib və buranın əksər əhalisini islamlaşdırmışdır. Lakin Qafqaz millətlərinin əksəriyyəti islamı qəbul etsələr də, etnik tərkibin rəngarəngliyi onların bir millət kimi birləşməsinə əngəl olmuşdur. Bu baxımdan Zərdabi Qafqazda yaşayan xalqların etnik müxtəlifliyini nə­z­ərə alaraq, daha çox «müsəlman» anlayışından istifadə et­mişdir. Eyni zamanda XIX əsrdə, «müsəlman», «islam mill­əti» anlayışının Türk xalqları arasında hökm sürdüyü bir za­man­da, Zərdabinin yalnız “türk” kimliyini önə çəkməsi çox zor idi. Bu baxımdan Zərdabi müsəlman kimliyini də gözardı etmədən, yenidən Azərbaycan türklüyünü oyandırmağı qarşısına əsas məqsəd kimi qoymuşdur. Məhz bu əqidəyə görə də Zərdabi «Əkinçi»nin ilk sayındaca rus dilində olan hökumət qərarlarının, fərmanlarının doğma türk dilinə tərcümə ediləcəyini bildirmişdir: «Məzkur qərar­da­dı biz öz türk dilimizə tərcümə etmişik». Ümumiyyətlə, Zərdabi bütün məqalələrində və yazıla­rın­da xalqının dilini türk dili kimi göstərmişdir: «Qəzet çap edən gərək bəistilahi-türk cümləqayğı olsun», ya­xud da «beistilahi-türk qəzet çıxardanların növğanıdır». Zərdabi məqalələrinin birində Türkiyə türkcəsi ilə Azərbaycan türkcəsi arasında bağlılığı göstərməklə yanaşı, oxunuşundakı çətinliyi də qeyd etmişdir. O bildirirdi ki, Os­man­lı Türkiyəsində yeni məktəblər açılıb, orada elmi ki­tab­lardan dərs deyilir, yaxşı olardı həmin kitablar Azər­bay­can türkcəsinə uyğunlaşırılıb şair kitablarının əvəzinə mək­təb­lərdə oxunsun. Çünki Türkiyə və Azərbaycan türklərinin dilləri demək olar ki, oxşardır və cüzi fərq var. Halbuki çar Rusiyasının Azərbaycanda apardığı siyasətə görə, iki türk xalqının dillərinin yaxınlaşdırlması deyil, tam əksinə uzaqlaşdırlması vacib idi. Necə ki, Axundzadə çarizmin bu siyasətinə əməl edərək, Türkiyə türkcəsi ilə Azərbaycan türkcəsini az qala yad dillər kimi qələmə vermişdi. Ancaq Zərdabi çarizmin bu siyasətinin əleyhinə çıxaraq Türkiyə türkləri ilə Azərbaycan türklərinin dil və etnik mənşə birliyini ortaya qoyurdu. Ümumiyyətlə, Zərdabi bütün yaradıcılığında Türk xalqlarına münasibətdə daim dil və adət-ənənə birliyini, müsəlman xalqlarına münasibətdə isə din birliyini önə çəkmişdir. Türk xalqlarının əksəriyyəti də müsəlman dinində olduğu üçün, hər iki məsələnin birlikdə həyata keçirilməsi Zərdabi üçün daha məqsədəuyğun olmuşdur. Başqa sözlə, Zərdabinin görüşlərində ayrı-ayrılıqda türk birliyi və islam birliyi, eyni zamanda ikisi bir yerdə türk-islam birliyinin ilk cizgilərini görmək mümkündür. Ancaq Zərdabinin yaşadığı dövrdə islam dini ya da müsəlman kilmliyi ağır basdığı üçün o, “İslam birliyi” çərçivəsində Türk-İslam birliyini ifadə etməyə çalışmışdır. Bu mənada Zərdabinin “Əkinçi” qəzetində milli-dini birlik mənasında anlaşılan «İslam birliyi»– «İttihadi-islam» ide­ya­sını irəli sürməsi təsadüfi olmamışdır. Zərdabi bunu, ümumilikdə bütün mü­səl­manların bir-birilə daha yaxından tanış olması, bir-biri­nin dərdlərini, problemlərini öyrənməsi və çıxış yollarını bir­lik­də axtarması baxımından irəli sürsə də, əsas diqqəti müsəlman türk xalqlarının, o cümlədən çar Rusiyasının əsarəti altındakı türklərin maariflənməsinə, oyanışına və birliyinə yönəltmişdir. Başqa sözlə, o, bir tərəfdən bütün müsəlmanların bir-birləri ilə anlaşmasını vacib saydığı kimi, eyni zamanda müsəlman türk xalqlarının bu məsələdə öncüllüyünü əsas tutmuşdur. Məsələn, onun fikrinə görə, İslam dünyasında mühüm yeri olan Qurban bayramının mənası heç də o demək deyildir ki, mü­səl­manlar qurban kəsib kef-damaqla yesinlər, onlar həm də bu bayramdan istifadə edərək problemlərini birlikdə mü­za­ki­rə etməlidirlər: «Qurban günü tavana müsəlmanlar Məkkəyə cəm olub, bir yerdə ziyarət edib, bir-birinə öz dərd qəm­lə­rin­dən xəbər verirlər. Yəni Qurban bayramının artacaq şərafətli olmağına səbəb odur ki, bu bayramda olan ziyarət ittihadi-islama baisdir. Məkkə­yə get­mək­dən murad bir bu deyil ki, gedib ziyarət edib qa­yı­dasan. Lazım­dır ki, oraya cəm olan müsəlmanları görüb əh­val­pürsan olub öz qardaşlarını tanıya bilsin». Onun fikrincə, Məkkəyə gedən müsəlmanlar bu ba­xım­dan ziyarətlə kifa­yət­lənməməli, bir-birlərinin dərd­lə­rin­dən hali olmalı, öz din qardaşlarını yaxından tanımalıdırlar, ancaq Məkkəyə ge­dən­lərdən heç kəs buna əməl etmir: «Biz elə avam olmuşuq ki, nə ki, qeyri tayfaları, hətta öz qar­daş­la­rı­m­ızı tanıyıb bilməyə qadir deyilik. Qardaşlar, mək­təb­xa­na­lar bina edib oxuyun ki, heç olmasa öz qardaşlarınızın di­li­ni öy­rənib, müsəlmanlığın ittihadına əməl edə biləsiniz, yoxsa bizim gözəl Qurban bayramı və Məkkə səfəri ölünün əyninə geyilən faxir libasa oxşayır». Gördüyümüz kimi, Zərdabi əvvəlcə Məkkəyə gedən bütün müsəlmanların burada əsas məqsədlərinin nə ola biləcəyini anladır, daha sonra da milli məktəblər açmaq yoluyla bunun gerçəkləşə biləcəyinə işarə vurur. Bizcə, Zərdabi də burada Əfqani kimi, “İslam birliyi”nin tərəfdarı olmaqla yanaşı, hər bir müsəlman xalqının milli birliyi başa düşdükdən sonra bunun gerçəkləş biləcəyinə inanmışdır. Yəni hər hansı müsəlman xalqı öz milli ruhundan uzaq qalıbsa o zaman, dini ruhu da yetərincə olmayacaqdır. Bu anlamda milli ruhla dini ruh eyni dərəcədə inkişaf etdirilməli və bir-birini tamamlamalıdır.   AMEA Fəlsəfə İnstitutunun aparıcı elmi işçisi, dosent, fəlsəfə üzrə fəlsəfə doktoru Faiq Ələkbərli (Qəzənfəroğlu)

Türk Dünyası ile daha sıkı ilişkilere...

Necdet Buluz Türk dünyası ile Türkiye arasındaki köprüleri güçlendirme çalışamalarına yılldrdır imza atan Avrasya Ekonomik İşbirliği (EkoAvrasya) Yönetim Kurul Başkanı Hikmet Eren, içinde bulunduğumuz 2019 yılında yapacaklarını anlattı. Eren açıklamasında 2019 yılında yürütülecek çalışmalar, üretilecek politikalar ve uygulamalar ile Türkiye’nin küreselde önemli bir liderlik ortaya koyacağına inanmaktayız. Güçlü, üretken, çalışkan bir ülke olarak her zamankinden daha etkili bir Türkiye için misyonumuzu devam ettirmekteyiz” dedi.Kurulduğundan bugüne kadar çok önemli etkinliklere imza atan EkoAvrasya, içinde bulunduğumuz yılda hedef büyüttü. Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Eren, yeni yıldaki çalışmalarını anlatırken “Yeni yılla birlikte her zaman olduğu gibi temel değerlerimiz üzerinde sağlam durarak, sadece ekonomik ve diplomatik alanda değil eğitim, bilim, kültür alanlarında da yeni projeleri hayata geçirerek gerçekleştireceğimiz bölgesel faaliyetlerle 2023 hedefine doğru yükselerek ülkemiz gelişimine olan katkımızı sürdürme idealindeyiz” açıklamasında bulundu. 2019 yılında daha büyük hedeflere imza atmak ve daha fazla etkinlikler düzenlemek için kolları sıvayan EkoAvrasya Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Eren’in konu ile ilgili açıklaması şöyle: “Türkiye ile Avrasya ülkeleri arasındaki ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunmak için faaliyetlerini aralıksız sürdüren aktif bir sivil toplum kuruluşu olarak verimli ve başarılı bir yıl geçirdik. 2019 yılına girerken, bu tablonun hepimizin ortak eseri olarak bizleri gururlandırdığını belirterek yeni yıl ile birlikte beklentilerimizi, hedeflerimizi sizlerle paylaşmak istedik.Küreselde yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmelerle beraber ülkemiz, jeopolitik konumunu, sahip olduğu yüksek potansiyelini etkin şekilde kullanarak hem bölgesinde hem de dünya düzeninde söz sahipliğiyle, cumhuriyetimizin 100. yılına doğru 2023 hedeflerine emin adımlarla ilerlemektedir. Bu doğrultuda iyi stratejilerle iyi işbirliklerinin önemi hep ön planda tutulmaktadır.EkoAvrasya olarak gerçekleştirdiğimiz lobicilik faaliyetleri ile uluslararası düzeyde misyonumuzu sürdürürken, ülkemizin potansiyeline her daim katkı sağlamaya devam etmekteyiz. Yeni yılla birlikte her zaman olduğu gibi temel değerlerimiz üzerinde sağlam durarak, sadece ekonomik ve diplomatik alanda değil eğitim, bilim, kültür alanlarında da yeni projeleri hayata geçirerek gerçekleştireceğimiz bölgesel faaliyetlerle 2023 hedefine doğru yükselerek ülkemiz gelişimine olan katkımızı sürdürme idealindeyiz.Her geçen gün sınırların belirsizleştiği dünyada, yüksek kalkınma gücüne sahip olarak büyüme ve gelişme yolunda ülkemiz hız kesmeden ilerlerken, özellikle Avrasya ülkeleriyle ilişkilerimizin yüksek ivme kazanıp bölgesel istikrara sağlanacak katkılar da göz önüne alınarak, derneğimiz olarak her zamankinden daha çok çalışıp gelişmeler ve sorunların çözümü yolunda koordinasyonumuzun ve motivasyonumuzun eksiksiz olduğunu belirtmekten gurur duymaktayız. 2019 yılında yürütülecek çalışmalar, üretilecek politikalar ve uygulamalar ile Türkiye’nin küreselde önemli bir liderlik ortaya koyacağına inanmaktayız. Güçlü, üretken, çalışkan bir ülke olarak her zamankinden daha etkili bir Türkiye için misyonumuzu devam ettirmekteyiz.Siz değerli dostlarımızdan aldığımız güçle, başarmanın verdiği mutlulukla ülkemiz, geleceğimiz, yeni nesillerimiz için yarının dünyasını inşa etmeye çalışırken, bu yolda birlik ve beraberliğe katkı sağlayan herkese sonsuz teşekkürlerimizi sunarak 2019’un ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyoruz.”Bu noktada bizim de söyleyeceklerimiz olacak:Avrasya Ekonomik İlişkiler Derneği Türkiye ile Türk dünyasını daha da yakınlaştırma çalışmalarını bugüne kadar başarı ile sürdürebilmiş sivil toplum kuruşları içinde ayrı bire yere sahiptir.Özellikle yurt dışında Türkiye’nin tanıtımının yapılmasında da önemli katkıları olmuştur. Bundan sonra da bu katkıların katlanarak sürdürüleceği inancındayız. Özellikle Türkiye-Azerbaycan arasındaki bağların giderek güçlenmesinde tartışılmaz etkiliklere imza atmıştır. Kardeş Azerbaycan’ın işgal altındaki Dağlık Karabağ sorunun çözümündeki katkıları ve çözüm üretmesi EkoAvrasya ayrıcalığını gözler önüne sermektedir.Bir önemli noktaya daha değinelim:EkoAvrasya, Yavru Vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile olan ilişkilerimizde ve tanıtımında da üstlendiği görevini başarı ile yerine getirmiştir. KKTC’nin tanıtımı, üzerindeki ambargo ve baskıların kaldırılması alanındaki çalışmaları ile de varlığını ortaya koymuştur.EkoAvrasya, çalışmalarını Türk dünyası ile sınırlı tutmamış, Balkanlara, Avrupa’ya da açılarak tanıtım çalışmalarına bir başka pencereden katkı sağlayarak dikkatleri çekmeyi başarmıştır. Sadece ekonomik ve diplomatik alanda değil, eğitim, turizm, bilim ve kültür alanlarında da düzenlediği etkinliklerle Türkiye’nin zenginliğini ve tanıtımını da başarı ile günümüze kadar taşımayı başarmıştır.Çalışmalarını her zaman dikkatli şekilde takip ettiğimiz EkoAvrasya Yönetim KuruluBaşkanı Hikmet Eren’e ve Yönetim Kurulu üyelerine biz de yeni yıldaki çalışma takvimlerinde başarılar diliyoruz.  necdetbuluz@gmail.comwww.facebook.com/necdet.buluz    

"23. Uluslararası Türk Dünyasına Hizmet Ödülleri"

Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) tarafından organize edilen "23. Uluslararası Türk Dünyasına Hizmet Ödülleri", 23 Nisan 2019'da Hollanda'da düzenlenecek törenle sahiplerine verilecek.TÜRKSAV Yönetim Kurulu Başkanı Yahya Akengin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geleneksel "Uluslararası Türk Dünyasına Hizmet Ödülleri" kapsamında, 19 Mayıs 1919'un yüzüncü yılı dolayısıyla "19 Mayıs Türk Dünyası Diriliş Ödülü" vereceklerini belirtti.Akengin, "19 Mayıs'ta Gazi Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Samsun'a çıktığı zaman yeryüzünde hemen hemen bağımsız Türk ve Müslüman devlet yoktu. 19 Mayıs ile birlikte Anadolu bozkırında diriliş mücadelesi verilmeye başlandı. Bu yüzden 'Diriliş Ödülü' verme kararı aldık." dedi.Orta Asya bozkırlarında Türk ve Müslüman devletlerinin diriliş mücadelesinin halen devam ettiğini aktaran Akengin, bu mücadelenin önemli ismi Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'e, "19 Mayıs Türk Dünyası Diriliş Ödülü"nü takdim edeceklerini belirtti.Ödül törenini, 23 Nisan 2019'da Hollanda'da düzenleyeceklerini bildiren Akengin, şunları kaydetti:"İlk ödülümüzü, Irak Türkmenlerinin mücadele ve sorunlarını yansıtan çalışmalar yapan Irak Türkmen Cephesi adına Başkan Erşat Salihi'ye, ikinci ödülümüzü Kıbrıs Türklerinin var oluş mücadelesinde gösterdiği tarihi direnişten dolayı Türk Mukavemet Teşkilatı adına Başkan Yılmaz Bora'ya, üçüncü ödülümüzü de kendi imkanlarıyla Hollanda'da Çanakkale müzesi açan Atatürk ve Çanakkale Müzesi Kurucusu Bülent Türker'e vereceğiz. Dördüncü ödülümüzü, Türkiye ile Kazakistan arasındaki dostluk ve kardeşlik ilişkilerine katkı sunan Kazakistan'ın Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly'ye, beşinci ödülümüzü I. Dünya Savaşı'nda Mehmetçik'in bilinçli olarak vatan ve millet müdafaasında yaptığı mücadeleyi anlatan, TRT'nin yayınladığı 'Mehmetçik Kutlu Zafer' dizi filmine ve son ödülümüzü ise Bayırbucak Türkmenlerinin tarihini ve sosyal yaşantılarını tespit edip kitaplaştıran araştırmacı yazar ve Bayırbucak Türkmenleri Derneği kurucularından İsmet Bozoğlan'a takdim edeceğiz."TRT Avaz 

Uluslararası Uzay İstasyonu’nda Türkmenistan Bayrağı

Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS)Başkanı Rus Kozmonot Oleg Kononenko, Türkmenistan Liderinin ve Türkmen Halkının yeni yılını uzay istasonunda Türkmen bayrağı açarak kutladı.“Prezident Yıldızı” Türkmenistan nişanı sahibi olan ve Türkmenistan’da doğup büyüyen Kozmonot, bir eline Türkmen Bayrağı diğer eline  Türkmen Liderin yazdığı “Türkmenistan Büyük ipek Yolunun Kalbi ” adlı kitabını alarak, Cumhurbaşkanı Gurbanguly Berdimuhamedov’a hitaben yaptığı konuşmada, “Türkmenistan Büyük İpek Yolu’nun kalbidir” sloganıyla geçen yılda elde edilen başarıların evrensel olarak tanınmasını sembolize etti.Türkmen liderini ve tüm Türkmen vatandaşlarını Yeni Yıl’da tebrik eden kozmonot, Türkmenistan bayrağını ve Devlet Başkanı’nın “Türkmenistan Büyük İpek Yolu’nun kalbi” kitabını Uluslararası Uzay İstasyonu’nda göstermenin büyük bir onur olduğunu söyledi.Kozmonot ayrıca, doğup büyüdüğü ülke için özel duyguları olduğunu, gurur duyduğunu ve başarılarından memnuniyet duyduğunu belirtti.TRT Avaz 

Çimkent - Dubai direkt uçak seferleri başlatıldı

Çimkent Valiliğinden yapılan açıklamada, 01 Ocak 2019 tarihinde Çimkent’ten Dubai’ye direkt uçak seferlerinin başlatıldığı bildirildi.Güney Kazakistan yolcularını Birleşik Arap Emirlikleri'ne Fly Dubai havayolları şirketi taşıyacaktır. Açıklamaya göre, haftada iki kez gerçekleşmesi beklenen uçuşların yolculuk süresi 3 saattir.www.kaztr.com 

Bişkek'te kurulan Noel ağacı BDT'deki ilk 10 liste arasında

Analitik ajans TurStat, 2019 Yeni Yıl için BDT'nin başkentlerinde kurulan Noel ağaçlarının yüksekliğinin bir analizinin sonuçlarına dayanarak, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinin Yeni Yıl ağaçlarını derecelendirdi.Kazakistan'da Nur Alem pavilyonu yakınındaki EXPO-2017 fuarında Kazakistan'ın 25 yüksekliğindeki Noel ağacı, geçen yıl 18 Aralık'ta torenle aydınlatıldı.Moskova'daki Kremlin'in Katedral Meydanı'ndaki Yeni Yıl ağacı, Yeni Yıl'da BDT'nin başkentlerindeki Yeni Yıl ağaçlarının en güzel yılbaşı ağacı olarak nitelendirildi.TourStat'a göre, Aşkabat (38 metre), Bakü (37 m), Erivan (37 m), Taşkent (35 m), Minsk (30 m), Duşanbe (28 m ), Moskova (27 m), Astana (25 m), Bişkek (25 m) ve Tiflis (25 m) BDT ülkelerinin başkentlerinde yılbaşı için kurulan en yüksek Noel ağaçları oldu.Kabar.kg 

Türk Dünyasının Ortak Değeri; CENGİZ AYTMATOV

Türk Dünyasının ortak değerleri denildiği zaman ilk olarak aklımıza dilimiz, dinimiz, tarihimiz, kültürümüz, örf, adet, gelenek, görenek, eğitimimiz ve folklorumuz gelmektedir. Türk Dünyasının ortak değerlerinin oluşması ve bizlere binlerce yıllık tarih süzgecinden süzüle süzüle gelmesi pek tabi ki çok büyük zorluk ve mücadelelerin neticesinde gerçekleşebilmiştir... Türk dünyasının ortak değerlerinin binlerce yıllık zorlu süreçler neticesinde korunarak günümüze kadar ulaşabilmesinde kuşkusuz en büyük görev şairlerimize, ozanlarımıza, fikir adamlarımıza, yazarlarımıza, tarihçilerimize ve kültür elçilerimize düşmüştür…   Bu anlamda ilk olarak akla gelen ortak değerlerimize bakacak olursak; Dede Korkut,  Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmud, Hoca Ahmet Yesevi, Ahmet Yükneki, Mevlana, Yunus Emre, Nasreddin Hoca, Genceli Nizamî, Hacı Bektaşi Veli, Ahi Evran, Ali Şir Nevai, Fuzulî,  Köroğlu, Karacaoğlan, Mirza Fethali Ahundzade, Abay Kunanbayulu, İsmail Gaspıralı, Elekber Sabir, Mehmet Âkif Ersoy, Ziya Gökalp, Mağcan Cumabayulu, Bahtiyar Vahapzade, Muhtar Avezov, Hüseyin Cavid, Ârif Nihat Asya ve Cengiz Aytmatov isimleri karşımıza çıkmaktadır…Türk Dünyasının ortak değerleri artık günümüzde TÜRKSOY başta olmak üzere, Türk Keneşi, Türkpa, Türk Kültür Miras Vakfı ve Türk Akademisi gibi uluslararası organizasyonlarımız tarafından korunarak gelecek kuşaklara aktırılması yönünde bu anlamda çok ciddi organizasyonlar yapmaktadırlar. TÜRKSOY, bu bağlamda doğumunun 90’ıncı yıldönümü olması münasebetiyle 2018 yılını ‘Cengiz Aytmatov'u anma yılı’ olarak ilan etmiştir.Türk Dünyasının ortak değerlerinden biri olan Cengiz Atmatov, sadece Kırgızistan’ın, Kazakistan’ın, Türkiye’nin, Türk Dünyasının değil aynı zamanda Dünya Edebiyatı’nın da gelmiş geçmiş en büyük yazarlarının başında gelmektedir. Aytmatov, Kırgız halkının dünyaya kazandırdığı en büyük armağanıdır. Aytmatov'un eserleri incelendiği zaman dar anlamda Kırgız ve Kazak insanına, geniş anlamda Türk Dünyasına ve evrensel anlamda ise tüm insanlığa hitap ettiği görülecektir. 12 Aralık 1928’de Kırgızistan'ın Talas bölgesinin Şeker köyünde dünyaya gelen Aytmatov’un hayatı meydana gelen dünya savaşları, ciddi değişim ve dönüşümlerin gölgesinde çok büyük zorluklar içerisinde geçmiştir. Babası Törökul Aytmatov, Sovyet Kırgızistan döneminde seçkin bir devlet adamıyken, 1937'de Türk birliğini desteklediği için tutuklanmasının ardından içlerinde dönemin Kırgızistan Başbakanı’nın da bulunduğu 137 kişiyle birlikte 1938 yılında infaz edilerek Çon Taş denilen yerde, eski bir tuğla fabrikasına gizlice gömülmüşlerdir. Kırgızistan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından aydınların katledildiği alan düzenlenerek Ata Beyt isimli anıt mezar haline getirilmiştir. Aytmatov 10 Haziran 2008 tarihinde yaşamını yitirdiğinde vasiyeti üzerine babası Törökul Aytmatov’un yanına Ata-Beyit mezarlığına defnedilmiştir. Cengiz Aytmatov, hayatı boyunca babası gibi Türklük şuurunu Sovyet sistemi içinde muhafaza etmeye çalışarak bu yönde eserler yazmıştır.  Aytmatov çocukluğunda babaannesi Alımkan’ın Kırgız gelenek, görenek, halk türküleri, ağıtlar ve masallarını dinleyerek büyümüş, bu durum eserlerine de yansımıştır.Aytmatov, Bişkek'te Veterinerlik Yüksek Okulu’ndan mezun olduktan sonra 1952'de ilk eserini yazar. Dağlar ve Steplerden Masallar adlı öykü kitabıyla büyük ün kazanan Aytmatov,1963'te Sovyetler Birliliği”nin en önemli edebiyat ödülü olan Lenin Edebiyat Ödülü”nü alan en genç kişi olur. “Cemile” adlı aşk romanının Fransız şair Louis Aragon tarafından Fransızcaya çevrilmesiyle ünü daha geniş kitlelere yayılır.   Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov'un Rusya’daki Sovyet Sosyalist rejim değişikliği sırasında geleneklerini korumaya çalışan insanların anılarının, kutsal saydığı her şeyin yok sayılması, aşkın sorgulanması, insanların mankurtlaşma veya geleneklerini koruma arasındaki  tercihler arasında kalmalarının ele aldığı en önemli eserlerinin başında gelmektedir.  Aytmatov’un Fransa’da V. Lackhine tarafından “yılın kitabı” olarak gösterilen “Gün Olur Asra Bedel” eserinde bahsedilen ”mankurtlaşma” süreci kişinin sosyal kimlik değiştirme ve öz kökenine yabancılaşma anlamını karşılayan bir terim olarak sosyal psikoloji literatüründeki yerini almıştır.Aytmatov yazarlığa başladığı dönemde en büyük desteği dünyaca ünlü Kazak yazar Muhtar Avezov’dan görmüştür. Aytmatov, bir yazısında, ‘’Bir zamanlar Rus kültürünün gelişimini Puşkin nasıl etkilediyse, Orta Asya ülkelerinde çağdaş yaratıcı düşünce ve manevi hayatın oluşumunda da Avezov’un aynı şekilde etkisi olduğunu düşünüyorum” diyerek Avezov’a duymuş olduğu saygıyı bu şekilde dile getirmiştir.Aytmatov, hayatı boyunca gelenek ve göreneklerine sadık kalmıştır. Eserlerinde mitolojik unsurları, folklorik malzemeyi ustaca kullanan çağdaş bir bilgedir. Onun eserlerinde Kırgız halk kültürünün yanı sıra eski Türk dinî inançları, halk hikâyeleri, efsaneler, masallar, destanlar, türküler gibi halk kültürünün bütün unsurları yazıya dökülerek ölümsüzleşmiştir.Aymatov’un eserlerindeki en önemli ilham kaynaklarının başında Manas Destanı gelir. Eserlerinde bu bağlamda ağızdan ağza geçen efsaneleri, destanları, masal ve hikâyeleri tüm yönleriyle ele almaya çalışmıştır. Aytmatov, Türk milletinin tarih içindeki sevinçlerini, tasalarını, kahramanlıklarını ve engin tecrübelerini yazıya dökerek Türk Dünyasında çok sevilip saygı duyulan bir yazar haline gelmiştir. Eserlerinde içinde yaşadığı toplumun sorunlarını ve çelişkilerini de anlatmıştır. Bu bağlamda sorunların üstünden gelmek için öncellikle geçmişe bağlı olmak gerektiğinin, kendinden ve milletinden haberdar olmanın önemine özellikle dikkat çekmeye çalışmıştır.Aytmatov, mücadelesini sanat yoluyla vermiş, dönem dönem uygulanan sansürü aşabilmek için eserlerinde çeşitli (mecaz-metafor)benzetmelerden yararlanmıştır. İleri görüşlü aydın bir kişiliğe sahipti. Günümüzden 50/60 yıl önce Sovyetler döneminde Türk Dünyasının ilerde muhakkak bir araya gelebilmesi gerektiği yönündeki görüşlerini sıklıkla eserlerinde dile getirmiştir. Türk kültürünün tanıtılmasına ve gelişmesine önemli hizmetlerde bulunan Aytmatov, Türk Dünyasını oluşturan ülke ve topluluklar arasında çok önemli manevi bir köprü görevi üstlenmiştir.Aytmatov’un eserlerinde kadının sosyal yaşamın içerisinde hem anne hem çalışan mücadeleci bir karakter hem de Türk toplumunda erkek kadar eşit bir kimliğe sahip olduğuna dikkat çekmeye çalışmıştır.Aytmatov, Kırgızistan’ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra Talas Bölgesi Milletvekilliği yapmasının yanı sıra diplomat kimliğiyle ülkesini Almanya ve Lüksemburg’da Büyükelçilik, Avrupa Birliği, NATO ve UNESCO’da ise temsilci olarak başarıyla temsil etmiştir. Aytmatov’un başlıca eserlerine bakacak olursak Gün Olur Asra Bedel, Cemile, Selvi Boylum Al Yazmalım, Cengiz Han’a Küsen Bulut, Çocukluğum, Gül Sarı, İlk Öğretmen, Beyaz Gemi ve Toprak Ana ilk olarak karşımıza çıkar.UNESCO’nun verilerine göre Aytmatov’un kitapları dünya okuyucularının ilgisini hem edebî hem felsefi derinliğiyle çekmiş. Eserleri 170’ten fazla dile çevrilmiş. Eserlerinin toplam baskı sayısının 60 milyonu geçtiği ifade edilmiştir.    Doğumunun 90’ıncı yıl dönümünde Cengiz Aytmatov’u büyük bir sevgi, saygı, özlem ve rahmetle anıyoruz. Türk Dünyası onun öngörüde bulunduğu şekilde gün geçtikçe bir araya gelerek güçlenmeye devam ediyor.  Ruhu şad olsun…  

Türk Dünyasının Ortak Değeri; CENGİZ AYTMATOV

Türk Dünyasının ortak değerleri denildiği zaman ilk olarak aklımıza dilimiz, dinimiz, tarihimiz, kültürümüz, örf, adet, gelenek, görenek, eğitimimiz ve folklorumuz gelmektedir. Türk Dünyasının ortak değerlerinin oluşması ve bizlere binlerce yıllık tarih süzgecinden süzüle süzüle gelmesi pek tabi ki çok büyük zorluk ve mücadelelerin neticesinde gerçekleşebilmiştir... Türk dünyasının ortak değerlerinin binlerce yıllık zorlu süreçler neticesinde korunarak günümüze kadar ulaşabilmesinde kuşkusuz en büyük görev şairlerimize, ozanlarımıza, fikir adamlarımıza, yazarlarımıza, tarihçilerimize ve kültür elçilerimize düşmüştür…   Bu anlamda ilk olarak akla gelen ortak değerlerimize bakacak olursak; Dede Korkut,  Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmud, Hoca Ahmet Yesevi, Ahmet Yükneki, Mevlana, Yunus Emre, Nasreddin Hoca, Genceli Nizamî, Hacı Bektaşi Veli, Ahi Evran, Ali Şir Nevai, Fuzulî,  Köroğlu, Karacaoğlan, Mirza Fethali Ahundzade, Abay Kunanbayulu, İsmail Gaspıralı, Elekber Sabir, Mehmet Âkif Ersoy, Ziya Gökalp, Mağcan Cumabayulu, Bahtiyar Vahapzade, Muhtar Avezov, Hüseyin Cavid, Ârif Nihat Asya ve Cengiz Aytmatov isimleri karşımıza çıkmaktadır…Türk Dünyasının ortak değerleri artık günümüzde TÜRKSOY başta olmak üzere, Türk Keneşi, Türkpa, Türk Kültür Miras Vakfı ve Türk Akademisi gibi uluslararası organizasyonlarımız tarafından korunarak gelecek kuşaklara aktırılması yönünde bu anlamda çok ciddi organizasyonlar yapmaktadırlar. TÜRKSOY, bu bağlamda doğumunun 90’ıncı yıldönümü olması münasebetiyle 2018 yılını ‘Cengiz Aytmatov'u anma yılı’ olarak ilan etmiştir.Türk Dünyasının ortak değerlerinden biri olan Cengiz Atmatov, sadece Kırgızistan’ın, Kazakistan’ın, Türkiye’nin, Türk Dünyasının değil aynı zamanda Dünya Edebiyatı’nın da gelmiş geçmiş en büyük yazarlarının başında gelmektedir. Aytmatov, Kırgız halkının dünyaya kazandırdığı en büyük armağanıdır. Aytmatov'un eserleri incelendiği zaman dar anlamda Kırgız ve Kazak insanına, geniş anlamda Türk Dünyasına ve evrensel anlamda ise tüm insanlığa hitap ettiği görülecektir. 12 Aralık 1928’de Kırgızistan'ın Talas bölgesinin Şeker köyünde dünyaya gelen Aytmatov’un hayatı meydana gelen dünya savaşları, ciddi değişim ve dönüşümlerin gölgesinde çok büyük zorluklar içerisinde geçmiştir. Babası Törökul Aytmatov, Sovyet Kırgızistan döneminde seçkin bir devlet adamıyken, 1937'de Türk birliğini desteklediği için tutuklanmasının ardından içlerinde dönemin Kırgızistan Başbakanı’nın da bulunduğu 137 kişiyle birlikte 1938 yılında infaz edilerek Çon Taş denilen yerde, eski bir tuğla fabrikasına gizlice gömülmüşlerdir. Kırgızistan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından aydınların katledildiği alan düzenlenerek Ata Beyt isimli anıt mezar haline getirilmiştir. Aytmatov 10 Haziran 2008 tarihinde yaşamını yitirdiğinde vasiyeti üzerine babası Törökul Aytmatov’un yanına Ata-Beyit mezarlığına defnedilmiştir. Cengiz Aytmatov, hayatı boyunca babası gibi Türklük şuurunu Sovyet sistemi içinde muhafaza etmeye çalışarak bu yönde eserler yazmıştır.  Aytmatov çocukluğunda babaannesi Alımkan’ın Kırgız gelenek, görenek, halk türküleri, ağıtlar ve masallarını dinleyerek büyümüş, bu durum eserlerine de yansımıştır.Aytmatov, Bişkek'te Veterinerlik Yüksek Okulu’ndan mezun olduktan sonra 1952'de ilk eserini yazar. Dağlar ve Steplerden Masallar adlı öykü kitabıyla büyük ün kazanan Aytmatov,1963'te Sovyetler Birliliği”nin en önemli edebiyat ödülü olan Lenin Edebiyat Ödülü”nü alan en genç kişi olur. “Cemile” adlı aşk romanının Fransız şair Louis Aragon tarafından Fransızcaya çevrilmesiyle ünü daha geniş kitlelere yayılır.   Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov'un Rusya’daki Sovyet Sosyalist rejim değişikliği sırasında geleneklerini korumaya çalışan insanların anılarının, kutsal saydığı her şeyin yok sayılması, aşkın sorgulanması, insanların mankurtlaşma veya geleneklerini koruma arasındaki  tercihler arasında kalmalarının ele aldığı en önemli eserlerinin başında gelmektedir.  Aytmatov’un Fransa’da V. Lackhine tarafından “yılın kitabı” olarak gösterilen “Gün Olur Asra Bedel” eserinde bahsedilen ”mankurtlaşma” süreci kişinin sosyal kimlik değiştirme ve öz kökenine yabancılaşma anlamını karşılayan bir terim olarak sosyal psikoloji literatüründeki yerini almıştır.Aytmatov yazarlığa başladığı dönemde en büyük desteği dünyaca ünlü Kazak yazar Muhtar Avezov’dan görmüştür. Aytmatov, bir yazısında, ‘’Bir zamanlar Rus kültürünün gelişimini Puşkin nasıl etkilediyse, Orta Asya ülkelerinde çağdaş yaratıcı düşünce ve manevi hayatın oluşumunda da Avezov’un aynı şekilde etkisi olduğunu düşünüyorum” diyerek Avezov’a duymuş olduğu saygıyı bu şekilde dile getirmiştir.Aytmatov, hayatı boyunca gelenek ve göreneklerine sadık kalmıştır. Eserlerinde mitolojik unsurları, folklorik malzemeyi ustaca kullanan çağdaş bir bilgedir. Onun eserlerinde Kırgız halk kültürünün yanı sıra eski Türk dinî inançları, halk hikâyeleri, efsaneler, masallar, destanlar, türküler gibi halk kültürünün bütün unsurları yazıya dökülerek ölümsüzleşmiştir.Aymatov’un eserlerindeki en önemli ilham kaynaklarının başında Manas Destanı gelir. Eserlerinde bu bağlamda ağızdan ağza geçen efsaneleri, destanları, masal ve hikâyeleri tüm yönleriyle ele almaya çalışmıştır. Aytmatov, Türk milletinin tarih içindeki sevinçlerini, tasalarını, kahramanlıklarını ve engin tecrübelerini yazıya dökerek Türk Dünyasında çok sevilip saygı duyulan bir yazar haline gelmiştir. Eserlerinde içinde yaşadığı toplumun sorunlarını ve çelişkilerini de anlatmıştır. Bu bağlamda sorunların üstünden gelmek için öncellikle geçmişe bağlı olmak gerektiğinin, kendinden ve milletinden haberdar olmanın önemine özellikle dikkat çekmeye çalışmıştır.Aytmatov, mücadelesini sanat yoluyla vermiş, dönem dönem uygulanan sansürü aşabilmek için eserlerinde çeşitli (mecaz-metafor)benzetmelerden yararlanmıştır. İleri görüşlü aydın bir kişiliğe sahipti. Günümüzden 50/60 yıl önce Sovyetler döneminde Türk Dünyasının ilerde muhakkak bir araya gelebilmesi gerektiği yönündeki görüşlerini sıklıkla eserlerinde dile getirmiştir. Türk kültürünün tanıtılmasına ve gelişmesine önemli hizmetlerde bulunan Aytmatov, Türk Dünyasını oluşturan ülke ve topluluklar arasında çok önemli manevi bir köprü görevi üstlenmiştir.Aytmatov’un eserlerinde kadının sosyal yaşamın içerisinde hem anne hem çalışan mücadeleci bir karakter hem de Türk toplumunda erkek kadar eşit bir kimliğe sahip olduğuna dikkat çekmeye çalışmıştır.Aytmatov, Kırgızistan’ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra Talas Bölgesi Milletvekilliği yapmasının yanı sıra diplomat kimliğiyle ülkesini Almanya ve Lüksemburg’da Büyükelçilik, Avrupa Birliği, NATO ve UNESCO’da ise temsilci olarak başarıyla temsil etmiştir. Aytmatov’un başlıca eserlerine bakacak olursak Gün Olur Asra Bedel, Cemile, Selvi Boylum Al Yazmalım, Cengiz Han’a Küsen Bulut, Çocukluğum, Gül Sarı, İlk Öğretmen, Beyaz Gemi ve Toprak Ana ilk olarak karşımıza çıkar.UNESCO’nun verilerine göre Aytmatov’un kitapları dünya okuyucularının ilgisini hem edebî hem felsefi derinliğiyle çekmiş. Eserleri 170’ten fazla dile çevrilmiş. Eserlerinin toplam baskı sayısının 60 milyonu geçtiği ifade edilmiştir.    Doğumunun 90’ıncı yıl dönümünde Cengiz Aytmatov’u büyük bir sevgi, saygı, özlem ve rahmetle anıyoruz. Türk Dünyası onun öngörüde bulunduğu şekilde gün geçtikçe bir araya gelerek güçlenmeye devam ediyor.  Ruhu şad olsun…